KADİR DAYIOĞLU


FELAKETE SORUMLU ARAMAYIN!..

Son söz: “siyasetin geçim aracı!” olmaya devam ettiği sürece bu kısır döngüden kurtulamayız.  “Siyasal etik yasası” da bu nedenle önemli. Peki, çıkmama, çıkartılmama gerekçesi ne olabilir ki?


Felakete boşuna sorumlu aramayın. Karşınızda duruyor; siyaset, siyasal popülizm… İmar mevzuatını sürekli değiştirenler, imar barışı/afları çıkartanlar, “adrese teslim” kamu ihalesi yapanlar. Evvelemirde burada arayın felaketin sorumlularını. Saniyen; gözlerini para bürümüş müteahhitlere ve gözleri doymayan arsa sahiplerine bakın. Yönetmelikleri, kanunları “günah keçisi” yapmayın.

***

İstisnasız tüm dönemler için söylüyorum. Özellikle belediye meclislerinin şöyle bir gündemine bakınız, gündemin ağırlığını imar ile ilgili konular teşkil eder... Belediyeler, meclis ve encümen gündemlerinin yüzde kaçını “imar konuları” oluşturuyor? Açıklasınlar bakalım.

***

Mesela, çevre komisyonuna, sağlık komisyonuna kimse talip olmaz belediye meclislerinde ama söz konusu “İmar Komisyonu” oldu mu, sıraya girerler hatta üye olabilmek için, “rüşvet” veren dahi olursa, hiç şaşmayın.

***

Soru şu: Neden “İmar Komisyonları”, meclis üyeleri için cezbedicidir? Mesela, imar komisyonunda olup da dışarıda mimarlık/inşaat bürosu olan kaç kişi vardır, dersiniz? Yine mesela yıllardır Kayseri’de;“falanın bürosundan geçmeyen sorunlu proje onaylanmaz!” söylentileri ayyuka çıkar.Ayyuka çıkan bu sesleri başkanlar duymaz mı, sanki!..

***

İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisleri üyelerinin, meclise girmeden önceki meslek ya da iştigal ettiği konuları ve sonraki konularını hiç merak ettiniz mi?Cevabı çok basit ve anlaşılabilir: Çoğunun, inşaat yükleniciliği, arsa simsarlığı ya da arsa/parsel “al-sat”, bina “yap-sat”. Çoğu siyasiyi cezbeden de bu… 

***

Adamın hem bürosu var ve hem de imar komisyonu başkanı. Bunda bir terslik yok mu? Bunu belediye başkanları bilmez mi? Mimari bürosu (Haritacılar da dahil) olup da belediye meclislerine, belediye encümenlerine, il genel meclislerine girmek için çaba harcayan onlarca kişi bilirim. Dostlar, başkanı olduğu belediyenin, düştükten sonra, bu sefer meclisine girmek istemi hiç dikkatinizi çekmez mi?

***

Bunu bir adım daha ileri götürüyorum, yine istisnalar hariç, tüm iktidarlar için söylüyorum, il, ilçe başkanları, buralarda görev alanların kahır ekseriyeti için de geçerli bu sorum: Bunlardan arsa işine karışmayan, “al-sat”, “yap-sat” yapmayan var mı? Kendileri değilse, birinci dereceden yakınları. 

***

Dediğim gibi bu yani imar planları ile oynamak dün vardı, bugün de var, yarın da mutlaka olacak... Bu konuda, geçmişten bir örnek vermek istiyorum... Ki bu örneği, birkaç kez de aktarmıştım bu sütunda...Kayseri İmar Planının ilki Nazmi Toker (1932-1936, Çaylak Planı), ikincisi1940’ların ilk yarısında Başkanlık yapan Avukat Emin Molu dönemine rastlar. Yapanlar da Alman/Avusturyalı şehircilik uzmanı Prof. GustavOelsner(Ösner) (İTÜ) ve ünlü mimar Prof. Kemal Ahmet Arû(İTÜ). Arû o zaman doçent. Uygulaması, geniş çapta Kanuncu dönemine denk gelir. 

***

Uygulama ile ilgili Kavuncu döneminden bir anekdot aktaracağım. Anekdot, 1988 yılında İstanbul’da basılan “Kayseri’de Yaşayan Renkli Kişiler” isimli kitaptan aldım. Yazan da Avukat rahmetli Cavit Yeğenoğlu’dur. Cavit Bey, 40. sayfada, “Cadde Meselesi” başlığı altında bir anısını naklediyor. Olay şu:

***

“1950 seçimlerinde Demokrat Parti’ye aday [üye]olmadan beş on arkadaş Belediye Meclisi’ne aday olduk ve seçildik. Toplantılara iştirak ediyoruz, bildiklerimizi de hiçbir baskıya maruz kalmadan söylüyoruz.”“Çok eskiden şehrin nazım planları, değerli bilim adamlarından bir Alman Profesöre hayli ücret verilerek çizdirilmiş. Bugünkü Mahrumlar altı [Aydınlıkevler] Hipodrom olarak düzenlenmiş. Bu yeri mesken mıntıkası yapmak istiyorlar. Hem de işçi kooperatifine yok pahasına verecekler.”

***

“Görüşmeler bende, daha önce parti grubunda kararlaştırıldığı kanaatini uyandırdı. Söz istedim: ‘Arkadaşlar şehrimizin geleceği düşünülerek, birçok para harcanarak, dünyada isim yapmış adamlara çizdirilmiş. Sizler 15 metrelik caddeleri 10 metreye indiriyorsunuz, hipodromu kaldırıyorsunuz, bu yaptığınız doğru değil’ deyince hiç unutmam...”

***

Bakalım Cavit Bey neyi unutmuyor?“Üyelerden biri , hem de avukat; ‘At koşturacak adam, biraz ilerde koştursun, caddelerin genişliği de 10 metre olarak iyi, oradan geçenlerin boynuzu mu takılacak ne lüzum var 15 metreye?’!..”dedi.

***

“Felaketin büyüklüğünün” yanı sıra, ikinci günah keçisi, “deprem yönetmelikleri” olacak. Siyaset, teflon tava gibi işin içinden sıyrılacak. Bakalım, AK Parti bu krizden de sıyrılabilecek mi? 

***

Yıkılanların, 2000 öncesi yönetmeliğin uygulandığı dönemlere ait olduğu söylenecek. Ama bu doğru değil. Zira o yönetmeliğe uygun projelendirilen, uygulanan ve denetlenen hiçbir yapı enkaz haline gelmez. Hasar görse bile, ölümcül sonuçları olmaz. 2000 sonrası uygulanan yönetmelik için de geçerli bu savım. Bu yönetmeliğe uygun yapılmayan proje, uygulama ve denetim yetersizliği de peşinden enkazı getirir. 

***

Ama siyasetin etkisinin yoğun olduğu kamu binaları yapımı, kent imar uygulamaları, ruhsatlar, proje kontroller, seçim öncesine denk getirilenimar afları, imar barışları, sonucu önceden belli ihaleler vs. hep sorunun kaynağı ve bir “kaynak sorun” olmaya da devam edecek. O nedenle, iktidar da dahil, kimse kendisini aklamaya, “teflon tava” gibi felaketi bir yerlere ciro etmeye kalmasın.

***

Son söz: “siyasetin geçim aracı!” olmaya devam ettiği sürece bu kısır döngüden kurtulamayız.  “Siyasal etik yasası” da bu nedenle önemli. Peki, çıkmama, çıkartılmama gerekçesi ne olabilir ki?