Türkiye’de son dönemde herkesin ağzını açık bırakan, hayretlerle izlediğimiz olaylar oluyor.
Anayasa değişikliği hamlesi ve Açılım süreci ile gelinen noktadaki son gözaltılar ve alınan kararlar herkesi ciddi şekilde tedirgin etmeye devam ediyor.
Bugün bu konulara dair önemli Devlet adamlığı gözlemleri ve tespitleri ile endişelerini dile getiren ve her fırsatta önemli mesajlar veren Yurt Partisi Genel başkanı İçişleri eksi bakanlarından Sadettin Tantan’ın görüşlerini paylaşmak istiyorum.
Her tespiti önemli.
Her söylemi dikkate alınması gereken sözler.
Her altını inat ve ısrarla kalın harflerle çizdiği satır başı geçmişten geleceğe önemli bir köprü.
İnsanımızın geleceğine dair neler yapması gereğinin geçmişten geleceğe uzanan Devlet Adamlığı deneyimi ile adeta yol gösterici bir fener.
ÜLKEMİZE, İNSANIMIZA
GÜVENİYOR VE İNANIYORUZ.
Sondan başlayalım isterseniz.
Diploma iptalleri, gözaltı kararlarına dair bakın ne diyor Sadettin Tantan?
“İktidarın bugüne kadar seçimleri kazanmasında karşısındaki rakibi belirleme ve süreci yönetme gücü etkin rol oynamıştır.
Ekrem İmamoğlu ise iktidarın bu gücünü kıran bir isim olmuştur. Türkiye’deki siyasi sıkışmışlığı aşmak için Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklaması önemli bir dönüm noktasıydı. Kendisinin üniversite diplomasının yargı ve idare eliyle iptal edilmesi de Türkiye için kritik bir dönüm noktası haline dönüşmüştür.
Toplumun büyük kesiminde Ekrem İmamoğlu’nun seçime girmesi gerektiği kanaati hasıldır.
Halk sağduyulu bir şekilde adayına sahip çıkacak, oluşturulmak istenen kaosa izin vermeyecektir.
Teröristbaşına Gazi Meclis’te “sayın” dedirtenler, “kurucu önder” diyenler düştükleri gaflet çukurunda debelenirken Türk milletini kendi çukurlarına çekmeye güçleri yetmeyecektir.
Türk halkı kaos yaratmak isteyenlerin tuzağına düşmeyecektir.
Gelinen noktada; erken seçim artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Cumhuriyet, laiklik, Atatürkçülük kavramına sahip herkesin partilerüstü bir anlayışla bir araya gelmesi de bir o kadar kaçınılmazdır.
Yurt Partisi bu doğrultuda birleştirici bir fonksiyonu icra etmeye hazırdır. Türk milleti her türlü zorluğu aşabilecek kadim bir millettir.
Ülkemize, insanımıza güveniyor ve inanıyoruz. Bu yurt bizim sahip çıkacağız!
ÇANAKKALE ZAFERİNİN ANLAM VE ÖNEMİ…
Ülkenin bütünlüğü bağlamında kazanılan zaferlerin önemine bir kez daha vurgu yapan Tantan’ın Çanakkale Zaferi ve anlamına dikkat çektiği açıklamasında ise şu ifadeler yer alıyor:
Çanakkale Zaferi emperyalizmin kalbine saplanmış derin bir hançerdir. Türk milleti büyük yokluk ve zorluklar içinde neler başarabileceğini yedi düvele göstermiş ve ispat etmiştir.
Bugün de durum bundan pek farklı değildir.
Türk milleti başaramayacağı sanılan pek çok işi başarabilecek kudrete sahiptir.
Milletimizi etnik, dini veya başka unsurlarla bölmek isteyenlerin hain emellerine ulaşmasına asla izin vermeyeceğiz.
Çanakkale’de büyük askeri dehası tartışmasız olarak kabul edilen ve Kurtuluş’a giden yol için liderlik vasfını ortaya çıkan Mustafa Kemal’in açtığı yoldan asla geri dönmeyeceğiz.
Günümüzde din kisvesi altında Cumhuriyet düşmanlığı yapanların milli birliğimizi bozmalarına izin vermeyeceğiz.
İslam dininde bir ırkın diğerine üstünlüğü yoktur, cahillik yerine akıl benimsenmiştir.
Peygamber Efendimiz; devlet yönetiminde “millet olma” iradesini ortaya koymuştur.
Bugün ise bu gerçeği çarpıtanlar, Cumhuriyeti yıkmak isteyenler ne acıdır ki; faaliyetlerini açıktan sürdürme cüretini bulabilmektelerdir.
18 Mart ruhu var olduğu müddet hainler emellerine asla ulaşamayacaktır. 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’i, aziz şehitlerimizi, gazilerimizi, Nusret mayın gemimizin komutanı Mustafa Bilgin’in dedesi Sapancalı İsmail Hakkı’yı, I. Dünya Savaşı’nda hemen hemen her cephede savaşarak Gazi olan dedem Hacı Ali Çavuş’u ve Çanakkale’de binlerce kefensiz yatan şehidimizden biri olan üniversite mezunu olmasına rağmen cepheye gönüllü olarak giden dedemin kardeşi Osman dedemi minnetle yâd ediyor, saygıyla anıyorum.
CUMHURİYETİN KURULUŞ FELSEFESİ…
Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar kalacağına dikkat çeken Tantan’ın yozlaştırılmaya çalışılan Cumhuriyetin kuruluş felsefesine dair uyarıları ise şu şekilde;
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini sadece ulus devlete indirgeyerek yorumlarda bulunmak eksik ve hatta hatalı bir yorumdur.
Ekranlarda bu görüşe sıkça başvurulmaktadır.
Oysaki; Cumhuriyetin kuruluşunda fikri anlamda önem arz eden Ahmet Cevdet Paşa, Ziya Gökalp, Mansurizade Said Bey, Mehmet Kamil Miras, Mehmet Rifat Börekçi, Mehmet Şerafettin Yaltkaya gibi düşünürler Cumhuriyetin teolojik altyapısını da oluşturmuşlardır.
Bu teolojik altyapı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu Fransız Devrimi etkisinden ayıran en önemli unsurdur.
Osmanlı’daki Eşarilik anlayışının yerine Cumhuriyet’le birlikte Maturidilik’in benimsenmesi yani devlet yönetiminde din ve siyaset ayrımının benimsenmesinde Cumhuriyet’in teolojik altyapısını oluşturan dönemin fikir adamlarının etkisi vardır. Ulus devlet kavramıyla Cumhuriyetin kuruluşunu ifade etmek ilk bakışta doğru gibi görünse de en başta ifade ettiğim üzere eksik ve hatta hatalı bir yorumdur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Maturilik esasına dayanan bir din ve siyaset işlerini ayırma politikası vardır.
Ayrıca; devletin din ve vicdan özgürlüğünü sağlayarak dini yaşamı serbest bırakması da Cumhuriyetle gerçekleşmiştir.
Dayatmacılık sona ermiş ve halk özgürleşmiştir.
Teröristbaşının meşrulaştırılmaya çalışılan talepleri üzerine Cumhuriyetin kuruluşuna dair yapılan yorumlarda bu hususların göz ardı edilmesi ekranlardaki bilgi eksikliğini açığa çıkarmıştır.
Mevcut Türk siyasetinde, entelijansiyasında da bu eksiklik göze çarpmaktadır.
Akademi; bürokrasi, istihbarat, ordu ve siyaseti beslemelidir.
Akademide unvanların hak edilerek kazanılması yerine liyakat dışı uygulamaların varlığı akademinin besleme gücünü ortadan kaldırmaktadır.
Siyasetçilerin cemaatleri oy deposu olarak görmesi çok büyük bir beka tehdididir.
Din ve vicdan özgürlüğünü temel almayan siyasi hareketler oy kaygısıyla günü kurtarma peşindeyse de bu anlayışın bir an evvel terk edilerek Cumhuriyet’in teolojik altyapısına dönerek din ve siyaset işlerini ayırmaları büyük önem arz etmektedir.
Türkiye; Cumhuriyetin kurucu ilkelerinden asla vazgeçmeyecek, emperyalizmin teröristbaşı aracılığı ile kendisine dayattığı talepleri yırtıp atacak ve bölgenin lider ülkesi olduğunu dosta düşmana yeniden kabul ettirecektir.
TÜRK MİLLETİ KAVRAMI…
Ülkemizde son dönemde sergilenen oyunlara karşı da bir kez daha uyarılarını sürdüren ve toplumun bölünmesi, ayrıştırılması yolunda da özellikle Türk kimliğine karşı yapılan saldırılar konusunda da uyarılarda bulunan Tantan’ın bu konudaki uyarı ve tespitleri ise şu şekilde:
Türk milleti kavramı kapsayıcı bir kavram olup Kurtuluş Savaşı’nı birlikte vermiş herkes bu kavramın içindedir.
Cumhuriyetin kuruluş felsefesini yıkmak isteyenler Türk milleti tanımının içine başka etnik unsurlar koymak istese de bu çaba beyhudedir.
Türk milleti tanımından rahatsız olanların kim olduğu, neden rahatsızlık oldukları da bilinmektedir.
Bu kimseler meydanı boş bulup bölücü faaliyetlere bilerek veya bilmeyerek hizmet etse de asla amaçlarına ulaşamayacaktır.
Türk kimliği bölgenin en geçerli unsuru olup kimse binlerce yıllık kardeşliğimize zarar veremeyecek, Türkiye’yi bölemeyecektir.
Bu yurt bizim sahip çıkacağız!
TARİHİ BİR UYARI DAHA…
Diyor ki Sadettin Tantan; Türk Devleti 1999’da teröristbaşını yakalayarak terör örgütünü bitme noktasına getirmiş 2002’de iktidar terörsüz bir şekilde AKP’ye devredilmiştir.
ABD, İsrail ve İngiltere’nin bölgemizde icra ettiği küresel oyunun merkezinde Türkiye hedeftir.
Ancak Türkiye büyük ve güçlü olarak tehdit kimden gelirse gelsin bertaraf edebilecek kudrettedir.
Bu noktada; Türkiye’nin asıl yoğunlaşması gereken mesele ABD destekli YPG’nin etkisiz hale getirilmesidir.
Yarın Trump YPG’yi aynı pozisyonda tutarsa İktidar YPG’nin üzerine Trump’a rağmen gidebilecek midir?
Bebek katilini bir aktör olarak gündeme sokmak en hafif tabirle derin bir gaflettir.
Suriye’deki Türk aşiretlerinin İsrail ve İngiliz istihbaratının etkisinden kurtarılarak, YPG’nin imha süreci başlatılmalıdır.
Hiçbir vasfı ve hükmü olmayan, bebek katili, teröristbaşından medet ummak büyük bir acziyettir.
Türkiye bu şahsı 1999’da yakalamış ve tutsak etmiştir.
Bundan sonra yapılması gereken mevcut tehditleri etkisiz hale getirmektir.
Sayıları milyonlarla ifade edilen sığınmacı ve yabancıların akıbetinin ne olacağı iktidarda da muhalefette de gündem dışı tutulmaktadır.
İktidarın güvenlik politikalarındaki yanlışlarını dile getiremeyenlerin de bu süreçte iyi bir sınav vermediğinin altını çizmek gerekir.
Türkiye’nin iki parti arasındaki siyasi yoksunluğa mahkum edilmesi kabul edilemez.
Bu yoksunluğu aşmak için erken seçim şarttır.
Yurt Partisi; Türkiye’nin menfaatleri için doğruları cesurca söylemekten asla geri durmayacaktır.
SON SÖZ
Son söz mü?
Bu da bizden olsun.
Türkiye’nin fabrika ayarlarına dönmesi şart.
Peki ne mi o yol?
Atatürk’ün çizdiği tam bağımsız, dışa bağımlı olmayan Türkiye Cumhuriyeti.