KADİR DAYIOĞLU


ENTROPİ YA DA DÜZENSİZLİK...

Savaşa mı gidiyoruz yoksa sandığa mı? Belli ki, bir grup, “baharın” gelmesinden; “her şeyin güzel olmasından!” rahatsız. Aslında rahatsız olanlar sistemden besleneneler; kazandıkları konfor ve pozisyonu kaybetmek istemeyenler…


Evet. Siyasetin sivri, insafsız, acımasız, itham edici, çirkin dili Erzurum’da etkisini gösterdi. Birkaç kendini bilmez İmamoğlu’nun aracını taşladı. Adeta taş yağmuruna tuttu. Tabii, can ve mal güvenliği için var olan, olması gereken güvenlik güçleri, iddiaya göre seyirci kaldı… İmamoğlu’nun sağduyusu, CHP’lilerin, sakinliği, daha büyük faciayı önledi. 

***

Savaşa mı gidiyoruz yoksa sandığa mı? Belli ki, bir grup, “baharın” gelmesinden; “her şeyin güzel olmasından!” rahatsız. Aslında rahatsız olanlar sistemden besleneneler; kazandıkları konfor ve pozisyonu kaybetmek istemeyenler… 

***

Tabii, saldırıyı gerçekleştiren gençler, sistemden pay almayanlar. Milli Gelirin nasıl paylaşıldığının farkında değiller. Yaşları ilerledikçe, nasıl ve kimin için bu eylemi yaptıklarını anlayacaklar. Ama iş işten geçecek. Zira onlar, bu tür eylemlere katılan ne ilk ve ne de son nesil olacak. 

***

Peki, kullandıkları kimler? Bilmiyorum. Ama siyasal tarihimizde benzerlerinin çok ve çok acı sonuçlar doğurduğunu biliyorum. Niyetim, kabuk tutmuş yaraları kaşımak değil. Ama anımsatma yapayım. İsmet Paşa’ya Uşak’ta atılan ve başını yaran taş, yine İsmet Paşa’ya Topkapı ve Kayseri’de yapılan engeller; İzmir Havaalanında Ecevit’e yapılan silahlı saldırı; TİP’lilerin domates, yumurta yağmuruna tutulması; yine TİP’lilere Meclis’te linç girişimleri; Meral Hanım ve İYİ Parti’ye yapılan sözlü ve fiziki saldırılar, Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girimi…

***

Başbağlar, Madımak, Kahramanmaraş, Çorum katliamları… Kayseri’de TÖS’ekatliam girişimi. Tüm bu olaylar, iktidarın işine yarmadı, hatırlatmak isterim. Ama ülke bundan zarar gördü onu da…

***

Bu duygu ve düşünce içerisinde sizlere,“entropi” ya da “düzensizlikten” söz edeceğim. Zaman zaman, “küresel ısınma muhabbetleri” bir yanılgı mı, daha ileri gidip “ emperyal çıkaralar” için bir araç mı, diye düşünüyorum... 

***

Yani diyorum ki, söylenenleri bir yana bırakıp, yaşanan iklim değişiklikleri kaçınılmaz bir olgu mu? Belirli periyotlarda yaşanması kaçınılmaz mı? Yoksa“cahil ve zalim” insanoğlunun doyma bilmez iştahı sonucu mu ortaya çıkıyor? Yine yani, iştahlarımıza gem vurduğumuz takdirde, gidiş tersine çevrilebilir mi?

***

Şahsen ben bunu, yaşanması gereken, kaçınılmaz bir olgu gibi düşünüyorum; bu oluşumda doyma bilmez iştahımızın sadece katalizör olduğunu yani süreçleri etkilediğini varsayıyorum. Küreselleşmeyi de böyle algıladığımı da belirteyim. Hiçbir güç, küreselleşmenin önüne set çekemez. Burada, “akıllı devletler”, önlemler alır ve toplumsal travmaları en aza indirir... Bundan habersiz toplumlar da sağa-sola saldırır; ha bire “iç ve dış düşmanlar” arar.

***

Evet. Kainat genişledikçe,-ki, giderek genişliyor- düzensizliklerin de artması doğaldır. Bilimcilerin ifadesi ile“kainatınentropisi”  ya da “kainattaki düzensizlik” sürekli artıyor.Kainat“yok oluşa” doğru gidiyor... “Evren çok düşük entropi ve çok yüksek yoğunlukta Büyük Çöküş ile sona erer.” 

***

Peki, ne zaman? Bir rivayete göre, 5 milyar yıl sonra… Bir görüş böyle. Başka görüşlerde var ama ortak noktaları, bir gün kainatın yok olacağı…

***

Yine bilimcilerin ifadesine göre her “şey”, her “nesne” kendini yok etme eğilimindeymiş... Buna da örnek olarak, demirin paslanarak atomlarına dönüşmesi gösteriliyor... 

***

Entropikavramını sosyal olaylara da uyguluyorlar... Diyorlar ki, bir toplumda, suç işleme meylinde olanları toplayıp bir yere tıkasanız orada, suç oranı sıfıra yaklaşır. Bunları bir anda azat ettiğiniz düşünün, suçun patlama yapacağı, yani toplumda “düzensizliğin” artacağı muhakkak...

***

Dostlar; bakalım yanılmış mıyım? Bundan on altı yıl önce, 3 Temmuz 2007 tarihinde yine bu başlık altında kaleme aldığım yazımda, şu değer hükmünü vermiştim: “Dillerinde ne kadar özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü vb. derlerse desinler, şahsen ben AKP’nin de statükodan yana olduğundan kuşku duymuyorum... Mevcut düzenin devamında sayısız yarar var onlar için; yeter ki, ‘türban sorununu’ halletsinler; bir de kendilerine ‘Sakıncalı Piyade’ gözü ile bakan ‘bürokrasi’ ve bunların siyasal uzantıları ile uzlaşsınlar, işlem tamam... 

***

“Yeterli çoğunluğa sahip olmalarına rağmen 1982 Anayasası’nı kökten değiştirmemelerinin başka bir izahı olmasa gerek... Haklarını teslim noktasındayız; zaman zaman yaptıkları Anayasa değişiklikleri ise,  makyajdan öteye geçmezdi; nitekim öyle de oldu... “

***

Devam etmişim: “Sonuçta; belirsizlikler, kararsızlıklar; müktesebat, fikirlerin berraklaşmaması; kafaların karışık olması ister istemez ‘siyasal entropinin’ artmasına neden oluyor bu da siyasal düzensizliği peşinden getiriyor...”

***

“O halde sorunun kaynağı, 1982 Anayasası ve onun müesseseleri; buna paralel yapılan yasal düzenlemeler de... Anayasayı kökten değiştirmeyi bir yana bırakın sözgelimi, ülke barajı yüzde 5-6’lara çekilebilseydi, bugün yaşanan sıkıntıların çoğu olmazdı...”

***

“AKP için söylemiyorum, herkes için söylüyorum: Yüzde 25 seçmenin oyun dışarda kaldığı bir sistemde, kullanılan oyların yüzde 35’ini alarak, milletvekillerinin dörtte üçüne sahip olarak iktidar olunmaz; olmak isteyeni de rahat bırakmazlar... “

***

“On yıl kadar öncesinin o meşhur ve malum sözü ile noktayı koyalım: Düzenden çıkar sağlayanlar, düzenin değişmesine karşı koyarlar. Ve oynanan oyunun adı da, ‘sıra bende!’ olur. Bu oyundan da, ‘sistemden yana olanların’ rahatsız olmamaları gerekir... Öyle ya, size de bir gün sıra gelebilir...”