Başlarken…
Bugün yazacağım konu başka bir şey, ancak size önemsediğim bir haberi, bugüne dek savuna geldiğimiz tehlikeyi anlatması açısından vermek istiyorum…
Siyasal İslamcılar tarafından hedef gösterilip ölümle tehdit edilen ilahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ndeki öğretim görevliliğinden istifa etmiş.
İstifa ederken de…
"Artık gidelim… Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim. Doktora tez danışmanlıklarımı Cübbeli ile Sakarya'daki tacizci Nurullah'a devrettim. İlahiyat işleri artık onlara teslim…"
Demiş…
Şimdi n’olmuş mu diyeceksiniz?
İstifa, tek taraflı kullanılan bir haktır ve özgürce kullanılır. Prof. Dr. Öztürk, Almanya’dan gelen bir teklifi değerlendirmiş, istifa ederek oraya gitmiş ama…
Mesaj, anlayana çok anlamlı ama anlayana…
XXX
Gelelim günün önemli konusuna.
Aslında gündemin biraz gerisinde kalıyorum sanıyorsunuz ama, bu yazı, hafta başı, yani Pazartesi günü yazıldı, sırası Perşembe gününe ancak geldi. Hepsini gününde yazabilsek, gazetemizin bir tam sayfasını olduğu gibi kapatmamız gerekir ki…
Maazallah… O nedenle sarkmalar oluyor kusura kalmayın, kabahat benim değil. Ayrıca ben gazetenin sahibi de değilim.
Günün önemli konusu, Pandemi konusunda ve sırasında alınan önlemlerle ilgili. Bilindiği gibi Pazartesi günü Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Ulusa sesleniş” gibi bir programda, geçtiğimiz süreç içinde yapılanları, gelecek süreçte de yapılacakları bir bir anlattı.
Pandemi ne demek? İsterseniz kısaca anlamını vereyim: “Pandemi, Pandemiler veya pandemik hastalıklar, bir kıta hatta tüm dünya yüzeyi gibi çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel addır.”
Hazreti Google böyle tarif ediyor, bundan sonra esasa geçelim…
XXX
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, selam sabahtan sonra söze başladı ve önce şöyle bir giriş yaptı…
“Milletimizin yeni normalleşmenin ilk heyecanıyla kurallara riayet konusunda yeterli dikkati gösteremediğini düşünüyorum…”
Doğru…
Millet olarak çok da umursamadık, başlangıçta işi Allah’a havale etmek, tevekkül ile karşılamak gibi tutumumuz oldu, eyvallah…
Ancak salgına karşı önlem alma konusunda deneyimli olmayan iktidarınız, geriye dönüp de nerede hata yapıyorum diye de düşünmedi. Eğer düşünse idi, örneğin Hıfzıssıhha Enstitüsünü kapattıklarına bin pişman olur, Atatürk Hava Limanının pistine Pandemi hastanesi yapmak gibi akla ziyan proje yerine, derhal enstitüyü yeniden açar ve ihtisas sahibi olan personeli aşı için yönlendirir, seferber ederdi.
Derhal ve gecikmeksizin, tüm ülkede bir anda sıkı önlemler alırken, örneğin sıkıyönetim gibi sokağa çıkma yasağı uygulamak, bu süreçte milletin geçim derdine çare bulur, tüm maddi olanaklarını buraya sevk eder, ülkeyi dışarıya karşı kapatır, geleni karantinaya alırken, gideni de kontrol ederek gönderirdi.
Virüsün yayımla modeline karşı, korunmayı sağlayacak tüm önlemleri alırdınız ama, milleti de aç ve açıkta bırakmadan, işsizliğe itelemeden…
Bunların hiç biri gereği gibi yapılamadı, ancak siz milleti suçluyor, ardını arkasını pek önemsemiyorsunuz.
Bir başka başlığınız, “Milletimizin birlik ve beraberliğini güçlendirdik” oldu…
Ne yazık ki bu da gerçek değil, şöyle…
Cumhur ittifakı, zillet ittifakı diye milleti böldünüz, hatırlarsanız. Kendinizi AKP Genel Başkanı ve yürütmeni başı sıfatıyla eleştirenlere karşı birçok davalar açtınız. “Birleştirme” kavramı bu olmasa gerekirdi.
“Şehir hastaneleri özellikle salgın döneminde kritik rol üstlendiler” ifadesini kullandınız, oysa şehir hastaneleri ellerinden geleni yapmaya çalışırken, ortaya çıkan aksamaları gözden kaçırdınız, sağlık çalışanları ve doktorlar hayatlarını kaybetti, sağlık çalışanlarına ek ödemeyi bile insan onuruna yaraşır yapamadınız.
Yine “Diğer yandan insanların haftalar boyunca eve kapandığı günlerde eğitim öğretime devam etmek ayrı bir önem kazanmıştır.” dediniz, bu tür eğitimden de bir faydayı öğrenciler eşit şartlar altında alamadı. Ya bilgisayarları yoktu ya da internetleri, ya da gereğin gibi ulaşamıyorlardı. Derslerini takip edebilmek, ulaşabilmek için dağlara çıkmak zorunda kaldılar. Bir kuşak eğitimsiz kaldı, farkında değil misiniz?
Bir diğer başlığınız, yapılan yardımlar(!) idi…
Oysa yardım yerine borçları öteleme, kredi şeklinde borçlandırma yaptınız da geri nasıl ödenecek, düşünmediniz. İcra daireleri, icra takip dosyaları ile doldu, dosya koyacak yer kalmadı.
Karşılıksız yaptığınız yardımlarda verdiğiniz ve toplam olarak “Milyar lira” olarak harcadığınızı belirttiğiniz rakamları alt alta toplayınca, “N’oldu” dediğimiz malum milyar doları bir türlü bulamadım.
Aşılama çalışmalarından söz ettiniz, halen 11 milyon civarında kişi aşı olabildi, genç nesle daha sıra bile gelemedi.
Ve sonuç olarak “Tedbirlere uymamamız halinde yeniden kısıtlamaların yasakların gelmesinin kaçınılmaz olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.” dediniz.
Anladık ki daha önümüzde çok sıkıntılı günler yaşayacağız.
Çünkü… Kısıtlamalar, yasaklamalar yanında insanların geçim derdine çare bulamazsanız, bu insanlar aç kalmamak için çalışacaklar.
Ve sokaklarda gezecekler, yan yana, bitişik, önlem bile alamadan.
Yoksa… İşte “Yoksa”dan sonrasını düşünmek bile istemiyorum, halimiz nice olur, onu bile yaklaşık olarak değerlendiremiyorum...
Emmiler… Benim matematiğim çok güçlü değildir, hele cebir dersim hiç yoktur. O nedenle bu hesapları yapmaya aklım bir türlü ermiyor vesselam…


