Soruyu, termodinamiğin “birinci yasasını” anımsatarak başlayalım: Evrenin toplam enerjisi sabittir: Sistem Enerji kaybederse bu enerji çevre tarafından alınmıştır. Sistem Enerji kazanırsa bu enerji çevreden alınmıştır. Yani, toplam enerji değişmez. Elektrik de bir enerji türü olduğundan bu yasaya tabi.
***
Öyle ya, sözgelimi bataryaları, görünmez bir güç, gelip dolduracak değil. Bunu için elektrik lazım. Bu da; ya fosil yakıt ya da yenilenebilir enerjiden elde edilecek. Yani, araçlar elektrikliye dönüştükçe, içten yanmalı motorlar için kullanılan benzin ve mazota eşdeğer, ilave elektrik üretim tesislerine ihtiyaç olacak. Haliyle doğa tahribatı değişmeyecek. Siz sanmayın rüzgar ve güneş enerjisisantralları doğa dostu. Onların da çevresel etkileri var. Nükleer de bu cümleden…
***
“Elektrikli otomobillere geçişin hızlandırılmaya çalışılması ile bir anda kötü adam ilan edilen geleneksel araçlar göründüğü kadar kötü, elektrikliler ise göründüğü kadar iyi olmayabilir. Günümüz şartlarında üretimi zor ve maliyeti yüksek olan elektrikli araçların arka planında yaşanan olaylar bu araçlara karşı bakış açınızı temelli değiştirebilir”, diye başlamış Baran Beki,Karar’da ki yazısına (02.12.2023).
***
Bakınız nasılmış. Özetle veriyorum: Peki elektrikli otomobillerimiz ve masum görünen bataryalarımız gerçekten göründükleri kadar masumlar mı?… Günlük hayatımızda neredeyse her noktada kullanmaya başladığımız ve ihtiyaç duyduğumuz bataryalar [piller], otomobillerde çok daha büyük olduğu için daha fazla mineral [kobalt, nikel, bakır, lityum vd.]ve dolayısıyla daha fazla madencilik gerektiriyor.”
***
“Karbon emisyonlarını sıfıra indirmek ve daha temiz bir gelecek için girdiğimiz bu yolda, içten yanmalı ve doğayı tahrip eden araçlarımızın yerini pırıl pırıl elektrikli araçlar aldı ve bizlere sadece bunların doğayı daha az kirlettiği söylendi.
***
“Günümüzde daha dayanıklı olduğu bilinen içten yanmalı otomobiller, elektrikli otomobillerin yükselişiyle bir anda kötü adam ilan edildi. Ancak elektrikli otomobillerin aslında söylendiği kadar temiz ve etik olmaktan ne kadar uzak olduğunu anladığınızda, kötü adamın aslında gerçekten o kadar kötü, iyi adamın ise o kadar iyi olmadığını anlarsınız.”
***
Elektrikli arabaların kalbinde pompalanan kan elektriktir, bunu hepimiz biliyoruz. Bu kanın pompalanmasına yardımcı olan bataryalar[hammaddeleri] ise Şili'nin çöllerinde, Avustralya'nın iç bölgelerinde, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin düzlüklerinde elektrikli araç ihtiyacımızı karşılamak için toprağı delerek, yaşam için ihtiyacımız olan suyu kurutarak [elde ediliyor].”
***
Fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecinin karşıtları tarafından sıkça dile getirilen, batarya/pil minerallerini arama faaliyetinin dünyaya bıraktığı izler konusunda birçok kişi endişeli. İngiliz gazetesi Telegraph'ta yayınlanan bir haberde Kongo'nun Kobalt madenlerinde küçük çocukların çalıştırıldığı ve bu çocukların madenlerden etkilendiği [belirtiliyor].“
***
Aynı zamanda lityum-iyon bataryaları için büyük miktarlarda gereken, hem tarım hem de insanlar için de gerekli olan su kullanımının da Güney Amerika'da anlaşmazlıklara sebebiyet verdiği açıklandı. Haberde batarya üretimi ve elektrikli araçlara geçilmesi için getirilen teşviklerin/önlemlerin, İngiltere'de bulunan kirli havanın pırıl pırıl EV'ler (elektrikli araç) ile azaltıldığı fakat azaltılan bu kirliliğin bedelini Güney Amerika'daki çocukların ödediğine dikkat çekildi.”
***
Demek ki, içten yanmalı motorların ortaya çıkardığı “kirlilik” dünyanın bir başka yerine, ağırlıklı olarak fakir-fukara, geri kalmış ülkelerine öteleniyor. Tıpkı, sanayide kullanılan enerji yoğun proseslerini, geri kalmış ülkelere ötelendiği gibi. Ayrıca; çocukların çalıştırılmasına, ucuz emeğe neden oluyor. Mesela, saf bakır (katot, %99 Cu) üretimi Avrupa ülkelerinde yapılmıyor artık. Avrupa, nihai ürün alıyor (kablo gibi). Üretimi, geri ya da gelişmekte olan ülkeler yapıyor.
***
Bir diğer gerçek de şuymuş: “Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre, elektrikli araçlar geleneksel bir araca kıyasla araç başına 173 kilogram daha fazla mineral gerektirir. Buna, talebi hızla artan ve elektrik altyapısı gibi alanlarda kullanılan bakır da dahildir. Elektrikli araçlarda kullanılan bakır geleneksel araçlara göre 2 kat daha fazladır. Elektrikli araçlar neredeyse 9 kilo lityum, 40 kilo nikel, 12 kilo kobalt ve geleneksel araçların hiç kullanmadığı yarım kilo nadir mineralleri gerektirir.”
***
“Üreticilere getirilen kısıtlamalar ve elektrikli araçlara yapılan agresif geçiş hakkında Washington Post, bu sistemi "kanlı bataryalar" olarak adlandırdı. Yapılan bu eleştirilere ve endişelere bilimsel açıdan bakıldığında ortaya çıkan sonuç, haberin başında da belirttiğimiz gibi ne kötü adamın o kadar kötü, ne de iyi adamın o kadar iyi olduğunu ortaya koydu.”
***
“Özetlemek gerekirse, elektrikli araçlarda kullanılan bataryalar tedarik ve üretim kısımlarında oldukça zorlu süreçlerden geçiyor. Bu süreci doğru bir şekilde yönetmek yerine,‘Seneye içten yanmalı araçlar yasaklanıyor’ gibi zorunluluklarla elektrikliye geçiş hızlandırıldığında, elimize geçecek olan ürün sandığımız kadar temiz olmayabilir. Hatta daha çok kirlilik ve zarar oluşturabilir.”
***
“… Elektrikli araç kullanarak içten yanmalıların zehirli gazlarından kurtulabiliriz. Yalnız bu araçların üretimi ve maliyeti günümüzde geleneksel araçlar kadar kolay değildir. Üretim sürecinde gerekli değişiklikler yapılmazsa, ortaya çıkan tek sonuç çevre kirliliğinin lüks şehir merkezlerinden alınıp Afrika'nın fakir ülkelerindeki masum insanlara yayılması olur.”
***
Tabii, üretim ve bataryalar için kullanılan enerji toplamı, küresel ısınmaya negatif etki yapmayacak. Sonuçta, adı ne olursa olsun kullanılan her türlü enerjinin, küresel ısınmaya etkisi değişmeyecek. Tabii, bu süreç, insanoğlunun ateşi ilk kullanmaya başladığı andan başladı; 19. yy’dan itibaren geometrik olarak arttı. Yani, küresel ısınma nevzuhûrbir şey değil. Bu etkiyi en aza indirmede bize düşen görev, ne tür olursa enerjiyi “etkin ve verimli” kullanabilmek. Bu sayede enerjiye talebi azaltabilmek. Yoksa, araçların elektrikli ya da içten yanmalı olması önemli değil.


