KADİR DAYIOĞLU


EL İNSAF!..

Bunları yok sayıp; bunları görmeyip, “vur abalıya!” misali, “Garibim İmamoğlu’na” vuracaksınız. İzanın durduğu… İnsafın durduğu… İdrakin durduğu… Bir süreçten geçiyoruz. Allah encamımızı hayr eyleye…


İstanbul’a kar yağdı. Bir yağdı, “pir yağdı!” Hayat durdu… Durunca da iktidar ve yandaşları harekete geçti… Muhalefet de durur mu? Onlarda bir bir eski defterleri açmaya başladı. Oysa, pek sık rastlanmayan bir doğa olayı ile karşılaşıyorduk. Şu kadar yıl sonra Antalya’ya kar yağıyordu. Önemli olan krizi yönetebilmek; buna hazırlıklı olabilmek zihnen, eleman ve ekipman olarak. Hele hele “ana arter”, otoyol, havaalanı gibi stratejik yerlerde…

***

Ara sokak ve caddelerde; “Gaba yil memurunu” beklemek lazım. Hüsamettin Çetinbulut ilk yılında, şiddetli yağan kara çaresiz kalmış, karı kaldırmak mümkün olmamıştı. En yakın arkadaşı, AKP İl Başkanı Şaban Çopuroğlu’nun babası rahmetli Mehmet Abi’nin; “Duydunuz mu? Bizim Hüsamettin, karın kaldırılmasını ‘gaba yil memuruna’ havale etmiş’!” dediğini kulaklarımla duydum. Bunun hikayesini de yazdım.

***

Öyle ya, iki tarafına araç park etmiş cadde ve sokakların karını nasıl temizleyeceksiniz ki. Bir kere kar kürüme araçları giremez. Çoğuna da, “ranta” dayalı imar uygulamaları izin vermez. Bunlar bilinmez mi? Bilinir… Çeyrek asır kulaklarının dibinde çok tüfek atıldı. “Hasan Dağının kekliğine!” döndüler adeta; ne kışlar, ne afetler geçirdiler ama amaç başka; “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!” O da Ekrem İmamoğlu… Demem o ki; “az zamanın Hatça abbası” değiller ama “üç maymunları” oynarlar.

***

Peki, ahali bu oyunun neresinde? Dünyanın her yerinde “ahali” irrasyonel davranış meylindedir. Ama yönetenler “akılcı” olma durumunda. Bunlardan “akıl dışı” davranış beklenemez. İstanbul “ahalisi” de bundan “uzak” değil. O nedenle bunlardan bir şey beklemeyin.

***

İstanbul’u kaybettiler… Bu kayıp, evlat acısı gibi oturdu içlerine… Öyle oturdu ki içlerine, bir türlü hazmedemiyorlar.  Besleyen tüm damarları kesildi. Adeta; “İmamoğlu’nu seçtiniz de böyle oldu!”, diyorlar… Bir; “Oh! oldu” demedikleri kaldı.

***

Önceden kararlaştırılmış bir randevu kapsamında, İBB Başkanı İmamoğlu “bir saatliğine”, İngiliz Büyükelçisi ile bir yemek yemiş, hemen afet öncesi. “Vay, dışarıda kış kıyamet varken, sen nasıl yemek yersin!”, dediler ve başladılar hücuma… Bu, siyaseten elbette yanlış… Bir belediye başkanının mutlaka dikkat etmesi gerekir, bu tür “kriz” anlarında. Hele hele söz konusu İngiliz Büyükelçisi olunca, başka yerlere çekerler. Kurumsal olarak Büyükşehir, “görevini” yapabildiyse ne mutlu… Taktiri de İstanbullulara ait…

***

Şimdi gelelim “kazın ayağına” ya da havuz medyası ve iktidar tarafından gizlenmek istenen ama gizlenemeyen konuya… Biliyorsunuz, İstanbul’un 39 ilçesi var. Bunun 14’ü CHP’ye, 24’ü AKP’ye ve birisi de MHP’ye ait… Ana arterler dışında kalan sokak ve caddelerin karla mücadelesini bunlar yapar. Acaba bunlar yeterince görevlerini yaptılar mı? Hiç buraya değinmiyorlar. Herhalde, AKP’li Tevfik Göksü’nün Belediyesi Esenlerin cadde ve sokaklarını da Büyükşehir temizleyecek değil ya. İnsaf, izan derken bunu kastettim.

***

Bir diğer konu da, İstanbul’un göbeğinden geçen, kuşak gibi saran otoyol ve köprülerin durumu… Bunların işletme, bakım ve onarım ve dahi karla mücadelesi Karayolları ve “İşletmecilere” ait… Bunların hepsi felç durumda… Bundan da mı İmamoğlu sorumlu? İnsaf ve izan kalmadı derken bunu kastediyorum…

***

İnanın, iktidar yanlısı bir medya muhabiri, kapanmış “otoyoldan” haber yapıyor, İmamoğlu’na yükleniyor; “görüyorsunuz durumu!” diyor.

***

Tabii, bu iktidar ve izandan, insaftan bu denli yoksunlar, ulaşıma kapatılan, dünyanın en büyük havaalanı olduğu ve iç/dış düşmanların kıskandığı söylenen “İstanbul Havaalanı” 24 saati aşkın bir süre trafiğe kapatıldı. Pist başı yapan uçak yolcularına erişilemiyor, bu yolcular terminale taşınamıyor…

***

Park halindeki uçaklar kara gömülmüş durumda, terminalde bekleyenler “isyan halinde!”, “We need hotel!” diye haykırıyor… Olay çıkmasın diye güvenlik kuvveti sevk ediliyor. Yatmaları için karton dağıtılıyor… Tabii, bir de kargo binası çatısı çökmesin mi? İnanın bir çatı nasıl çöker? Bunun videosunu tüm inşaat fakültelerinde öğrencilere gösterilmesini tavsiye ederim.

***

Milyarlarca avroya çıkan bir tesisten söz ediyoruz. Çöken, köylü Mehmet Ağa’nın ahır damı değil. Bu nasıl mühendislik, bu nasıl uygulama, bu nasıl kontrollük, bu nasıl proje. Bir havaalanı, bir otoyol düşünün karla mücadele için eleman ve ekipmanı yeterli değil… Asıl sorgulanması gereken bu.

***

Tabii, uçuşlar kapatılınca ne yapılır bekleyen yolcular? Şehir içine gönderilir. Öyle değil mi? Ama mümkün değil. Zira, İBB görevine girmeyen bağlantı yolları da kapalı… Tayyip Beyin talimatı ile, Ulaştırma ve İçişleri bakanları, İmamoğlu’nun beceremediği “duruma el koymak”  için İstanbul’a hareket ediyorlar. Ulaştırma Bakanı karayolunu tercih ediyor… Yolda kalıyor… Geri dönüyor bu sefer havayolu ile gitmek zorunda kalıyor, içişleri bakanıyla…

***

Rabbani cilveye bakın ki Bakanlar, yok etmek istenen, sanki yer yokmuş gibi, bir pistinin üzerine “45 günde baraka hastane yapılan” Atatürk Havaalanı üzerinden İstanbul’a ulaşıyor. Biliyorsunuz, milyarlarca avro harcanarak, YİD Modeli ile yapılan İstanbul Havaalanının “fizibilitesi”, “yer seçimi” çok tartışılmış, “gelin yapmayın!” denmişti ama dinletememişlerdi. “Yapalım da görün!”, demişlerdi… Uzun hikaye, bir başka yazı konusu…

***

Bunları yok sayıp; bunları görmeyip, “vur abalıya!” misali, “Garibim İmamoğlu’na” vuracaksınız. İzanın durduğu… İnsafın durduğu… İdrakin durduğu… Bir süreçten geçiyoruz. Allah encamımızı hayr eyleye…