“İstediğiniz kadar bilimle, teknolojiyle iç içe olun, batıl inançlar yakamızı bırakmadı mı bırakmıyor!” Akıl ve bilim dışılık halidir bu…
***
Bâtıl inançlar, insanlık tarihi boyunca var olmuş, günümüzde de var, olmaya da devam edecek… Bâtıl inançlar sadece inanç alanında gözükmez; hayatımızın her fakültesinde görmek mümkün. Bu nedenle bâtıl sözcüğüne sadece inanç alanına aitmiş gibi bakmamalı…
***
İnanç alanında ki “bâtıl inançlarımız!” kadar, ekonomik alanda ki “bâtıl inançlarımızı da sorgulamamız ve bunlardan kurtulmamız gerekir. Toplum olarak bunlardan kurtulamadığımız sürece, hiçbir sorunumuzu akılcı ve kalıcı bir biçimde çözemeyiz.
***
“Devlet değil mi versin?” söylemi, sonuçta “Devletin bitmez ve tükenmez hazinesi vardır!” gibi bir başka “batıl inancı” da peşinden getirir. Sözgelimi; “orada var bizde neden olmasın” kabullenmesi, “devletin bitmez tükenmez hazinesi olduğu” batıl inancına tipik bir örnektir.
***
Oysa devletin, “Bitmez tükenmez hazinesi yoktur!”. Devlet birilerinden alır ve birilerine dağıtır. Devletin dağıttığı da topladığı kadardır ya da en azından eş olmalıdır. Bazen topladığı yetmez, yani bütçe açık verir, bu takdirde borç alır; içerden ya da dışardan...Bazen alınan borçlar, çok acı sonuç verir.
***
Bakınız, 65 yaş ve üstü ücretsiz toplu taşımda, sınırsız biniş, bazı yerlerde bir miktar iniş yetmedi. Şimdi ise kaldırılması düşünülüyor, tümden… Oysa bunun “ücretli/ücretsiz binenler”, belediyeler ve işletmeciler arasında bir optimali yakalamak gerekirdi. “Sınırsız biniş” ne demekti. Öyle ya, bu da “toplamı sıfır” olan bir oyundu. Sonunda yük, belediyelerin sırtına binecekti, bu da sürdürülebilir, değildi…
***
Şimdi ise otobüsçüler/minibüsçüler; “Biz bu işin altından kalkamıyoruz… Her biniş için belediye şu kadar para versin. Yoksa taşımayacağız!”diyor… Belediye ne yapsın? Hiç olmasa, istedikleri paraya yakın bir para versin ama mesela günden iki ya da ayda altmışa indirsin… Sistem belki rahatlar.
***
Tabii, belediyelerin bitmez tükenmez hazinesi olduğunu sananlar, bu teklifimize, şiddetli itiraz, demediklerini bırakmamışlardı… Şimdi ise hem öküzden ve hem de küpten olacağız… Siyasal popülizmin hüküm sürdüğü bizim gibi ülkelerin hali bu. Siz, sanıyor musunuz ki, bir miktar doğal gazı bedava kullanıyoruz. Ne gezer? Bunu, şu ya da bu kalem adı altında başka hizmet alımları üzerinden ödüyoruz.
***
Bir başka bâtıl inancımıza göre birilerinden alınan bu borcu, devlet öder zannederiz. “Devlet değil mi, ödesin gitsin!” deriz. Oysa o borcu da yine biz öderiz... Hem de; “acı acı os….rak!” Şimdi ödediğimiz gibi… Son acımasız zamlar bu cümledendir.
***
İlk zamlar geldiğinde, “durun bakalım, arkadan bal kabağı satan geliyor!” dediğimde, kimseyi inandıramamıştık; “ulusal basında yazanlar gibi yazıyor!” diye küçümser bir eda ile bizi aşağılamaya kalkmışlardı.
***
Gelelim işin değişmeyen kuralına: Devlet dağıtırken bazı ayrıcalıklar yapar. Deyim yerinde ise bazıları “öz evlat!”, bazıları da “üvey evlattır”devletlüler katında. Ama “öz” ve “üvey evlatlar!” siyasal iktidarlara göre değişir. Yine deyim yerindeyse her iktidar değişiminde “evlatlar”, deplasman yaparlar!
***
“Her parti kendi zenginini üretir!” yakınması da buradan kaynaklanır. Yeni, iktidar zenginleri türer; eskiler beriye çekilir. İsim vermeye gerek yok. Bu keyfiyet dün böyleydi, bugün de böyle… Böyle giderse, yarın da böyle olacak! Çünkü“Sistemden beslenenler, sistemin değişmesini istemezlermiş!”
***
Bu nedenle bizdeki siyasetin odağında; “öz“ ya da “üvey evlat!” olup olmama keyfiyeti vardır. Yine bu nedenle siyaset, istisnaları çıkın onlara saygı duyarım, “yüksek duygu ve idealler için yani vatan millet Sakarya için yapılır!” bâtıl inancına aldanmamak gerekir.
***
Siyaset, “öz evlat” ve “üvey evlat!” oyunu olunca bunun etrafının, “Hazineden geçinmeliler, mesleksizler!” tarafından çevrilmesi de gayet doğaldır. Çapsız adamların, siyaseti sarmaları da. Siyasete yakın olmaları da. “Hazineden geçinme” genetik bir hal alınca, kamu varlıklarının hortumlanması da eşyanın doğasına uygundur. Bu nedenle kimse, “Aaaa... Nasıl oluyor bunlar demesin!”
***
“Hortumlayın!” demek istemiyorum bir analiz yapmaya çalışıyorum ama sahibi iktidarlara göre değişen, sahipsiz ve ortada duran bir kamu malını hortumlamamak, aptalların cebinde paralarının durmasına izin vermekle, eş anlamlıdır.
***
Fakir fukara ne çekiyorsa, kendilerini kurtarmak için siyaset yapanların, iktidara talip olanların yüzünden çekiyor. Ömrü hayatımda, kendisini kurtaran çok siyasetçi, siyasetçi yakını gördüm ama bu süreçte kurtulan, bir fakir fukara görmedim. Gören varsa, beri gelsin!..


