Eğitimin hali pür melali ortada… Veliler endişeli, öğrenciler umutsuz, öğretmenler isteksiz… Liselerden kaçan kaçana; açık öğretime kapak atmak isteyenlerin haddi hesabı yok… Açık öğretimde, okul yok ki, devam zorunluluğu olsun… Herkes evinde, işyerinde, bilgisayara ortamında sınava girecek…
***
Yani, anlayacağınız “gitse de gitmese de” amaçlanan, birer lise diplomasına sahip olmaları isteniyor… Okullar boşalmaya başlamış… Hele hele “Proje Okulları” dışındaki okullarda daha yoğunmuş bu kaçış varmış… Bunu, bizzat öğretmenlik yapanlar söylüyor. Sonuçta eğitim varsılların, imkanı olan ailelerin çocukları için anlamlı hale geldi. Geri kalan; “Saldım çayıra, Mevlam kayıra!”
***
Tabii bu satırları yazarken, “her şeyi AK Parti iktidarı ile gördüğümüz yıllar” öncesine gittim. Üç derslikli köy ilkokullarından sonra ilçe ya da merkez ilkokullarında devam eden; ya da ilk üç, son iki sınıfın birlikte okunduğu yıllara… O, pırıl pırıl“köylü çocuklarının”, arkadaşlarımızın,mühendis, tıp fakültelerine, burs kazanıp yabancı ülkelere gittikleri yıllara…
***
Mesela; merhum Nuh Naci Yazgan’ın “genç yaşta ölen oğlu Hakkı” için Lise karşısında yaptırttığı “Köylü Talebe Yurdu olmasaydı okuyamazdım” diyen çok büyüğümüzü tanıdım. Düşünebiliyor musunuz, 1960’lı yılların başında Kayseri Lisesi’nde, yatıp-kalkan, arkadaşlarımız vardı. Hatta çoğu sınıflardaki sıralar aynı zamanda onların özel dolabıydı, kapaklarında kilit takılıydı.
***
Bunların tamamına yakını yoksuldu… Orta öğretimde, “Köylü talebe yurtlarında” ya da okul yatakhanelerinde, yine çoğu leyli meccani olarak kalırdı… Bazıları, toprak zeminli, kiraladıkları bir göz odalarda… Mesela, bunlardan birisi, Temel Karamollaoğlu… Değerli Abimiz, Orta ve Liseyi Kayseri’de bitirdi. Leyli meccani okudu. İTÜ’yü kazandı. Parasızlıktan gidemedi… Bir burs imdadına yetişti, İngiltere’de tekstil tahsili yaptı… Bu durumda olan sayısız örnek var…
***
Tabii, fakir Cumhuriyet, eğitime kol kanat germiş, Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Mustafa Necati gibi idealist; “Köyün/ülkenin eğitim yolu ile kalkınacağına” inan insanlara teslim etmişti okulları, öğrencileri.Tabii, Enstitülerin yerine ikame edilen Öğretmen Okulları’nı da yok ettik. En büyük hata da Eğitim Fakülteleri altında toplamak oldu öğretmenliği… Öğretmen yetiştirmek, ayrı bir konu…
***
O yıllarda; Kırsalda yaşayan nüfus yüzde 85’lerde… Hisarcık’tan Kayseri merkeze gidenlere; “gurbete gidiyor!” gözü ile bakıldığı, gidenin arkasından ağlandığı yıllar… Kırda yaşayanların ayaklarına götürmüşlerdi eğitim ve öğretimi, “köy okulları” ve “Köy Enstitüleri” ile… Tabii, buna Anadolu feodalleri, toprak ağaları müthiş tepki gösterdi. Yine tabii, “göbek altı”hikayelerle…
***
Peki, şimdi? “Hali pür melalimizi”, geldiğimiz noktayı araştırmalarda, dış dünya ile karşılaştırmalarda da görüyoruz. Türk Eğitim Derneği (TEDMEM) OECD'nin hazırladığı son kapsamlı veri setini raporlaştırmış. Bunu, Sözcü’den, Özlem Ermiş Beyhan haberleştirmiş (13.11.2022).
***
Bilgi notu: OECD, demokratik yapılara ve piyasa ekonomisine sahip 37 ülkenin küreselleşmenin ekonomik, sosyal ve yönetim sorunlarını çözmek ve bu sürecin fırsatlarından faydalanmak üzere müştereken çalıştıkları bir örgüttür. Türkiye, kurucu ülke.
***
Buna göre; “Eğitimin yükünü veliler sırtlıyormuş”. Türkiye eğitime aktarılan kamu kaynağında OECD ortalamalarının gerisinde. Durum veliler için tam tersi, Türkiye’de veliler OECD ortalamasının iki katı kaynağı çocukları okusun diye ayırıyor.
***
Eğitimin de bedelini veliler çekiyormuş; tabii, parası olanlar. Ya olmayanlar? Onlar da kusura kalmasın; sandığı iyi kullansın… Onların derdi ile bu saatten sonra, dertlenmeye hiç niyetim yok.Türkiye'de eğitim kamudan ziyade velilerin yükünü sırtlandığı bir hizmet haline gelirken, bu durum ülkenin geleceği açısından önemli bir tehdide dönüşmüş durumda.
***
Raporda, “Türkiye'de tüm eğitim kademeleri için, kişi başına düşen GSYH'nin yüzde 21'i öğrenci başına harcamalara ayrılmaktadır. OECD ortalamasında ise bu oran yüzde 26. Yine Tüm eğitim kademelerinde Türkiye, Meksika ve Kolombiya'dan sonra öğrenci başına en düşük eğitim kurumları harcaması yapan OECD ülkesi.
***
Özellikle ilkokul ve ortaokul kademelerinde Türkiye'de kişi başına düşen GSYH'nin yalnızca yüzde 16'sı öğrenci başına harcamalara ayrılmaktadır” deniliyor. Mevcut verilere göre Türkiye, talebe başına ortalama 5 bin 743 dolarlık yıllık harcamayla 36 ülke içinde 34. sırada. OECD'de ortalama ise 11 bin 990 dolar.
***
Öğretmenin maaşı kariyeri ile artmıyor. Rapora göre, Türkiye'de mesleğe yeni başlayan bir öğretmen en üst kıdeme ulaştığında başlangıç maaşından yalnızca yüzde 9 daha fazla maaş alırken OECD ortalamasında bu fark yüzde 64-67 arasında. Türkiye'de öğretmenlerin başlangıç maaşları OECD ortalamasına oldukça yakın, ancak bir öğretmenin alabileceği en yüksek maaş sıralamasında Türkiye sondan 4. sırada yer alıyor.


