KADİR DAYIOĞLU


DOĞAL GAZ ANLAŞMALARI

Ya hu, Ulaştırma Bakanı’nın dünyadan haberi yok. Karayolu ile İstanbul’a gidiyor. Geri dönüyor, Uçakla İstanbul’a gidiyor. Rabbani cilveye bakın, yok etmek istedikleri Atatürk Havaalanına iniyorlar.


Değerli dostlar… sizi, 30 yıl kadar geriye götüreceğim, doğal gaz ile tanışmaya başladığımız yıllara… “Bizden önce var mıydı?” dedikleri Doğal gaz iletim hatlarının yapıldığı yıllara… Öyle ya, ne gördüysek AK Parti sayesinde gördük… Aksini söyleyenler, elbette, “gözüne dizine durur!” sözünün muhatabı olur!.. Neyse. Biz o yıllarda yapılan doğal gaz anlaşmalarına bir parantez açalım. Acaba bugün yaşananlarla bir ilintisi var mı?

***

Ticarette; “tüketeyim tüketmeyeyim; kullanayım kullanmayayım, şu kadar süre için şu kadar mal ve hizmeti almayı taahhüt  ederim!” türünden anlaşmalar yapılır. Özellikle bu tarz, “iç arzın” olmadığı, “dış arzın” temininde zorluklar yaşanabileceği ihtimalleri için yapılır. Buna ticarette, devlet yönetiminde “öngörülük”, “müdebbirlik” denir… Bir başka adı da “liyakat”tır! Bir miktar fazla bedel ödersiniz ama mal ve hizmet alımında sıkıntı çekilmez…

***

Ülkemizde, üretilemeyen ama hayatımızın her fakültesine giren doğal gaz için de böyleydi. O dönemin yöneticileri de doğrusunu yapmışlardı. Ama ne yazık ki, bunu yapanları AK Parti, “Yüce Divan”da yargılatmıştı. Hatırladınız mı, Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’i?

***

Ama sağdan-sola eleştirenler şunu unutuyorlardı. Ya, doğal gaz kullanımı için çivi çakılmaz dolayısıyla ihtiyaç kalmaz. Ya da buna gereksinim varsa, ülkende olmayan bir şey için, “fiyat ve alım garantili” sözleşme yapılır. Bu çok doğaldı. İşin doğası gereği de bu idi… Buna; “arz güvenliği” derler. 

***

Ahaliyi ve sanayiyi/enerji üretimini doğal gaza bağımlı kıldınız, yılda 50 milyar metreküp kullanır oldunuz, “alım ve fiyat garantisi” yoksa ne yapacaksınız, bir sıkıntıda? Aradan 20 yıl geçti, 2019’lu yıllarda, bu sözleşmeler sorgulanmaya başladı. Nitekim, 4 Eylül 2019 tarihinde, Yani Şafak Gazetesi’nde uzman Gürkan Kumbaroğlu mahreçli bir haberi paylaşmak istedim.

***

Acaba, “alım ve fiyat garantili” sözleşmeler iptal edildi de, şimdi yeterince gaz temin edemiyor muyuz? Bu da gözden kaçırılmamalı… Haber; “Türkiye'nin uzun süreli doğal gaz anlaşmaları” başlıklı…

“Türkiye, doğal gaz alımı konusunda Rusya, İran ve Azerbaycan ile 1990'lı yıllarda çeşitli sözleşmeler imzaladı. Kimi zaman uzun süresi, kimi zaman alım garantisi, kimi zaman da yüksek fiyat nedeniyle eleştirilen bu anlaşmalar halen yürürlükte. Son dönemlerde küresel ekonomi piyasalarında özellikle enerji kalemiyle ilgili önemli değişimler yaşanıyor. Türkiye'nin de dahil olduğu Avrupa bloğu doğal gaz alımlarını büyük oranda Rusya ile yapıyor.

Enerji uzmanları, Avrupa'daki ülkelerin kendilerini bağlayan uzun süreli sözleşmelerin spot piyasaya endeksli hale geldiğine işaret ederek, ‘Türkiye'nin de bu konuda acilen adım atması gerekir. Aksi taktirde spot doğal gaz indirimlerinden faydalanamayacağız ve en erken 2021 yılına kadar spot piyasalarda doğal gaz fiyatları düşse bile yüksek fatura ödemeye devam edeceğiz’ uyarısında bulundu. Türkiye'nin uzun vadeli sözleşmeleri arasında 2026 yılında sona erecek anlaşma dahi var.

Türkiye'nin bu noktada Rusya ile imzaladığı iki uzun vadeli sözleşme var. Bunlardan ilki; 1997 yılında Mavi Akım üzerinden imzalanan ve yıllık 16 milyar metreküp doğal gaz alımı için imzalanan anlaşma. Bu anlaşma o dönem 28 yıllığına yapıldı ve 2025 yılında sona eriyor. Rusya ile yapılan diğer anlaşma ise 1998 yılında 'Batı Hattı' üzerinden yıllık 4 milyar metreküp doğal gaz alımı için imzalandı. O dönemde sözleşme 23 yıllık yapıldı. Sona eriş tarihi 2021.

Türkiye'nin Rusya dışında İran ve Azerbaycan ile uzun süreli sözleşmeleri var. 1996 yılında İran’dan yıllık 9.6 milyar metreküp doğal gaz alımı için 30 yıllık sözleşme imzalandı, 2026 yılında sona eriyor

2001 yılında ise Azerbaycan’dan yıllık 6.6 milyar metreküp doğal gaz alımı için 20 yıllık sözleşme imzalandı. Bu anlaşma da 2021 yılında sona eriyor.” Toplamı yaklaşık 37 milyar metreküp

***

İzaha muhtaç bir durum. Muhalefet de bu durumu bilmediği ya da unuttuğu için üstüne gidemiyor. Acaba iktidar, “sözleşmelerin” bitim sürecine yaklaşılmasını, “süre uzatımına gerek yok daha ucuz alırız!” gibi bir düşünce içerisinde mi? Kayseri’de bu durumu anlatan güzel bir yerel söz var: “Dabak (debbag) mısın, it bokuna muhtaçsın!”

***

Sanırım, şu anda, Osmanlı’nın sık sık yaşadığı; “Kaht-ı rical” halini yaşıyoruz. Para olmayınca ve sıkışınca, bizim de tahmin ettiğimiz gibi, depolardaki ve “acil” durumlarda yani bugünlerde kullanılması gereken doğal gazı da tüketirseniz olacağı bu. Buzdolabını tükettik. Bu yetmedi, derin donduruculardakileri de tükettik, alacak gücümüz de yok. Hane halkı aç kaldı… İnanın halimiz bu…

Düşünebiliyor musunuz. Yeni yapılan İstanbul Havaalanı kara teslim. Uçuşlar hala kapalı. Kargo binası kardan çöktü. Pistteki uçağa ulaşılamıyor. Yolcular uçakta hapis kaldı. Havaalanına bağlanan paralı otoyol kapalı. Açamıyorlar. Havaalanındaki karı temizlemekten acizler. Tabii, bunu yapacak olan İmamoğlu değil ama garibimin üzerine yıkacaklar.

***

Ya hu, Ulaştırma Bakanı’nın dünyadan haberi yok. Karayolu ile İstanbul’a gidiyor. Geri dönüyor, Uçakla İstanbul’a gidiyor. Rabbani cilveye bakın, yok etmek istedikleri Atatürk Havaalanına iniyorlar.

***

Sanayi Bakanı Mustafa Varank gibi muhalefeti suçlarsınız. Hazret, Allah’tan, “iki ayyaşa” kadar götürmedi eleştirilerini. Bunun sorumlusu “muhalefetmiş” ellerini ayaklarını bağlamış. “Yok canım!” Her şeye mutlak manâda muktedir olacaksın. “Ergleri” tek bir merkezde toplayacaksın, ha var ha yok hükmündeki muhalefet eliniz kolunuz bağlayacak. Bunu “yiyen” hâlâ var mı? Bilemiyorum.