Son dönemde hep şu konuşuluyor.
İnandığınız din mi, yaşadığınız din mi?
İndirilmiş din mi, uydurulmuş din mi?
İslam dini mi, Emevi islamiyeti mi?
Sünni mi, Şii mi, Alevi mi?
Dini aslından kopartarak, Kur’an’ın yolundan saparak herkesin kendi kafasına göre uydurduğu son dönemde Ateizmin-Deizmin patladığı bir dönemdeyiz ne yazık ki.
Hem de AK Parti’nin İmam hatipleri patlattığı, Diyanet’in bütçesinin nerede ise bütün bakanlık bütçelerinden bile fazla olduğu, camilerin sayının üçe katladığı, imam sayısının nerede ise doktor sayısından fazla olduğu bir dönemde.
Sizce de bu işte bir terslik yok mu?
BİR KISSA İLE DEVAM EDELİM!
Bektaşi ve cami hocası karşılaşır.
Hoca, Bektaşi’yi sorguya çeker.
"Söyle bakalım, Müslümanlığın şartı kaç?!
Bektaşi "Dokuz..." diye cevap verir.
Cami hocası kızar:
"Be hey zındık! Beşi nasıl Dokuz yaptın?!... Say bakalım. "
Bektaşi saymaya başlar:
1- Allaha ve Resul'üne inanmak!
2 - Dürüst olmak, yalan söylememek.
3- Adaletli olmak, haksızlık yapmamak!
4- Merhametli olmak, zulüm yapmamak...
5- Helalinden yemek! Çalmamak!
6- Aklı, ilmi kullanmak. Tefekkür etmek.
7- Hayatın geçici olduğunu bilerek, iyilik üzerine yaşamak!
8- Kimsenin canına kıymamak!
9- Çalışkan olmak, üretmek... Helal kazancından yoksullara da pay vermek...
Cami hocası bu cevaplara bir yandan kızmış, diğer yandan afallamış.
- Bre zındık. Bu saydıklarından birincisi dışında, diğerleri hangi mezhepte var?!
Peki, namaz, zekat, oruç, hac ne oldu?!
Bektaşi:
- Namaz, bu saydığım farzları yapan insanın secdeye giderek,
Kendi Varlığının geçici olduğunu idrak etmesidir.
Yoksa "Vay o namaz kılanların haline! " der Allah...
- Zekat, helal kazancından ihtiyaç sahiplerine verilen yardımdır.
Yoksa, yetim malı yiyenin cenaze namazı kılınmaz! Biliyorsun...
- Oruç, kişinin bir beden olmadığını, şuur bir varlık olduğunu anlamasıdır.
Yoksa, Dünyayı gerçek zannedip haksızlık yapanların vay haline...
- Hac, komşusu aç iken tok yatmayanların gitmeyeceği bir seyahattir.
Bu şartları yerine getirmeyenler boşuna gitmiş olur...
Cami hocası,"Seni mezhepsiz zındık! "
Deyip uzaklaşırken, Bektaşi imamın arkasından bağırmış:
- İmam efendi, bir tane daha aklıma geldi:
- Dedikodu yapmamak.
Mazallah, Dedikodu yapmak, fesatlık çıkarmak, "ölmüş kardeşinin etini çiğnemek!" der Kuran....
Hoca uzaklaşırken Bektaşi bir daha seslenmiş:
Hoca efendi, aklıma yeni farzlar gelirse sana söylerim...
"Biz az söyledik sizler çok anlayın"
PEKİ BÖYLE OLUNCA NE OLUYOR?
İşte asıl film burada kopuyor.
Size şükretmeyi öğretiyorlar.
Cenneti vaat ediyorlar.
Halbuki kendileri asıl cenneti burada yaşıyorlar.
Hanlar, hamamlar, saraylar aklınıza ne geliyorsa yalancı dünyanın nimeti gani. Oturdukları evlere, bindikleri araçlara, avantadan sahip olduklarına güç kuvvet yetmiyor.
Vatansızlığı kendilerine şiar edinmişler, onlar için varsa yoksa satış…
Sürekli olarak ölümü yüceltip, güzel yaşamayı aşağılıyorlar.
Dini yüceltip, bilime kayıtsız kalman için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunu yaparken de sürekli olarak imanı yüceltip, aklı aşağılarken sizi de kategorize ediyorlar.
Duyguları yüceltip, mantığı küçümsemekle meşguller.
Kendi çocuklarını Amerika’da okutup, halk çocuklarını imam hatiplere zorlarken, okullardan Matematik-Mantık-Felsefe gibi düşünsel manadaki dersleri tek tek tasfiye ediyorlar.
Liderlerini yüceltip, iyi sistem kurmayı aşağılayarak sizi dışlıyorlar.
Müteahhitti yüceltip, mühendisi aşağılarken, üniversiteleriyle değil, camileriyle gurur duyuyorlar ve ellerinden geldiği her yere cami yapıyorlar.
“Alnı secde görüyor” diye, zorba ve hırsız politikacılara oy verip, imamları yüceltip, filozofları aşağılarken, ev kadınlığını yüceltip, kariyer yapan kadını hem aşağılıyor hem de tu kaka ilan ediyor.
Sözü yüksek olanı değil, sesi yüksek olanı iyi lider sanıp, kurumsal çözümler üretmek yerine, sözüm ona kendilerince karizmatik lidere tapıyorlar.
Hatasından öğrenmek yerine, onunla duygusal bağ kurup hayatını bataklığa çevirip, standart sahibi olmak yerine, düştükçe “beterin beteri var” diye kendini avutuyor.
Başına gelenin katkısını görmek yerine, hep başkalarını suçlayıp, kendisine ait hiçbir başarısı yokken, sürekli atalarıyla övünürken, sıkılmış bir yumruğun, açık bir elden daha güçlü olduğuna körü körüne inanarak modern dünyaya akla, ilime, bilime düşmanlık etmeye devam ediyor.
CENNETTE ONLARI BULMAK NE ZOR!
Bunlara kimse alınmasın, gücenmesin, üstüne de almasın olur mu?
Bir fırka ile bitirelim bugün köşemizi.
Evlilik hazırlığında olan bir çift trafik kazasında ölüp cennete giderler.
Damat adayı durumu görevli meleğe anlatarak evlenip evlenemeyeceklerini sorar.
Görevli Melek:
“Bir bakayım…” der.
Aradan 3 ay geçtikten sonra görevli melek mağdur çifte sevinçli haberi vermek için gelir.
“Her şey ayarlandı.
Sizi evlendirebiliriz” der.
Damat Adayı:
“Şey… Biz düşündük de, acaba evliliğimiz yürümezse, bizi boşayabilir misiniz?” der.
Görevli melek gök gürültüsü sesiyle son derece kızgın bir şekilde:
“Siz manyak mısınız?
Cennette bir imam bulabilmek için 3 ayımı verdim.
Avukat bulmak ne kadar sürer tahmin edebiliyor musunuz?..”
