Devlet, Hâkimiyetin sahibi millet tarafından kabul edilmiş Anayasa ve ANAYSAYA UYGUN
yasalar sınırları içinde kalmak kaydıyla, seçilmiş ve atanmış kişiler tarafından ve millet
ve ülke çıkarları içinde kalmak kaydıyla yönetilir.
Aykırı davranış içinde olanlar, anayasa ve yasalar karşısında görevlerini kötüye
kullanmış ve suç işlemiş olurlar.
Kuralı iyice anladıktan ve aklımızda koyduktan sonra bir kenara koyalım dursun orda
ama unutmayalım.
Günlerden beri “Devlet içindeki cemaat ve tarikatların varlığı”ndan söz ediyoruz,
tartışıyoruz.
Tarikat ve cemaatlerin devlet içindeki konum ve etkisi hakkında hemen her gün bir
şeyler söyleniyor ve bu konuda ilginç kitapların yazıldığını görüyoruz.
Sarıklı, cübbeli, entarili ve sakallı kişilerin, taht gibi yerlerde oturup, etrafındaki
toplananlara öğütler verdiğini ve telkinlerde bulunduğuna şahit oluyoruz.
Ve bir gün olsun sormuyoruz, bu kişilerin asıl işleri ne, hayatlarını hangi işte ve helal
kazanç ile sürdürüyorlar…
Elde ettikleri serveti nereden ediniyor ve devlete ne miktarda vergi veriyorlar.
Çünkü adı geçen kişiler, büyük servetleri yönetiyorlar, devlet de bunları biliyor olmalı.
Derseniz ki “Efendim, devlet nereden bilsin?”
Bilmek zorunda, bilecek, bilmek için de görevlendirilmiş kadroları ve kurumları var, MİT
ne iş görür?
İşin ilginç yanı, bu yapıların başındakiler, tam anlamı ile soytarının ta kendileridir.
İnsanları inançlarını sömürerek servet sahibi olmakta ve devlet de bunlara seyirci mi
kalmaktadır?
Bazı kişiler, nedendir anlamıyorum, tarikatların ve cemaatlerin var olması gerektiğini
savunurlar.
Ne iş yaparlar ki, savunulacak ne marifetleri var ki?
Var sayalım marifetleri var, peki devletin içinde ne işleri var? İşleri “Din” ise, Diyanet
İşleri Başkanlığı bunları denetlemez mi?
Diyeceğim ama nafile çünkü Atatürk’ün kurduğu bu kurum da çizgisinin dışına çıkmış ne
yaptıkları bilinmiyor ve devlet bütçesinden en yüksek payı da alıyorlar.
Tam da bu sorular kafamda dolaşıp dururken, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı
Recep Tayyip Erdoğan, kürsüden yaptığı bir konuşmada, aynen şunları söylüyor.
“Müminin görevi varlıkta şımarmamak, yoklukta sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal
eyleyendir."
Ne kadar ilginç değil mi? Tarikatların ve cemaatlerin başında bulunan dolandırıcı tipler
de aynen karşısındaki cahil inananlara bunları söyleyip, onları sömürüyorlar…
CHP Sözcüsü Faik Öztrak ise şöyle konuştu: "Milletin yokluğunu artıran, sabrını da
zorlayan bir zamma daha imza attı. Benzine 16 kuruş, motorine 23 kuruş zam" dedi.
Yıllardan beri aynı şey olmuyor mu? Milletin bir bölümü yıllardan beri onlara inanıp
kazançlarının bir bölümünü onlara aktarmıyorlar mı?
Daha da beni güldüren şey tam da bu sırada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sahneye
çıkması…
Tarikat ve cemaatlerin devlet içine sızması konusunda açıklayıcı bilgi veriyor ve diyor
ki…
“Belirli grupların demokrasi ve hukuk sistemi dışında siyaseti, sermayeyi ve devleti etki
altına alması, yönetmesi, belli yerlere sızarak güç devşirmeye çalışması kabul edilemez.
Kaldı ki, devletimizin hiçbir biriminde böyle bir durum söz konusu değildir. Ancak inanç
grupları -son günlerdeki yönlendirmeli tartışmalara değinerek söylüyorum- tarihsel
sürecimizin geleneğimizin ve topraklarımızın bir kabulüdür.
Ayrıca bireysel olarak insanların inanç tercihlerinin olması, demokratik hayatın da doğal
bir sonucudur.
Fakat bireysel istismarlara veya inanç gruplarının istismarlarına nasıl müsaade
edilemezse, bu istismarları fırsat bilip medeniyetimizin ve topraklarımızın değerlerine de
saldırıya fırsat verilmeyecektir.
İçişleri Bakanı olarak söylüyorum: Herhangi bir inanç grubunun, devletin birtakım
noktalarını yönettiği ve sızdığı değerlendirmeleri, başlı başına yeni bir istismar alanıdır
ve doğru değildir. Yalandır. Provokasyondur.”
İfadelerin anlamı tarikat ve cemaatlerin devlet içindeki varlığının kabulü ile durumlarını
saklamaktır.
Söz konusu guruplar “Her hangi bir inanç gurubu” değil, tam anlamı ile hem milleti hem
de devleti bir şekilde soyan guruplardır ve İçişleri Bakanının bundan haberi bile yok
anlaşılan.
Adamı sağlık bakanlığı bünyesinde görevlendirmişler ve Menzil cemaatinden olduğunu
da saklamıyor, bakan “Yok” diyor…
Sonuç olarak, halen yürürlükte olan yasalar uygulanmadıkça, “Devlet” içinde cemaat ve
tarikatlar vardır ve var olmaya da devam edecektir.
Çünkü iktidarlar, bunların varlıklarından nemalanmakta, onlar da iktidarlardan çıkar
sağlamaktadırlar.
Hem keselerini doldurmaya devam etmekte hem de cumhuriyet rejiminin altını oymaya
çalışmaktadırlar.


