KADİR DAYIOĞLU


DERTLEŞME!..

Şimdi bunları yazarken, kimseyi kast etmediğim açık zira, bu uygulamayı yapanların kimler olduğunu bilmiyorum, üstelik karar vericiler ve uygulayıcılar belediyelerden ayrılmış; yani, şimdikiler, “çocuğu kucağında” bulmuş olabilirler…


Kent ile ilgili yazılarımdan, görevli bazı mühendis/mimar dostlarımın alınganlık gösterdiğini biliyorum… Yatırım kararlarının az çok nasıl ve hangi şartlarda alındığını da… Bu tür kurumlarda çalışmanın ne kadar zor olduğunu da… Haksız değiller ama bizlerin de bunları kamuoyu ile paylaşmak gibi görevimiz; bunu da yerine getirme gibi bir zorunluluğumuz var.

***

Dostlar, bu yaz, elektrik mühendisliğinde 53. yılımı idrak edeceğim. Masanın dört yanında da çalıştım. Sahayı bilirim; proje ve uygulama, müdürlük ve üst düzey yöneticilik yaptım. Otuz yıldır da, sürekli günlük köşe yazıyorum. Birikimlerimi birisi mesleki olmak üzere dört kitapta topladım. Yazılarım da, otuza yakın başlık altında. Beşincisi, “Kayseri’de Planlı Sanayi Alanları” geliyor. Son rötuşları yapıyorum.  Rahmetli Hocam Kâzım Yedekçioğlu’nun dediği gibi; “sel önünden kütük kaptık. İyi mi yaptım, kötümü yaptım?” Bilemiyorum…

***

Bir yandan bilgi eksikliği, bir yandan deneyimsizlik ve bir yandan da can ve mal güvenliği açısından bir mesleğin mensubuydum.  Mühendislik hayatımda çok sıkıntılı anlarım oldu, bazen kirpiğim kirpiğime değmezdi. Hata yaptığım da çok oldu… Yapa yapa öğrendik. Ama geriye dönüşü olmayan hata yaptığımı hiç anımsamıyorum…  

***

Yaşamadığım, görmediğim, güvenmediğim ve kaynağından kuşku duyduğum hiçbir şeyi yazmadım. Çok gezerim… Gezdiğim esnada gözlem yaparım. Bazen cep telefonu ile kayıt altına alırım… “Çok gezen ayakkabı eve b.k getirir!” kavli gereği bagajım sürekli dolu olur… Mesela, salı günü Hunat Camii meydan tarafında bulunan taksi durağının bulunduğu yerde, neredeyse, ne kadar parke var ya oynamış ya da kırılmış. Buna dikkat çekmek, haber yapmak zorundayız.

***

Bundan muradım şu: Döşenen karolarda bir sorun var… Bunu çok yerde görebilirsiniz. Ya fazla yük biniyor dayanmıyor ya malzeme ve yapıştırıcı uygun değil, ya projede bir hata ya da uygulamada bir sorun var… Bunu çözmek, mühendis dostlarımızın görevi. Her yıl bozulanları tamir etmek yeterli olmuyor.  Kökten çözmek ve bir “model” geliştirmek lazım.

***

Mesela ben yetkili olsam, yürüyen merdivenlerin yıllık arıza miktarını ve inkıta zaman ve sürelerini isterim. Ne tür müdahaleler yapıldığını da, değişen malzemelerin listesini de… Bir de bakmışsınız tamamen değiştirmek gerekecek. Öyle ya, masrafa ve ahalinin çektiği eziyete değmez. İnanın, geçitleri kullanmayanlar çalışmayan merdivenlerin ne anlama geldiğini anlamaz.

***

Şimdi bunları yazarken, kimseyi kast etmediğim açık zira, bu uygulamayı yapanların kimler olduğunu bilmiyorum, üstelik karar vericiler ve uygulayıcılar belediyelerden ayrılmış; yani, şimdikiler, “çocuğu kucağında” bulmuş olabilirler…

***

Mesela, Çevre Yolu’nda (Kocasinan Bulvarı) bulunan viyadük ve diğer “battı-çıktıları” Başkan Mustafa Çelik kucağında buldu. Tamamlamama gibi bir şansı yoktu… Ha keza Memduh Büyükkılıç Başkan da… O nedenle, eleştiri yaparken de, yol gösterirken de bu keyfiyeti de vurgulamak gerekir. Bunu yapamazsak, vebal ve günah Büyükkılıç ve ekibinin sırtına biner. Tabii, onlar da ne yapsın, “aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık!”, selefleri partilisi, “Kan kusacaklar kızılcık şerbeti içtik!”, diyecekler.

***

Hatırlar mısınız, bir yerel gazete 2019 yerel seçimleri sonrasında, Büyükşehrin “borçlarını”, belli ki politik nedenlerle, Mustafa Çelik’e yıkmak istemiş ve manşete çekmişti bunu.

***

Tabii, gazeteye o bilgileri kim verdi bilemiyorum. Ama Çelik ne yapsın, itham altındaydı… O da çıktı: “Hop hop!.. Durun!  Ben şu kadar borç devraldım, şu kadar iş yaptım, şu kadar borç devrettim, dört yıllık görev süremde!” demişti.

***

Öyle ya, Ankara adayı Mehmet Özhaseki, her fırsatta; “Ben belediyeciliği çok iyi bilirim… Para yönetimini de… Borçsuz ve şu kadar parası olan belediye devrettim!” türünden beyanatlar veriyordu. Yukarıda Allah var, halefi Çelik Başkan da ağzını açmıyordu; “kol kırılır yen içinde!” kavli gereği. Oysa o, nasıl bir belediye devraldığını biliyordu.

***

Tabii, iktidara yakınlığı ile bilinen bir yerel gazete, durup dururken bunu neden manşete çekmişti? Bilmiyorum ama bu bilgileri verenlerin Çelik’in, siyaseten önünü kesmek istedikleri muhakkaktı. Öyle ya; Sayın Abdullah Gül’ün arkasında olduğu söylenen Ali Babacan bir parti girişimindeydi. Abdullah Gül ile akraba ve yakınlığı bilinen Çelik’in de o oluşumda yer alması, doğal olarak bekleniliyordu.  Şahsen ben bekliyordum.

***

Zaten, yeniden aday gösterilmeyişinin önemli bir nedeni, bu “akrabalık” ilişkisiydi. Yılların politikacısı Tayyip Bey bunu çok iyi biliyordu. Bir de Özhaseki Başkan, Çelik’e sıcak bakmayınca, ipi çekildi. Yerine, yine Tayyip Beyin en güvendiği, Büyükkılıç başkan adayı oldu.

***

İddia ediyorum; Sayın Erdoğan’ın Kayseri’de, siyasal zeminin kayganlaşmaya başladığı günlerde Memduh Başkan’dan başkasını düşünemezdi. Böyle birisine teslim etmek isterdi Belediyeyi… Nitekim bunları hiç çekinmeden o günlerde yazdığım için, şimdi de anımsatıyorum. Ha layık değil mi? Elbette layık… Güzel de başkanlık yapar, yapıyor da… Ben, tahminlerimi yazıyorum. Elbette yanılma payı var; hem de yüksek…

***

Siyaset böyle acımasız bir şey. Çocuklarını çok rahat ve gözünün yaşına bakmadan yer. Bu havayı sezen Çelik, fırsat buldukça; “ben siyasetin içinde yokum!” deme ihtiyacı hissetmişti. Tabii, bu sözü “o zamanı” mı yoksa tüm zamanları mı kapsıyordu? Şimdilik bilmiyoruz ama neden olmasın ki?