Bilenler söylüyor; Kayseri merkezi ya da ova, derelerin beslediği bir göl gibiymiş. OSB’nin bulunduğu alan da dahil, bir kanalla Kızılırmak’a akarmış fazla su. Zamanla, su azalınca, doğal olarak göl de kurumaya başlamış. Mümbit bir ova çıkmış, ortaya. Verimli bir tarım arazisi oluşmuş. Sonra biz, bu araziyi iskana açtık. Tarım alanlarını yok ettik. Etmeye de devam ediyoruz.
***
Merkez ve OSB genellikle Erciyes, Bünyan, Gesi civarından, Talas’tan gelen derelerle beslenirmiş. Mesela, Başakpınar’dan Talas’a inen (Vali Konağı yanı) dere, “Talas girişindeki” bağ ve bahçeleri sulardı, yakın zaman kadar. O nedenle, “Talas altı kabağı” çok meşhurdu.
***
Hisarcık’tan inen, Hisarcık Deresi ya da “Deliçay”, ERÜ’den sonra, Eski Stadın yanından geçip Yeni Mahalle üzerinden Sarımsaklı suyuna karışıp oradan Kızılırmak’a giderdi.
***
Mehmet Bekarlar anımsattı. Bir de “Çakmağın Deresi” var. Bu da Polisevi’nin altından geçip Gediris’te sonlanırdı. Bu dereden şiddetli sel geldiğini iyi anımsarım. Sanırım, bu derenin bazı kesimleri doldurulmuş, yerleşime açılmış. Belediyeleri uyarıyorum. Bu dereyi de açık tutup, “taşkın önleme kanalına” bağlayın. Uyarmadı demeyin.
***
Yine mesela, Hacılar’dan inip, Eğribuçak ve buradan Hürriyet ve Aydınlık Evleri basan bir dere daha var. Buradan da sel geldiğini iyi anımsarım. Yine Güney-Kuzey yönünden (Sakar-Beğendik) inen, Kayseri OSB üzerinden Karasu’ya bağlanan bir dere daha var. Bunun OSB geçişini, OSB kanala aldı. Ya, öncesi? Bilmiyorum.
***
Tabii, çoğu ahali; “Doğa yasaları bizi ilgilendirmez; bizi bağlamaz; bizi etkilemez”, der. Ama felaket de başımıza gelince ağıtlar yakar, ah vah der, saçımızı-başımızı yolarız… Hasıl kelam; coğrafyayı bilmeden, doğa ile de birlikte yaşayamazsınız. Sonunda o sizi, “mat” eder, hem de feci bir biçimde. Tabi, Basra harap olmuştur artık; geçmiş olsun... Ağlamak, yakarmak nafile...
***
Ormanları yok ettik... Meraları da... Otlakları da... Yüzyıllar boyunca oluşan doğal su yollarını iskana açtık… Bir anlamda önlerine setler çektik… Doğal yapıyı bozduk. Derelerin aktif olabileceğini unuttuk. Doldurulmasına göz yumduk. “Feyezan” diye bir kavramın olduğunu kaç kişi biliyor? Velhasıl velkelam, doğayı elimizle katlettik. Şimdi de doğa bizden intikam alıyor! Hem de korkunç bir biçimde.
***
Birkaç yıl önce, tam bu ayda Tekir’e bir “afet” yağdı… Hisarcık dere boyunu aldı götürdü. Ta, Erciyes Üniversitesi’nden sesi geldi. Kartal kavşağına kadar, etkisini gösterdi. Unutmayın, dönemin ERÜ rektörü, yerleşke içinden geçen açık kanalı kapalı hale getirtmiş. Haliyle kanal tıkanmış, sel de ana caddeden inmiş. O, mutlaka yolunu bulur, “rektör mektör” dinlemez.
***
Düşünebiliyor musunuz; Melikgazi Belediyesi’nin daha bir yıl önce yaptırttığı, düğün salonu civarındaki beton “istinat duvarları” bile dayanamadı. Kim bilir, ne kadar para harcandı? Hangi akla hizmet bilinmez, yer kazanacağız diye, “trapez” kesit, yerini “dikdörtgen” kesite terk etti. Haliyle, sıkıntı da ortaya çıktı. Su taşımada, en ideal kesit “daire”dir. İmali zorluğu nedeniyle, “tarapez/yamuk” kesit tercih edilir. Yeni imalatta Melikgazi Belediyesi bu hatayı yaptı.
***
Mesela, Derebahçe çıkışındaki köprü ve hemen bitişiğindeki istinat duvarı da sorunlu. Köprü her an gelen ağaçlar, kütükler nedeniyle tıkanabilir. İstinat duvarı da rahat uçar. Sanırım, su taşmasın diye, köprü korkuluğuna “mania/örtü” koymuşlar, bunu da toprakla takviye etmişler.
***
Projeyi kim yaptı, işi kim yaptı, bilemiyorum ama duvarlar çok yerde çöktü, zemim betonu ise, sürtünme gücüne dayanamadı… Ne yol, ne köprü, ne ev, ne altyapı, ne araç bıraktı; sildi, süpürdü, götürdü… Öyle ya; bu dereye halk “Deliçay” diye boşa dememişler. Tabii, ne dendiğini bilmeyen sadece Melikgazi ve Büyükşehir idi. Uyarılarımıza rağmen; “aman her an ‘afet’ gelebilir, su yollarını açık tutun”, dediğimiz halde…
***
Testi kırıldıktan sonra yol gösterenler cümlesinden olmadım… Çok uyardım, şehri Güney-Kuzey yönünde kesen ve her an aktif duruma geçebilecek derelerle ilgili… İşte bunlardan birisi de, Halkın Deliçay da dediği, Hisarcık deresiydi…
Dere’nin, Derebahçe bölümü molozla, bahçe ve evsel atıklarla sürekli dolduruluyordu… Bir yetkili de bunu göremiyordu. Demem o ki; dere kesiti küçüldü. Fatih Parkı’nın ilerisine, eskiden, uyduruk bir iki köprü yapıldı. Etraf ottan, ağaçtan, ağaç köklerinden geçilmiyordu. Söğüt ve kavaklar etrafı sarmıştı.
Eskihan Lokantası önüne küçük bir kanal ve geniş bir gezi mahalli yaptırttı, Hisarcık Belediyesi. Bu da kesit küçülttü.… Haliyle daralan kanal, “feyezan”ı deşarj edebilecek kapasitede değildi… Olmayınca da, gelen su etrafa taştı ne yol, ne araç, ne köprü, ne altyapı bıraktı… Sildi, süpürdü götürdü…
***
Unutmayın; bir zincirin taşıma kapasitesi, en zayıf halkasının taşıma gücü kadardır.


