KADİR DAYIOĞLU


DENKLEM YANLIŞ…

Cumhuriyet, cebelleştiği ve cebelleşmekte olduğu sorunların tamamına yakınını Osmanlı’dan devraldı. İsterseniz bir bir sıralayanın. Tabii, bunların ne kadarını çözebildi? Tartışılabilir. Öyle Cumhuriyeti, “yük katarı” gibi görüp her şeyi üstüne yıkmak doğru değil.


Çoğu zaman denklemi yanlış kuruyor, doğru çözüm bekliyoruz. Bu, dönemimize has bir olgu değil; sürekli yapıyoruz bunu; maalesef. Mesela bireysel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda, otoriter ve totaliter davranışlardan söz edilemez. Ama ikisinin bir arada olabileceğini sanıyoruz.

**

Bir başka ifade ile bu, “bir makinenin bazı parçalarını doğru imal ettiğimizde, çalışacağını!” sanmamız gibi bir şey. Nihayet, “bir zincirin taşıma kapasitesi, en zayıf halkasının kapasitesi kadar!”. Ah, bir bunları içselleştirebilsek, mesele kalmaz. Büyük çapta sorunlarımızı çözeriz. İsterseniz bazı örneklerle konuyu açayım.

**

Tanzimat’tan beri (1839) kullandığımız bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklerin hiçbirinde ama hiçbirinde bizlerin, “kanı, gözyaşı ve teri” yok… Yukarıdan birileri verdi; alırken de yine bunlar aldı.

**

Hiçbir zaman “niye verdiniz!” demediğimiz gibi alırlarken de “niye alıyorsunuz” demedik… Hatta alırlarken alkışladık, bile… Bu nedenle demokratik hak ve özgürlükler, hayatımızın vazgeçilemez bir parçası olmadı… Olmadığı için de, yönetenler iplemiyor bizleri. Bakmayın siz; “benim halkım/milletim” dediklerine.

**

Deniyor ki, Osmanlı’da eyalet sistemi, hakimdi. Acaba?  Bir sistemin başında “eyalet” sözcüğünün bulunması, orasının “eyalet” olduğu anlamına gelmez. Osmanlı, “merkezi sistem” idi. Zaman zaman yerele verilen imtiyazlar sizi yanıltmasın. Payitaht istediği zaman bunları geri aldı. Geri alınca da kıyametler koptu mütegallibeler/ayanlar/derebeyler baş kaldırdı. Çoğu da kanlı bir biçimde bastırıldı. 

**

Popüler tarih kitapları bile yazar. Osmanlı’da “ipin ucu taşra lehine kaçmaya” başladıkça yani “merkez” zayıfladıkça, devlet de zayıflamış. Merkez ne zaman güçlendi, devlet de güçlenmiş. 1450 ve 1550 arasında ki ihtişam da bu nedenle.

**

Yine bu nedenle padişahlar sürekli merkezi güçlü kılmaya çalışmışlar. Tabii, merkez güçlü olmaya başlayınca, yerel ayaklanmalar da başlamış.1800’lerin başında başlayan doğu ayaklanmaları da bu cümleden. Ama bugün iki asırlık süreci bir aşıra indirip, “Cumhuriyeti”“günah keçisi” yapmak istiyorlar.“Bir asırlık sorun!”, Osmanlı dönemini yok sayıyorlar.

**

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki isyanlarının önemli bir nedeni, “aşarın” kaldırılması. Ülkenin her yerinde, “aşar toplayarak halka zulmeden yerel derebeylerin”, devrimlere karşı oluşlarının temel nedenlerinden birisi bu. Yoksa, “din ve imandan” uzaklaşma falan değil.

**

Ayanların başkaldırısı da bu cümleden… Verilen “imtiyazlar “merkez tarafından geri alınınca” ya da alınmak isteyince ayanlar yani “yerel derebeyleri” de başkaldırdılar. 1808 Senedi İttifakı, bu direnişlerin sonucu. Ama sonunda Sultan II: Mahmut bunların hepsinin tepesine. 

**

Şekavet yuvasına dönen Yeniçeri ocağını topa tutu. Sildi attı. Buna da “Vakayı Hayriye” dendi. II. Osman’ın ve sonra gelenlerin yapmak istediğini, torunlarından “Mahmut u adli yaptı!” Genç Osman’a yeniçerilerin yaptığı adi ve iğrenç muameleyi söylemekten edep ederim. 

**

Mesela, günümüzde varlığını devam ettiren ”vakıfların” durumunu bir de bu açıdan incelesek, çok gümbürtü çıkartacak sonuçlara ulaşırız.  Düşünebiliyor musunuz, adam kamu görevlisi ama yedi ceddine yetecek “emlak ve akar vakfetmiş” nasıl oluyor bu iş? Yine mesela, birkaç yılda bir, mevcut varlıklarına yenileri eklenmiş, “zeyilnamelerle”.  Hiç kimse sormamış “bu paşa baba”, “bu ağa”, “bu bey” bu kadar malı mülkü nasıl elde etti? 

**

Üçüncü Mehmet… Hazineye başvuruyor; şu kadar bin altın verin diyor… Hazine sorumlusu Yemişçi Hasan Paşa yanıt veriyor: “Hazine ve cümlemiz padişahımız efendimizin… Lakin, masrafa nihayet yok, hazine tamtakır!” Hazinenin tamtakır olduğu yıllarda, sayfalar dolusu vakıf malları neyin nesi? Yıl ise, 1600’lerin başı.

**

1600’lerin başı böyle de 19. yüz yılın sonu nasıl? Hazine öyle boş ki, merkezi İstanbul’da bulunan Birinci Ordu mensuplarının dışında, askerle doğru dürüst maaş alamaz oldular. Neden? Nedeni belli; ayaklanıp padişahı düşürmesinler diye!

**

Hazine tamtakır olunca, yenilgiler nedeniyle “ganimet” de gelmeyince, paranın değerini düşürmüşler… Bunun için de içindeki “gümüş” miktarını azaltmışlar, ne yapsınlar? Paranın değeri düşünce yeniçeri ve Osmanlı bürokrasisi de ayaklanmış. Öyle ya, maaşlar aynı fakat alım gücü azaldı. Yani devalüasyon yapıldı. Bu nedenle çok vezirin kellesi gitmiş. Bu değer düşürmeye de “tağşiş” deniyor.

**

Mesela, bu vakıfların, köylüye faizle para vererek “tefecilik” yaptığını, iktisat tarihi kitapları yazıyor. Bizim “ecmain takımının” örnek gösterdiği, Şeyhülislam Ebusuud Efendi de yüzde on iki faizi “caiz” kılmıştı.

**

Dönemleri ve kişileri putlaştırma da üstümüze gelen olmaz.“Gavur Padişahlarla” başlayan çöküş (Üçüncü Selime kadar gider), Cumhuriyetle noktalandı. Oysa, Osmanlı’nın iktisadi ve haliyle siyasi çöküşü 16.yy’ın üçüncü çeyreğinde (1575) başlar. İki asır sonra gelen, “gavur padişahlar” da bu çöküşü durdurabilmek için uğraşır ama nafile.

**

Aslında, 1800’lerin başında olması muhtemel “bitişi”, önceleri Rusya, takiben İngiltere öteledi, bir asır. Tabii, “Sevr” de noktalandı. Bu nedenle; Cumhuriyet karşıtları önce, Osmanlı’dan devralınan dini, beşeri ve iktisadi mirası bir masaya yatırsınlar. Büyükler ne demiş; “yan kes, bel kes ama insafı elden bırakma!”

**

Neticeyi kelam: Cumhuriyet, cebelleştiği ve cebelleşmekte olduğu sorunların tamamına yakınını Osmanlı’dan devraldı. İsterseniz bir bir sıralayanın. Tabii, bunların ne kadarını çözebildi? Tartışılabilir. Öyle Cumhuriyeti, “yük katarı” gibi görüp her şeyi üstüne yıkmak doğru değil.