KADİR DAYIOĞLU


DEMOKRASİ

Daron Acemoğlu’nun, “Dar Koridor” kitabında dediği gibi; demokratik toplumlarda “güçlü devlet” kadar, “güçlü örgütler” de olmalı. Yoksa, devlet güçlü olursa “otoriter/totaliter” yahut örgütler güçlü olursa “anarşi” söz konusu olur.


Sizlere, demokrasi dersi verecek değilim; edep ederim ama bildiğim bazı şeyleri de hatırlatmak isterim. 

***

Sözlükler demokrasiyi şöyle tanımlıyor: “Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi.”

***

Tabii, farklı biçimde tanımlayanlar da var fakat hepsi aynı kapıya çıkar. Denenmiş ve denenmekte olan siyasal sistemlerin, rejimlerin içerisinde en iyisi demokrasi. Demokrasilerde halk “vatandaştır”; yaşadığı devlete “vatandaşlık” ya da eşit “yurttaşlık” bağı ile bağlıdır,  dolayısıyla “kulluk koşullanması” yoktur. Herkes eşit vatandaştır. 

***

Çağcıl demokrasinin özellikleri arasında genellikle; “toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, mülkiyet hakkı, din/inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü, katılımcılık, kamunun hesap verebilirliği, vatandaşlık, yönetilenlerin rızası, genel oy hakkı, özgürlük hakkından ve yaşam hakkından haksız yere mahrum bırakılmamak ve azınlık hakları yer alır.”

***

Kısaca demokrasilerde; “Müslüman mahallesinde salyangoz satılır”. Bundan da rahatsız olmamak gerekir. O nedenle demokrasilerde, “hoşgörü” olmaz; bireysel hak ve özgürlüklere, yaşam biçimine “saygı” duyulur. 

***

Kaynağı ister “uhrevi”, isterse “dünyevi” olsun her türlü dayatmalara kapalıdır, demokrasiler. Kimseye benim gibi olacaksın, benim gibi düşüneceksin, benim gibi inanacaksın deme hakkına, başta kamu olmak üzere kimse sahip değildir. Yani, “özgür düşünce” hakimdir demokrasilerde; başkalarının “aklını” kullanma, onunla hareket etme istenemez. İnsanlar kararlarını “özgür iradeleri” ile verir. 

***

Bu aslında seküler ve laik toplumun da temel özelliklerini ifade eder. Yani laik ve seküler toplumlarda beyinler özgürdür; özgür düşünce hakimdir. 

***

Tabii bunun için de özgür medyanın/basının olması; haber alma ve haberi yayma özgürlüğü de şart. Yoksa, “Pravdalaşmış”, “İzvestiyalaşmış”, “yarı resmi el Ahramlaşmış” bir basın dünyasında, özgür haber alma, özgür haber yaymadan da söz edilemez. 

***

Biliyorsunuz, Pravda ve İzvestiya komünist Rusya’nın iki ünlü gazetesi... Parti güdümünde… Rusça'da İzvestiya "haber", Pravda ise "gerçek" anlamına geliyor. Buradan hareketle; Rus halkı şu espriyi yaparmış: “İzvestia'da pravda, pravda'da izvestia yoktur!”

***

Demokrasinin temel ayaklarından birisi, örgütlü toplumdur. Örgütlü olmak yetmez; bunların duygu ve düşüncelerini, ister beğenin, isterse beğenmeyin; ister doğru, isterse yanlış olsun özgürce açıklayabildikleri bir rejimdir, demokrasi.

***

Bu özelliği nedeniyle demokrasilerde örgütler, kamunun sivil içindeki uzantısı yani “dili, gözü, kulağı” olmamalı;  “iktidar çalgısına ayak uydurmamalı!”. Bunun için de, yargının önemli bir ayağı olan “barolar” dışında kalan tüm örgütlerde üyelik, “zorunluluk” esasına göre değil, “gönüllülük” esasına göre olmalıdır. 

***

Böyle olunca, örgütler ülke ve üye sorunlarını hiç çekinmeden, özgür bir biçimde açıklayabilmeli, zorbalığa ve anarşiye çanak tutmadan hareket edebilmeli. 

***

Tabii, demokrasinin önündeki en büyük engel “sarı” diye niteleyebileceğimiz örgütler. Yani, demem o ki; üyelik için “gönüllülük”   esası da yeterli değil, yeter ki, iktidarların güdümünde, onların arka bahçesi olan, “sarı örgütlenmeler!” olmasın.

***

Sonuçta; Daron Acemoğlu’nun, “Dar Koridor” kitabında dediği gibi; demokratik toplumlarda “güçlü devlet” kadar, “güçlü örgütler” de olmalı. Yoksa, devlet güçlü olursa “otoriter/totaliter” yahut örgütler güçlü olursa “anarşi” söz konusu olur.