KADİR DAYIOĞLU


ÇOK MU APTALIM?

Gerçekten de olmadı… Tabii, bizim “Liboş/sosyalist takımı”, “2. Cumhuriyetçiler” birer birer saf dışı bırakılmıştı. Bir kısmı da soluğu “kodeste” almıştı… Hâlâ almaya devam edenler var… “Artık, surda bir gedik açılmıştı!”


Kendisini akıllı karşısındakileri aptal sananlardan oldum olası haz duymam. Duymasına duymam ama “acaba ben aptal mıyım?” sorusunu da sık sık sorarım. Zaman zaman aptallık yaptığım da olmuyor değil. Ama ne yapalım, “huyumuz” böyle. Bu yaştan sonra da değişecek halimiz yok ya. 

***

Bir de şu sözü çok severim: “Lafın tamamı aptala söylenir!”miş… Bu sözü Süleyman Demirel’den defalarca işittim. Bir kitaplık laf türünden bir şey. Çok hoşuma gider. Yavuz Sultan Selim’e ait şu dörtlük bu türden olsa gerek. Umarım, “müritleri” tarafından uçurulan günümüz “şeyhlerin” kulağına küpe olur:

Sanma şahım herkesi sen, sâdıkâne yâr olur

Herkesi sen dost mu sandın, belki ol ağyar olur

Sadıkane,  belki ol âlemde bir dildâr olur

Yâr olur, ağyâr olur, dildâr olur, serdâr olur. 

***

Zannederim bunda anlaşılmayan bir şey yok. Dedim ya, lafın tamamı aptala söylenirmiş. Şimdi de sırada 17’inci yüzyılda yaşamış ünlü şairNâbi’nin çok az bilinen dizelerinde:

Vermezdi kimseye nan minnet olmasa

Bir maslahat görülmez idi rüşvet olmasa

Yokbi-garaz muamele ehl-i zamanede

Kimse ibadet etmez idi cennet olmasa

***

Şimdiki dörtlük de Neyzen Tevfik’e ait olup zamanının Vatan Gazetesi’nin sahibi, meşhur “dönme”Ahmet Emin Yalman için söylenmiş:

Şu bizim dönme dolap Ahmet Emin,

Yine ortalığı birbirine katıyor.

Başımız ağrımaz etsek de yemin,

Vatanı on kuruştan satıyor.

***

Etrafınızı bir kolaçan edin nice Ahmet Eminler görürsünüz. Vatan satmıyorlar ama adam satıyorlar. Hem de “ıspanak” fiyatına. Çok satılmaya alışkın olduğum için bu da pek ırgalamıyor artık.

***

Bu satırları düşerken Mart/2008 tarihinde, Sayın Başbakanın, Estonya Başbakanı ile birlikte düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşma dikkatimi çekti. Sayın Erdoğan konuşmasının bir yerinde; “ Demokraside, asla şöyle bir zedelenmeye tahammül yoktur. (...) Biz hiçbir zaman kızgın, kırgın böyle bir şey içinde değiliz. Çünkü devletin başında olanlar asla böyle bir hakkı kendilerinde bulamazlar. Onun için biz kimseye kırgın olmadan, kırgın olmadan emin adımlarla yolumuza devam edeceğiz, çalışmalarımıza devam edeceğiz. Çünkü biz şuna inanıyoruz; halka hizmet, hakka hizmettir. Bu anlayışla yola devam edeceğiz”diyordu.

***

Tayyip Beyin ifadesi ile “nereden nereye?” Peki, aradan on beş yıl geçit. İleri demokrasinin neresindeyiz? Yoksa“üttük oynamıyoruz!” dönemine mi girdik?

***

Dostlar; “Tek Parti” dönemini acımasızca eleştirenler ve bunu kitaplaştıranlar, AK Parti dönemini nasıl anlatacaklar, nasıl yazacaklar çok merak ediyorum?

***

Mesela yazacaklar şunu unutmasınlar: Dönemin AK Parti İl Başkanı Azizi Babuşçu, bir toplantıda (01 Nisan 2013): ''10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yıldabizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak"demişti. 

***

Gerçekten de olmadı… Tabii, bizim “Liboş/sosyalist takımı”, “2. Cumhuriyetçiler” birer birer saf dışı bırakılmıştı. Bir kısmı da soluğu “kodeste” almıştı… Hâlâ almaya devam edenler var… “Artık, surda bir gedik açılmıştı!”

***

İsterseniz bu ekibi, anımsayalım. Hatırımda kaldığı kadarıyla: Altan kardeşler, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga, Ferhat Kentel, Osman Kavala, Murat Belge, Yasemin Congar, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Can Paker, Mümtazer Türköne, Kemal Burkay. Roni Margulies, Ömer Laçiner, Nabi Yağcı, Atila Yayla, Osman Can, Mustafa Öztürk (Hukukçu), Reha Çamuroğlu, Oya Baydar, Ali Bayramoğlu vs. vs.