KADİR DAYIOĞLU


ÇARŞAF

Ne yaparsanız yapın, O’nun eseri “laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni” yok edemeyeceksiniz.


Çarşaf, bir dini gereklilik mi? Bilemiyorum… Rahmetli annem manto giyerdi; rahmetli babaannem 1960’lara kadar makarna desenli çarşafa bürünürdü. Sonra ebem de manto giymeye başladı, ölene kadar. İki rahmetli de okuma yazma bilmezdi. Ebemin en büyük zevki, sigarası idi… Çok keyifli sigara içerdi. “Ne istersin?”, dediğimde mutlaka; “sigara” derdi.

***

Rahmetli 1880’lerde doğmuştu… Atatürk ve İsmet Paşa’yı çok severdi… Rahmet okurdu onlara. “Oğlum, siz o günleri bilmezsiniz. İkisine de dua edin” derdi. Öyle ya, Balkan harbini, Çanakkale’yi, Milli Mücadele’yi, yoklukları, kıtlıkları görmüştü. 

***

“İki gün yatak, üçüncü gün toprak!” niyazı dilinden düşmezdi. Nitekim öyle de oldu, yatağa düşmeden, neredeyse, “dalya” diyecekti. Bir 10 Kasım günü toprağa verdik.

***

Rahmetli dedem de 1881 doğumlu… Adını almışım… Babam bizi dövmeye kalkınca; “lan Mustafa vurma bunlara, vurma. Bunlar düşman çivisi!” der, siper olurdu bizlere. O da okuma yazma bilmezdi… Öyle ya, Balkan harbine katılmış, bozgunu görmüş; askerlik süreci, yedi-sekiz yıl sürmüştü. Hem kaç kişi bilirdi Anadolu’da okuma yazmayı?

***

Bozgun sonunda, bir arkadaşı ile nasıl Selanik’e geldiklerini. Yol bilmediklerini, yordam bilmediklerini, rıhtımda çaresiz dolaşırken; sırtına vuran birisinin; “Kadir, ne işin var burada!” dediğini gözleri dolarak anlatırdı. 

***

İki arkadaşı evine götürmüş… Banyo yaptırtmış… Giysi almış… Ceplerine para koymuş… Bir vapura bindirip Anadolu’ya göndermiş. O kişi kimmiş, biliyor musunuz? Ustası, Selanik’e yerleşen bir Rum hemşerimiz… Dedem yemeni çevirirdi. O nedenle, ismi “Yemenici Kadir ağa” olarak bilinirdi. Anımsarım, Kapalıçarşı’da bir dükkanı vardı…

***

Yörük taifesindendi… Dedeleri, Isparta-Burdur tarafından, İncesu/ Kızılören’e gelmiş ama kendisi köyünü bilmezdi… Sonra, Kayseri merkeze yerleşmişler… Lakapları da, “Kızılviranlıoğlu Mustafa Ağaçocukları”

***

Buraya kadar şunun için yazdım… Yorgun, bitap düşmüş; Osmanlı’nın asker ve vergi deposu, harap ve bitap düşmüş, yokluk içinde kıvranan “Anadolu Beylerbeyliğinde”, Anadolu bozkırında, Büyük Gazi, “modern” bir ulus devletin temellerini atmıştı… Bu devlet de, bir “Türk” devleti idi… 

***

Atatürk’e saldıranların derdi, Atatürk falan değil, başında “Türk” sözcüğü bulunan devlet… O nedenle kaldırdılar; T.C.’yi, “Ne mutlu Türk’üm diyene” veciz sözünü; “Andımız”ı.

***

Diyelim, dedikleri gibi, Mustafa Kemal Paşa, “Her türlü kötülüklerin anası.” Tüm bunlar kabulüm ama hiçbir şey yapmadıysa, bir “ulus devlet” kurdu. Bu, yetmez mi? Yeterde artar bile. O nedenle medyunu şükranım ona… Sizler de olun; hayırla, şükranla, rahmetle yad edin…

***

Gelelim “çarşaf” konusuna… Haber şöyle; “Geçtiğimiz senelerde Suudi Arabistan’da kadın hakları ihlali olan çarşaf giyme zorunluluğu ile ilgili gelişmeler yaşanmıştı. Çarşaf giyme zorunluluğunun kaldırıldığı ve daha sonra aşamalı olarak modernleşme sürecine giden Suudi Arabistan’da şaşırtan bir karar daha alındı. Yeni karara göre Arabistan’da kız öğrencilerin çarşaf giyerek sınav salonlarına girmeleri yasaklandı.

***

Alınan karara göre, Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı'nın Eğitim ve Öğretim Değerlendirme Komisyonu tarafınca alındı. Yeni karara göre eğitim gören tüm kız öğrenciler sınav döneminde okul üniforması düzenlemelerine uymak zorunda.”

***

Osmanlı’nın iki asır önce yapmak istediği başaramadığı ama Atatürk’ün bir asır önce radikal bir biçimde başlattığı “modernleşme” girişimin bir parçası olan “kılık-kıyafet” devriminin bir örneğini sergiliyordu Suudi Arabistan

***

İşte Atatürk’ün büyüklüğü burada… Ama “bizim ecmain” suyu tersine akıtmak, iki asır geriye gitmek istiyor. İktidar da buna destek veriyor. Çok acı!

***

Bu haber bana şunu anımsattı… Çok verdim bir kez daha vereyim… Yıllar öncesi, uluslararası ilişkiler profesörü Hüseyin Bağcı’dan dinlemiştim. Bir sempozyumda, Suudi meslektaşı Hocamıza şunu demiş; “Ya Hüseyin, bizler sizin gibi olmak isterken; sizlerin bizlere özenmenizi anlamıyorum!”

***

Tekrar soruyorum, yaklaşık bir asır önce dünyayı terek eden Atatürk’e mi yoksa onun “çağdaşlaşma devrimlerine” mi karşısınız? Hiç çekinmeden ben yanıtlayayım; “ikisine de!”. Zira, bir fani olan Gazi ile “çağdaşlaşma”, “muasır medeniyet”, bir bütünün parçaları. 

***

Ne yaparsanız yapın, O’nun eseri “laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni” yok edemeyeceksiniz.