MUSTAFA CENGİZ


BU YURT BİZİM SAHİP ÇIKACAĞIZ!...

Sadettin Tantan. Eski İçişleri Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı. Görüşleri son derece önemli. Hem iç dinamikler, hem de dış dinamikler bağlamında öyle önemli tespitleri var ki. Ben her zaman kendisinin TBMM'de olması gereğine inanan birisiyim. Zira hem Devlet adamlığı sıfatı var, hem de önemli bir siyasi profil kendisi. Vatansever. Milliyetçi. Zaman zaman kendisini bu köşede ağırlıyorum. Bugün de öyle bir tur yapacağız kendisi ile. Bakın neler neler anlatıyor? Tespitleri, önerileri neler? "Yurdumuzun emperyalizmin tuzaklarına düşmesine asla izin vermeyeceğiz! Bu yurt bizim sahip çıkacağız!”


Sadettin Tantan.

Eski İçişleri Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı.

Görüşleri son derece önemli.

Hem iç dinamikler, hem de dış dinamikler bağlamında öyle önemli tespitleri var ki.

Ben her zaman kendisinin TBMM'de olması gereğine inanan birisiyim.

Zira hem Devlet adamlığı sıfatı var, hem de önemli bir siyasi profil kendisi.

Vatansever.

Milliyetçi.

Zaman zaman kendisini bu köşede ağırlıyorum.

Bugün de öyle bir tur yapacağız kendisi ile.

Bakın neler neler anlatıyor?

Tespitleri, önerileri neler?

TÜRKİYE’NİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ YOK 

ETMESİNİN ÖNÜNDE ENGEL YOKTUR.

Son dönemde yine artmaya başladı bu konuya dair görüşler.

Özellikle de Türkiye’nin Suriye ile el sıkışacağına ve sığınmacıların da evlerine gönderileceğine dair söylemlerin ardından.

“Bunun önünde engeller var” diyenlere karşı bakın ne diyor Tantan?

“ABD’nin terör örgütü PKK/YPG’ye İHA’lara yönelik hava savunma sistemi temin etmesi karşısında askeri vasıtalarla bu ekipmanları yok etmek ve Suriye Hükümeti ile resmi ilişkileri tesis etmek Türkiye açısından artık kaçınılmaz bir hal almıştır. 

Türkiye’nin terör örgütünü yok etmesinin önünde hiçbir engel yoktur. Uluslararası anlaşmaların Türkiye’ye tanıdığı haklar kullanılarak terör örgütünün yurtdışındaki malvarlıklarına ve her türlü para kaynağına el konulabilir. Terörle mücadelede siyasi irade kararlılık gösterildiği takdirde hiçbir güç Türkiye’yi durduramaz. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın II. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel güçler tarafından kurulan düzenin artık gücünü yitirdiğine yönelik tespiti Türkiye’nin Yeni Dünya Düzeni’ne fikri düzeyde hazırlandığı fikrini uyandırsa da bu yeterli değildir. 

Türkiye’nin askeri, siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel olarak modern devletler düzeyinde adımlar atması halinde Yeni Dünya Düzeni’nde etkin bir yer edinebileceği unutulmamalıdır. 

Türkiye mevcut güç dengeleri gözetildiğinde ABD’nin Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’ye sağladığı her türlü unsuru ve terör inlerini imha edecek güce sahip olup bunun gerçekleşmesi siyasi iradenin kararlılığına bağlıdır.”

LİDER GÜÇ TÜRKİYE, HAKİM 

UNSUR İSE TÜRK KİMLİĞİDİR!

Bölgenin oyun kurucu ülkesi her zaman Türkiye’dir ve bu böyle de olacaktır.

Bu konuya dair bakın Tantan’ın tespitleri neler?

“Türkiye’nin gerek askeri gerek askeri olmayan unsurlar bakımından güvenliğinin sağlanması bakımından birçok kez görüşlerimi kamuoyu ile paylaştım. İktidar kanadından; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Suriyelilerin geri dönüşü” hususunda adım atılması gerektiğini ifade etmesi çok geç kalınmış olsa da yerinde bir gelişmedir. 

Ancak; bu irade beyanının gerçekleşmesi için hangi karar mekanizmasının işlemesi gerektiğini ve o mekanizmanın neden işlemeyeceğini kamuoyu zaten bilmektedir. 

Bu gerçek göz önüne alındığında; Türk kamuoyu kendi geleceğini yakından ilgilendiren sığınmacılar ve yabancılar meselesine eğilmeli ve Anadolu’nun bir Türk yurdu olduğunu, bu coğrafyadaki karar vericinin Türk Milleti olduğunu kabul ettirmelidir. 

“Türkiyeli” gibi sonradan üretilmiş, yapay kavramların dolaşıma sokulması tesadüf değildir. ABD’nin iç çekişmeler yüzünden Çin’le rekabette ileriye dönük olarak zayıf bir görüntü içinde olması gelecekte güç dengelerinin oluşmasında Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemini ortaya çıkarmaktadır. Türkiye; acilen yapısal reformlarını gerçekleştirerek güvenlik mimarlığını oluşturmalı ve Yeni Dünya Düzeni’ne hazırlıklı olmalıdır. 

Anadolu’da, Doğu Akdeniz’de, Kafkasya’da, Mezopotamya’da, Trakya’da, Karadeniz’de bölgede ve havzada lider güç Türkiye, hakim unsur ise Türk Kimliğidir!

GEREKSİZ ŞEYLERLE HALKI OYALAMAYIN!...

Türkiye’nin içinden geçilen süreçte çok ama çok önemli konuları bulunduğuna değinen Tantan, başta Anayasa değişikliği olmak üzere bir çok gereksiz konu ile kamuoyunun oyalanmasının son derece yanlış bir tutum olduğuna da değinerek bakın tarihi bir uyarı yapıyor;

Anayasa tartışmaları ile halk gerçek gündemden koparılıp sanal bir gündemle meşgul edilmektedir. 

AKP döneminde çok büyük vaatlerle yapılan Anayasa değişiklikleri sonucunda vaatlerin ne kadarı yerine getirilmiştir? 

Mesele Anayasa değişikliği değil, kalkınma ve güvenlik modelinin ortaya konulmasıdır. 

Ancak; Anayasa tartışmaları bir kez daha gösterdi ki; teknik bilgisi olmamasına rağmen birçok sözde uzman türeyerek yorumcu olarak halka takdim edilmektedir. 

TV ekranlarında birbirinden farklı uzmanlık alanı gerektiren konular işlenirken yorumcuların aynı isimlerden oluşması toplumun bilgi edinme hakkını engellemektedir. 

ABD seçimleri, ekonomi, iç siyaset, Anayasa, hayat pahalılığı, dış politika, güvenlik meseleleri, yasal düzenlemeler, kira bedelleri, ikinci el fiyatları, market fiyatları, sağlık meseleleri gibi birbirinden farklı uzmanlık gerektiren konular hep aynı ve sınırlı uzmanlık alanı olan isimler tarafından yorumlanarak toplum kimi zaman eksik kimi zaman ise yanlış bilgilendirilmektedir. 

Dezenformasyonla mücadelede en önemli unsur toplumun doğru bilgiye ulaşmasıdır. 

Bu bakımdan; ekranlara çıkarılan isimlerin yorum yaptığı konuda uzman olmasının sağlanması için toplumun talepkar olması gerekmektedir. 

Ekranların ehlileştirilmiş aydınlara teslim edilerek halkımızın bilgiye erişiminin engellenmesine karşı durarak; toplum olarak mücadele edilmeli ve toplumun dezenformasyona maruz kalması engellenmelidir. 

Bilgi alma hakkı Anayasal temel bir hak olup; bu halkın bu haktan yoksun kalmaması için kamuoyunun oluşturulması ve harekete geçilmesi gerekmektedir.

BATININ BAKIŞ AÇISI ASLA DEĞİŞMEZ...

Yine 10 numara bir tespit daha Tantan'dan.

Lütfen tüm satırları dikkatlice okuyun...

“Son 300 yılda Batı emperyalizminin Osmanlı’ya ve Türkiye’ye karşı davranışı menfaatlerine göre değişiklik gösterse de tutumu asla değişmemiş, Türkleri Orta Asya’ya doğru sürükleme hedefinden vazgeçmemiştir. 1919-1923 arasında Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen Milli Mücadele ile Batı emperyalizmi geri adım atmak zorunda kalmıştır. Yunanistan’ın ve Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı kışkırtılması, ülkemizin askeri kapasitesini artırmaya yönelik adımlarının engellenmesi, politik yalnızlığa itilmesi Skyes-Picot zihniyetinin devam ettiğinin açık ispatlarıdır. 1821’de Mora İsyanı ile milletimizin maruz kaldığı soykırımın ardında Rus amirali Orlov’un kışkırtması olduğunu ve İngilizlerin Yunanistan’a verdiği siyasi desteği “unutarak” izlenen dış politika Türkiye’yi tehlikeli bir ateş çemberine itmiştir. Kıbrıs meselesi de bu perspektiften ele alınmalı ve Ada’nın Türk Kimliği’nden neden ve nasıl yoksun bırakılmak istendiği unutulmamalıdır. 1974’te kısıtlı imkanlara rağmen harekat icra edilerek Türkiye’nin bugün çok önemli bir stratejik noktaya sahip olmuştur. Bu harekat öncesinde ve sonrasında savaş sanayimizin gelişimi meselesi kapsamlı şekilde ele alınmış olsa da bugün halen modern devletlerin uzağında bir savaş sanayine sahibiz. 

Kıbrıs Harekatı’nın 2. Ordu tarafından icra edildiği göz önüne alındığında geçmişten bugüne 1,2,3’ncü Orduların konumlanması, Ege Ordusu’nun bilhassa NATO ile ilişkiler gözetilerek yeniden ele alınması gerekliliği ve hangi Ordu’nun ne göreve ve imkana sahip olduğu açık bilgi haline gelmiştir. Oysaki güvenlik stratejileri bakımından TSK’nın yeni ve modern bir yapılanma ile görev, tanım ve tarifleri güncellemesi ve bilgi güvenliğini temin etmesi elzemdir. Çünkü ne Batı ne de Rusya güçlü bir Türkiye istemektedir. 

Batı emperyalizmi mesele Türk karşıtlığı olduğunda Rusya ile ortak çıkarlarını korumuştur. 

Bunun tek istisnası Mustafa Kemal’in Kurtuluş Mücadelesi’nde ortaya koyduğu diplomatik akıl sayesinde gelişen Sovyet Rusya- Türkiye ilişkilerdir. 

Ancak ne bu dönemden önce ne de bu dönemden sonra Rusya, Türkiye’ye karşı gerçek bir müttefik olmamıştır. 

II. Katerina’nın torununa Konstantin adını neden verdiği ve bu şahsiyetin Rusya’nın bugünkü lideri Putin’in görüşme salonunda neden heykeli bulunduğu sorularına doğru analizler yaparak Türkiye’nin ilişkilerine yön verilmedikçe etrafımızdaki ateş çemberini dağıtmak mümkün görünmemektedir. Ancak; şehit kanlarıyla kurulan ülkemizin bu ateş çemberini aşacak siyasi iradeyi er ya da geç ortaya koyacağını, Türk Milleti’nin bu coğrafyadaki asli kurucu ve lider güç olduğunu her ne kadar siyasi iradeden kaynaklı dönemsel bir güç kaybı olsa da bunun uzun solukta telafi edileceğini herkes görecektir. 

Yurdumuzun emperyalizmin tuzaklarına düşmesine asla izin vermeyeceğiz! 

Bu yurt bizim sahip çıkacağız!”