Son komisyon raporuna dair dün İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu, ATA Partisi Genel başkanı Namık Kemal Zeybek Kutlu Parti Genel başkanı Yusuf Halaçoğlu ve BTP Lideri Hüseyin Baş’ın görüşlerini paylaşmıştım.
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın değerlendirmelerine dair girizgah yapmıştık.
NE YAPMAK İSTİYORSUNUZ SİZ?
Özdağ’ın açıklamaları ile devam ediyoruz:
“Şimdi siz onun yerine farklı ulusların ittifakından bahsediyorsunuz.
Ne yapmak istiyorsunuz siz?
982 Anayasası'nın 10. maddesi tüm vatandaşları yasalar önünde eşit kabul etmiştir. 10. maddeyi bugün düşman ceza hukuku uygulayarak ihlal eden sizsiniz.
Bu malum komisyon Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer grupların onlarca yıl hedefte olduğunu, acı çektiğini söylüyor.
Bu gruplara saldıran, bu acıya neden olan kimdir kardeşim?
Bu saldırının kaynağı 1924'ten beri yürürlükte olan anayasal düzen değil elbet.
Türk devleti hiçbir ırk, mezhep ya da başka bir grubu hedefine alıp aşağılamamış, ayrıştırmamış, azınlık yapmaya, ezmeye çalışmamıştır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
DEVLETİNE HAKARETTİR
Bunu söylemek Türkiye Cumhuriyeti devletine hakarettir.
Türk devleti hiçbir yurttaşını doğum yeri nedeniyle ötekileştirmemiştir. Ana dili nedeniyle ötekileştirmemiştir.
Aksi halde Isparta'da İslamköy’de yetişen bir köylü çocuğu 6 defa Başbakan ve Cumhurbaşkanı olamazdı.
Bütün yurttaşlar eşit oldukları için bu sonuç ortaya çıkmıştır. Hükümetlerin ideolojik uygulamalarından kaynaklanan hatalar dönemsel niteliktedir ve devlet düzenine ve devletin temel felsefesine ait değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin işleyişi hiçbir zaman hukuksal düzlemde ırk ve mezhep ayrıcalığına dayanmamıştır.
O halde Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni diye ayırarak sayılan acıların kaynağı nerededir?
Söyleyin arkadaşlar bize!
Bu raporu yazanlar ve imzalayanlar söyleyin.
Evet, bu topraklarda acılar yaşandı, ortak acılar yaşandı.
Bu ortak acıların müsebbibi terör örgütleridir.
PKK'dır, FETÖ'dür, IŞİD'dir, DHKPC'dir.
Bunlar vatandaşlarımıza saldırmıştır. Bunlar devletimize saldırmıştır. Bunlar askerimize, polisimize, jandarmamıza saldırmışlardır.
On yıllardır süre gelen acıların kaynağı Kürt sorunu değil, dış destekli PKK terör örgütleri ve onun yandaşlarıdır.
KÜRT’ÜN ONURU, TÜRKÜN
GURURU NE DEMEK?!...
Değerli arkadaşlar, bu raporun 36. sayfasında ‘en başından itibaren Kürt’ün onurunu, Türkün gururunu korumayı esas alan bir yaklaşım benimsemiştir’ diyor.
Peki, on yıllardır ailesinden şehitler vererek, gaziler vererek, Türk devletinin ve Türk milletinin yanında, içinde, birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleriyle, Türk Jandarmasıyla, Türk polisiyle birlikte, Türk bayrağının altında PKK terör örgütüyle mücadele eden Kürt ve Zaza kökenli Türklerin onurunu ve gururunu ne diyeceksiniz?
Lafı gizlemeyin, burada kastettiğiniz Kürt’ün onuru değil, kastettiğiniz PKK'nın sözde onurunu kurtarmak için Türk milletinin gururunu kırıyorsunuz siz.
Sorun bir anayasal hukuk meselesi ve buna dayalı bir siyaset sorunu değil, sorun terör sorunudur.
O halde Terörsüz Türkiye sürecini yürütenlere ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki komisyon üyelerine soruyoruz:
Siz meselenin açık bir terör sorunu olduğunu görmüyor musunuz?
Kürt sorunu deyip meseleyi PKK ve onun bebek katili ele başı Öcalan ile görüşerek PKK'nın Kürtlerin hamisi ve temsilcisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Sorun bir anayasal düzen sorunu olmamasına rağmen çözüm için niye yasa değişiklikleri ve yeni anayasa hazırlığı yapıyorsunuz?
Buradaki büyük çelişkiyi görmüyor musunuz?
Terör örgütüne ne kadar taviz verirseniz yetmeyeceğini, terör örgütünün devletin anahtarı ve memleketin tapusunu istemek konusunda kararlı olduğunu anlamıyor musunuz?
Terör örgütüne taviz verirken Türk devletinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör örgütünü alt edemediğini ve edemeyeceğini mi düşünüyorsunuz?
Yakın tarihimizde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK'yı alanda 2 kez perişan ettiğini, yendiğini ama siyasi hatalarınızla PKK'yı yeniden canlandırdığınızı anlamıyor musunuz?
Teröre teslimiyet olarak terörsüz Türkiye oluşmayacağını gerçekten görmüyor musunuz?
Değerli Zafer Partililer, bu süreç başladığından beri bu soruları sorduk ve sormaya, Türk milletine anlatmaya devam edeceğiz.
Bakın bu raporda bir şey daha var.
Öcalan'ın serbest bırakılması süreci bu raporun parçasıdır.
UMUT HAKKI DEMİYORLAR
Ama umut hakkı demiyorlar.
Çünkü vatandaş ilk günden beri bu kavrama karşı büyük bir tepki duyuyor. Ve onun yerine vatandaşın öfkesini, kızgınlığını dizginlemek için başka kavramların arkasına sığınıyorlar.
Milliyetçi Hareket Partisi temsilcisi toplantı girişinde basın mensuplarına şöyle diyor: Umut hakkı başlık olarak olmasa da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları üzerinden ve içerik olarak mutlaka olacak.
Yani Abdullah Öcalan'ı mutlaka serbest bırakacağız.
Bunu söylüyorlar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi umut hakkı konusunda 3. maddeye atıfla ömür boyu hapis cezası alanlara 25 yıllık infaz sonrasında durumun yeniden değerlendirilmesi ve tahliye için umut olması gerektiğini vurguluyor.
Buna dayanacaklar.
Yani Öcalan isimli bebek katili için 2014'ten itibaren bir umut hakkı arayışı var ve MHP temsilcisi ortak raporda umut hakkı başlığı olmasa da fiilen tahliye konusunda mutlaka içerikte olacağını ifade ediyor.
HASTA VE YAŞLI
TUTUKLU-HÜKÜMLÜ
Şimdi geliyoruz raporun 45. sayfasına, şöyle söylüyor:
Hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak infaz ertelemesi müessesesi değerlendirilmelidir.
Evet, bu Öcalan'ın şartlı tahliyesi için yapılmış olan bir düzenleme.
Değerli arkadaşlar, bu yaklaşım bir tuzak, hile ve milletimizi aldatma girişimidir.
Başlığı silip, içeriye umut hakkını gizlemek, millet iradesine saygısızlık ve emin olun ikiyüzlülüktür.
SİZ BU RAPORA
NASIL İMZA ATTINIZ?
Ve raporun 38. sayfasında, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır deniyor.
Yani PKK'ya özel af çıkartıyoruz diyorlar.
Türkçesi bu.
Öcalan'a af, PKK'ya af.
Raporda yerel yönetimler için daha demokratik koşullar önermesi yapılıyor.
Bu arada Silivri’de onlarca Belediye Başkanı tutuklu.
Buradan CHP Genel Başkanı'na sormak istiyorum.
Sayın Genel Başkan, onlarca Belediye Başkanınız tutukluyken siz bu rapora nasıl imza attınız?
Başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuat düzenlenmesi önerilmektedir.
Yani bundan sonra bir belediye başkanı terör örgütü ile irtibatlı olduğu için görevden alınır ise yerine seçim İçişleri Bakanlığı tarafından değil, o belediyenin meclisi tarafından yapılacak.
Yani aynı zihniyetten birisi belediye başkanı olacak.
Milletimiz bu samimiyetsizliği elbette görüyor, fark ediyor ve neden olanlardan siyasi olarak hesap sormaya hazırlanıyor.
Biz de iktidarı, iktidar bloğunu, DAM ittifakını buradan uyarıyoruz. Milletimize rağmen bu süreci zorlayamazsınız.
Hileyle ve zamana yayarak Öcalan'ı çıkaramazsınız.
Yeni Anayasa ve tüm Anayasa değişiklikleriyle Türkiye'yi teröre teslim edemezsiniz.
Biz, Zafer Partisi olarak halkımızla birlikte bu yıkıcı sürece karşı durmaya, mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Türk, Kürt, Arap değil.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
62. MÜNİH GÜVENLİK
KONFERANSI YAPILDI
Geçen hafta Almanya'nın güneyindeki önemli kentlerden bir tanesi olan Münih'te 62. Münih Güvenlik Konferansı gerçekleşti.
Bu güvenlik konularının Davos'u diyebileceğimiz bir toplantı. Bu toplantıda bütün dünyadan diplomatlar, istihbaratçılar, askerler bir araya geliyorlar. Bu toplantıda belirli tespitler gerçekleştirildi. Kuralsız bir uluslararası düzene kayılmakta olduğu, daha Avrupalı bir NATO sürecinin başlaması gerektiği, Avrupa'nın kendi savunmasını kendisinin üstlenmesinin yararlı olacağı, Rusya-Ukrayna savaşı, İran'da yaşanan gerginlik, Gazze'deki İsrail soykırımı ele alındı.
Ama burada bir şey daha oldu.
Bütün bu tartışmalar gerçekleşirken, şimdiye kadar Münih Güvenlik Konferansında hiç görmediğimiz tipler de konferansın ziyaretçileri katılımcıları arasındaydılar. Kravatlı teröristler de geldiler Münih'e. Şahin Cilo kodlu PKK'lı terörist, 2008'de Şemdinli Aktütün Karakoluna yapılan saldırıyı yöneten ve 15 askerimizi şehit eden, 20 askerimizin yaralanmasına, gazi olmasına neden olan terörist bozuntusu da Münih'teydi. Evet, Türk kamuoyuna Ferhat Abdi Şahin, Mazlum Kobani ya da Mazlum Abdi olarak tanıtılan Suriye PKK'sı YPG'nin sözde genel komutanı diye anılan kişi de. Şimdi bu kravatlı PKK'lı elebaşı Mazlum Abdi, PKK'lı Şahin Cilo olarak bildiğimiz terörist Münih Güvenlik Konferansı'nda davetli ve devlet protokolü içindeydiler.
ABD delegasyonu dahil birçok delegasyonla görüştüler.
Bu arada Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenlik bürokratları da Münih'teydi.
Düşünebiliyor musunuz?
Sizin olduğunuz salonda 15 tane askerinizi şehit eden bir terörist var ve siz onunla birlikte konferans dinliyorsunuz!
Şimdi buradan soruyorum iktidara, bu terörist kırmızı bültenle aranmıyor muydu?
Nasıl oluyor da bizim devlet görevlilerimiz kırmızı bültenle aranan bir teröristle aynı odada toplantıya katılıyorlar?
Bu teröristin konferansa katılacağı bilgisi size gelmedi mi daha önce? Almanya nezdinde bir girişimde bulunmadınız mı?
Bu nasıl bir devlet ciddiyeti?
SONUÇ OLARAK…
Diyor ki Ümit Özdağ, “Bu rapor Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkarmış olduğu ilk milli üniter laik devleti ortadan kaldırma ile ilgili resmi rapor.
Türk Devleti hiçbir ırk, mezhep ya da başka bir grubu hedefine alıp ayrıştırmamış, azınlık yapmaya, ezmeye çalışmamıştır.
10 Yıllardır süre gelen acıların kaynağı Kürt sorunu değil, dış destekli PKK Terör örgütleri ve onun yandaşlarıdır.
PKK'nın sözde onurunu kurtarmak için Türk milletinin gururunu kırıyorsunuz siz.
