Zamlar sağanağa dönünce, muhterem ahalide de feryat başladı… Ne yani, zamlar sağanak gibi yağmayacak mıydı sanki? Hâlâ, “devletin bitmez tükenmez bir hazinesi var. Ona da versin, bana da versin!”, diyor ahali. Oysa, devletin bitmez tükenmez hazinesi falan yok ki, herkese, istediği kadar versin!.. Devlet alır (vergi, borç) ve dağıtır. Bunu da siyasal iktidarlar eli ile yapar. Dağıtırken, iktidarlar, çoğu zaman öz ve üvey evlat muamelesi çeker. Yine çoğu zaman öz ve üvey evlatlar, iktidarlara göre değişir.
***
Tabii, demokratik hukuk devletlerinde bu dağıtım/paylaşımı denetleyen mekanizmalar var. Demokrasinin fazileti de burada… Bunlar, neyin nereye harcandığını sorgular. Demokratik olmayan ve hukukun üstün olmadığı toplumlarda yönetenler hazineyi “mülkü şahanesi” gibi görür, dilediği gibi dağıtır/paylaştırır… Hesap soranlara da; “Hesabı Allah’a veririm!”, der. Aileleri de “Karun gibi servet sahibi!” olur.
***
Tabii, tüm bu denetim mekanizmalarından sonra ahali de nihai hesabı sandıkta sorar. Sandıktan çıkan sonuç, yönetenlerin lehine ise, kimsenin ağlamaya sızlamaya hakkı yok. “Oy”un kutsallığı da bu noktada kendisini gösterir. O nedenle doğru kullanmak gerekir.
***
Bakınız bilenler şunu söylüyor:“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923’den AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar olan dönemde görev alan hükümetlerin 79 yılda toplam 779 milyar dolar harcama yaptığını ve bu hükümetler ülkeyi yüzlerce fabrika, liman, havaalanı, baraj, kara ve demiryollarıyla ülkeyi donattıklar.” Arkasından devam ediyorlar; “AKP 18 yılda, 80 yılda yapılan harcamanın 6 katına yakın, yani, 4 trilyon 340 milyar dolar para toplamasına rağmen sadece borç yaptı” derler.
***
Ben de ilave edeyim: Beğenilmeyen, bir şey yoktu denilen 80 yılda, kamu kaynağı ile yapılmış “100 baba” yatırımı bir çırpıda sayarım. Ama son 20 yılda kamu kaynağı ile yapılan “10 baba” yatırımı bir çırpıda sayın, dişimi kırayım!”
***
Bugün zamlardan şikayet edenler, bu soruyu soramadıkları, yanıt alamadıklarında bunu sandığa yansıtamadıkları sürece hiç şikayetçi olmasınlar. Sormayı, sorgulamayı bilmeyen toplumların ağlamaya, sızlamaya hakkı yok. Bunun nihai adresi de “sandık”. Bakalım önümüzdeki sandığı nasıl kullanacaklar.
***
Bu alıntıları, CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’dan yaptım. Devam ediyor, bakalım 20 yılda toplananlar nereden toplanmış: “Bu verilerin o yılın ortalama dolar kuruna bölünerek elde edilen dolar bazlı rakamlarına göre, 2020 gerçekleşme tahmini de dahil edildiğinde, 2003-2020 dönemini kapsayan 18 yıllda 2 trilyon 317 milyar dolar vergi (ÖTV, KDV-dolaylı, dolaysız) topladı.
***
Bunlara 248 milyar dolar vergi dışı normal gelir, 678 milyar dolar faiz, kar, rant geliri gibi faktör geliri, 1 trilyon 33 milyar dolarlık sosyal fon geliri ve 64 milyar dolarlık özelleştirme geliriyle birlikte devletin toplam geliri 4 trilyon 340 milyar doları buldu. Kendisinden önceki Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin yaptığı toplam harcamanın neredeyse 6 katı gelir elde eden AKP, bu parayı harcadı ve yine de yetiştiremeyerek 237 milyar dolar açık verdi.”
***
“Yani, AKP öncesi hükümetler yılda ortalama 9,9 milyar dolar harcarken, AKP, yıllık 254 milyar dolardan fazla harcama yaptı. Keban, Karakaya, Atatürk barajları, Sümerbanklar, PETKİM’ler, TÜPRAŞ’lar, Etibanklar, şeker, çimento ve kağıt fabrikaları, onlarca maden işletmesi, sayılamayacak kadar çok hizmet kurumunu 79 yıllık hükümetler sadece 779 milyar dolara kurarken, ülkenin sadece bugününü değil, gelecek 25 yılını da ipotek altına aldı.”
***
Mesela, bir sır gibi saklanan ve YİD modeli ile yapılan, 3. Köprü, Gebze Geçişi, İstanbul-İzmir Otoyolu, Kuzey Anadolu Otoyolu, Boğaz geçişi vd. maliyetini ve verilen garantilerle başımıza kaça patlayacağını hiç merak etmez misiniz? Etseniz bile öğrenemezsiniz, zira, “ticari sır”.
***
Tabii, bunu merak etmeyen ahaliye, büyüklerimizden Mustafa Elitaş; “villada oturanla, gecekondu da oturan aynı bedel ödemez!” diyerek, doğal gaz ve elektrikteki kademeli uygulamanın faziletlerini anlatıyor. Anlaşılan Büyüğümüzün aklına, Mülkiye’de okurken inandığı ve savunduğu ideoloji aklına gelmiş. Bu tam bir popülizm örneği.
***
Değerli Büyüğümüz; “Villada oturanla gecekondu da oturan… “ sözünü sarf ederken, “fukaranın” elektriğine yüzde 50 zam yapıldığını biliyordur, herhalde. “Zengin”in de 150 kWh’e kadar “fukara” ile aynı, üstünü yüzde 127 zamlı bedeli ödeyeceğini de…
***
Değerli büyüğüm… Bir de, kaç mesken abonesi olduğunu ve bunların yüzde kaçının 150 kWh ve altında tüketim yaptığını bir açıklasanız ya… “Villa-gecekondu” edebiyatı yapmak kolay… Bir de rakamlar ne diyor?
***
Burada amaç; “fakir-fukara”yı mı yoksa, “Dağıtım Şirketlerini” korumak mı? Onu da göreceğiz… Unutmayın; bir buzdolabı, bir çamaşır makinesi, bir televizyonu, bir bilgisayarı, bir ütüsü, üç beş lambası olan bir ev ayda 150 kWh’in üzerinde tüketim yapar.
***
Böyle imkana sahip “fakir-fukara” evi nerede demeyin sakın. Kendinizle çelişirsiniz. Öyle ya, bu toplum bunları sizinle görmedi mi? Her evin önünde bir otomobil, herkesin cebinde bir telefon yok mu? Ekonomimiz, döneminizde üç buçuk, dört kat büyümedi mi? Öyle ya, büyüdüysek bu refah kime gitti? Şayet doğruysa anlattığınız Türkiye’de, ayda 150 kWh’in çok çok üzerinde elektrik tüketir bir hane.
***
Bir de değerli saylavımız, milletvekili emekli maaşlarından yakınmış, şunu demiş: “…şu anda emekli milletvekili maaşının 2021 sonu itibarıyla 16 bin lira civarında olduğunu hatırlatarak, "Bütün emekliler yılbaşı ve yıl sonundaki enflasyon farklarından faydalanırken sadece milletvekilleri bu farktan faydalanamıyor.”
***
Sormak lazım; Sayın Vekilim, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine “enflasyon farkı” verildi mi? Ortalama emekli ücretinin, asgari ücretin altında olduğu bir ülkede, 16 bin lira emekli ücreti iyi para.
***
Sevgili büyüğüm, 40 yıla yakın prim ödedim. Hem de iyi seviyeden. 2021 sonunda elime geçen emekli maaşı 3.900 lira. Bakalım yenisi ne olacak. Yeni belirlenen asgari ücret kadar bile değil. Allah’tan reva mı?
***
Sayın Saylavım; bizim dilimizden anlamıyorsunuz bari rol model aldığınız Necip Fazıl’ın dili ile anlatayım bari: “Şah olsa kuzlara, kurt yapmaz bu taksimi!”


