KADİR DAYIOĞLU


BÂTIL İNANÇ VE SİYASET

Bâtıl; Hurafe, hak olmayan, sahte, yalan, beyhude vs. anlamlarına geliyor.


Bâtıl; Hurafe, hak olmayan, sahte, yalan, beyhude vs. anlamlarına geliyor. Bâtıl sözcüğünü sık sık kullanmam nedeniyle, sözlük anlamını vermek istedim. Bâtıl, inanç alanına girdiği gibi, hayatımızın her fakültesine de girer… Sadece inanç alanına aitmiş gibi bakmamak gerekir…

***

Sonuçta; Bâtıl inançlar, insanlık tarihi boyunca var… Olmaya da devam edecek… O nedenle de başta siyasiler olmak üzere kurnazlar, halkın bu zaafından yararlanır. 

***

İnanç alanında ki “bâtıl inançlarımız!” kadar, ekonomik alanda ki “bâtıl inançları”mızı da sorgulamamız ve bunlardan kurtulmamız gerekir... Toplum olarak bunlardan kurtulamadığımız sürece, hiçbir sorunumuzu akılcı bir biçimde çözemeyiz... 

***

Kaynağı ister uhrevi isterse dünyevi olsun, inançlarımızı sorgulayamadığımız sürece işimiz çok zor… Yani; sömürgecilerin kabahati çok da, sömürülenlerin hiç mi kabahati yok? Sömürmek ya da sömürülmek kader mi yani?

***

Dönelim konumuza… “Devlet değil mi versin?” söylemi, sonuçta “Devletin bitmez ve tükenmez hazinesi vardır!” gibi bir başka  “batıl inancı” da peşinden getirir... 

***

Oysa devletin, “Bitmez tükenmez hazinesi yoktur!”. Devlet birilerinden alır, birilerine dağıtır...  Devletin dağıttığı da topladığı kadardır... Bazen topladığı yetmez, borçlanır... Yani, toplamı sıfır olan bir oyun gibidir.

***

Bir başka bâtıl inancımıza göre birilerinden alınan bu borcu, devlet öder zannederiz...  Yanlış... Bu borcu da yine biz öderiz... Hem de; “acı acı yellenerek!”  Şimdi ödediğimiz gibi… Sözgelimi doların19’lara, Euro’nun 20 liralara çıkması bu cümleden…

***

Enflasyonla ve çaktırmadan tahsil etmeye başladı devlet, tatlı tatlı yediğimizi… Tabii, dedim ya acı acı yellenerek de ödüyoruz. Şimdi de; kaçak, köçek, akla, bilime, fenne uygun olmayan ve depremde un ufak olan yapıların bedelini de ödeyeceğiz… 

***

Sanmayın ki, bunu da “bitmez tükenmez hazinesi olan devlet öder.”Yine biz ödeyeceğiz. O nedenle, yakın geçmişte sorulan; “128 milyar dolar”,“2003-2022 arasında toplanan 86 milyar 138 milyon lira deprem vergisi”, “imar barışından/affından toplana paralar”; 20 yılda kullanılan, yaklaşık 3,5 trilyon dolar kamu kaynağı, özelleştirmeden elde edilen 70 milyar dolarnerede soruları, çok önemliydi ve doğruydu. Ama muhterem ahali, umursamadı bile. Oysa bu paralar kendisinindi.

***

Devlet dağıtırken ve alırken de bazı ayrıcalıklar yapar... Deyim yerinde ise bazıları “öz evlat”,  bazıları da “üvey evlat”tır,devletlular katında... Ama “öz” ve “üvey”ler siyasal iktidarlara göre değişir... Yine deyim yerindeyse her iktidar değişiminde “evlatlar”, “deplasman” yapar! 

***

Bu keyfiyet geçmişte de, dün de böyleydi, bugün de böyle… Böyle giderse, yarın da böyle olacak!.. Çünkü“Sistemden beslenenler, sistemin değişmesini istemezler!” Değişime karşı direnirler…Saydamlık, hesap verebilirlik, sorgu-sual işlerine gelmez. 

***

Mesela, Kur Korumalı Mevduat için, Merkez Bankası tarafından ödenen parayı bilen var mı? Diyeceksiniz ki, soran milletvekillerine yanıt verilmedi ki, biz muhterem ahaliye verilsin! Oysa varsıllar için çok önemli bir kaynak aktarıldı bu sayede. 

***

Bu nedenle ezelden beri, bizdeki siyasetin odağında; “öz “ ya da “üvey” olup olmama keyfiyeti var... Yine bu nedenle siyaset, “yüksek duygu ve idealler için yani vatan millet Sakarya için yapılır!” bâtıl inancına aldanmamak gerek... 

***

Mesela; “Siyasilerin parası pul, karısı dul olur!” bâtılına da kanmamak da bu cümleden… Ömrü hayatımda; “parası pul, karısı dul!” olan siyasiye çok az rastladım… Hele hele iktidarın şöyle bir eteğinden yapışmışsa, “ne parası pul ve ne de hanımı dul, olur!” Burada dulluktan kasıt, siyasi o kadar çalışır o kadar çalışır ki, evine uğramaya vakit bulamaz babındadır. 

***

Siyaset, istisnalar dışında, “öz” ve “üveyler” arasında geçen bir oyunu olunca bunun etrafının, “Hazineden geçinmeliler, mesleksizler!” tarafından çevrilmesi de gayet doğaldır... Çapsız adamların, “mesleksizlerin” siyaseti sarmaları da...  Siyasete yakın olmaları da...

***

“Hazineden geçinme” mesleği genetik bir hal alınca, kamu varlıklarının hortumlanması da eşyanın doğasına uygun... Bu nedenle kimse, “Aaaa... Nasıl oluyor bunlar demesin!”

***

Hep sordum ama bir yanıt alamadım. Belediye meclislerinde, il genel meclislerinde görev yapanların seçilmeden önceki ve sonraki mesleklerini ya da iştigal konularını, çok merak etmişimdir… Gözlemimi söyleyeyim: Birkaç istisnayı çıkın tamamına yakını “arsa” ve “inşaat” işlerine bulaşmışlardır… Hele hele kooperatiflerin tadı damağında kalanlar, her gün karşımıza çıkıyor… Acı ama yaşanan gerçek bu...

***

Bir de; siyasiler, fakir fukara edebiyatı, fakir fukara goygoyculuğunu çok yapar… Yapar da yapmasına nedense fakir fakirliğinden fukara fukaralığından bir türlü kurtulamaz… Ömrü hayatımda, kendisini kurtaran çok siyasetçi gördüm ama bu süreçte kurtulan, bir fakir fukara görmedim... Gören varsa, beri gelsin!..