Eşref kaya
17.12.2020 11:42:00
Saygılarımı sunarım abim teşekkür ederim


İBRAHİM PEKBAY


BÖRTÜ-BÖCEK…

“Uyarı” ve “Bilgilendirme” gibi yazılar yazmaktan mümkün olduğunca kendimi alıkoyacağım.


Bugün sizleri, siyasetten, muhalefetten ve benzeri konulardan uzaklaştırıp, “Börtü-Böcek” konusuna gireceğim…

Yine kuşları, yine yer üstü ve altı böcekleri, çiçekleri, hayvanlar âleminden söz edeceğim.

Dağlarda yetişen otlardan söz edeceğim…

Dağlarda yetişen otlar derken, diğer bölgelerde kimse bilmez ama özellikle Doğu Anadolu’da dağlarda yetişen bir ot vardır. Mevsiminde toplanır ve Mayıs ayında yapılan peynirin içine konularak çömleklere bastırılır. Ardından toprağa gömülen çömlek, son bahara kadar bekletilerek olgunlaştırılır.

Adı “Otlu Peynir”dir.

Öyle bir lezzet verir ki inanılmaz.

Yüksekova Esendere’deki dostlarım, yaptıkları bu peynirden hemen her sene gönderirler bana. Yeri gelmişken Esendere’den Eşref Kaya’ya ve annesine buradan teşekkür ederim.

Otlardan birinin adı Siyabo, diğeri dağ sarımsağı ve anason otudut.

Yine bu yörenin dağlarında ovalarında yetişen florasının zenginliği, arıcıların mekanını oluşturur.

Örneğin, Hakkâri ilinin Şemdinli ilçesinin adı ile anılan “Şemdilli Balı”nın tadı ve kokusu nefis olur.

Elbette doğayı tahrip etmez de korursak, doğanın bize vereceği değerler, bazı yer altı kaynaklarının verimsizliği karşısında doğayı bu uğurda bozmaya değmez…

Diğer yandan bozulan doğa ile birlikte ekolojik dengenin de bozulduğunu bilmemize rağmen, yine de tabiatı bozmaktan geri kalmıyoruz.

Oysa dünya, yalnız bize ait değil, biz koruyup kollayacağız, bizden sonrakiler mde bizden öğrenip, gelecek kuşaklara öğreterek ve öğretmeleri dileği ile aktaracaklar.

Böylece dünyamızı yaşanır olarak göreceğiz.

Bir başka örnek İran’dan…

Bütün süpermarketlerde özel makinesinde hazırlanarak tüketiciye sunulur ve çorbanın içine katılır ki, lezzetine doyum olmaz.

XXX

Hayırdır, nereden çıktı börtü-böcek konusu diye sormayın lütfen…

Bundan böyle ya siyaset yok ya da yazı yok.

Derseniz ki “Neden?”, onu da ben bilmem, bir bilene sormak gerekir…

XXX

Neyse biz hava durumu ile ilgi yazmaya devam edelim…

Geçtiğimiz yıl, 7 Aralık tarihinde Ankara’ya kar yağmıştı.

Elbette Kayseri’de Erciyes’e kar aylar önce yağmıştı ama merkezde daha kar yoktu.

Küresel ısınmamıdır nedir bilemem ama mevsimler şaşırdı bana göre.

Yağmur yeterince yağmıyor, mevsiminde kar yeterince yağmıyor ve uzakta kuraklı tehlikesi ne yazık ki görünüyor.

Kuraklığın önü nasıl alınır bilemiyorum, bilimin dışında bir konu…

Kuraklık da sel gibi, deprem gibi önlenemez felaketlerden mi acaba.

Öyle mi anlamalı ve değerlendirmeliyiz.

Gerçek olan şu ki önümüzdeki günlerde yağış olmaz ise, barajlarda su bitecek ve insanlar susuz kalacaklar.

Bilebildiğim, biz doğayı ne kadar tahrip edersek felaketler de o kadar bizi bulacak, belli…

XXX

Değerli okurlar…

Benden alışılmamış bir yazı okudunuz biliyorum….

Bugüne kadar bilgim içinde, yanlışlıkları olanca açıklığı ile ortaya koydum, hiçbir faydası olmadı.

Bundan sonra da “Uyarı” ve “Bilgilendirme” gibi yazılar yazmaktan mümkün olduğunca kendimi alıkoyacağım.

Becere bilirsem…

Kendimi başka konularda yazmaya ikna edebilirsem…

Aksi takdirde belki de “Yazmaktan” vazgeçeceğim…

Çünkü “Sağır ve dilsiz” olmakta zorlanırken, çevreye verdiğim görünmez zararları önleyemiyorum galiba…

Bugünlük bu kadar…