“Borçlu ölmez benzi sararır!”, “Borç yiğidin kamçısı!”, “Adam olana borç verirler!” diye güzel sözlerimiz var… Bizim gibi üretemeyen, parayı “etkin ve verimli kullanamayan”, “borç kolik!” ülke yönetenleri bununla övünürler…
***
Elbette her ülke borç alır ama bunun nereye ve nasıl kullanıldığı önemli… Şan olsun, nam olsun diye yapılan piramitler Mısır’ı; asma bahçeleri Babil’i; Ayasofya Doğu Roma’yı; Süleymaniye, Selimiye ile borçla yapılan Kırım Harbi ve saraylar Osmanlı’yı nasıl ayakta tutamadıysa, günümüz için de geçerli bunlar…
***
Demem o ki; 19.yy başlarında borçlanmaya başlayan Osmanlı’yı, “Muharrem Kararnamesi” ve “Duyunu Umumiye” de kurtaramadı… Anadolu sürünürken (Rothschild) ailesinden alınan borçlar; payitahta yapılan devasa mabetler, kasırlar, köşkler, yalılar, saraylar da…
***
Musevileri bir yana bırakın, hudut düzeltmesi için toprak talep eden Yunanistan’a bile bedeli karşılığı toprak satıldığını; borç vereceklerin, ödenemeyen Tuna kalelerinin hububat borcuna mahsup edilmek üzere verebileceklerini, Yunanistan ve Osmanlı’ya teklif ettiklerini biliyor muydunuz
***
Osmanlıyı; “ekonomik aklının” olmayışı; kara ticaret yollarının, denize kayması ile oluşabilecek ekonomik sorunları okuyamamak batırdı. Sultan 3. Murat rasathaneyi topa tutarken, Avrupa’ya, deniz ticaret yolu ile gelen servet akıyordu. Kadırgadan kalyona geçememiştik bir türlü. Düşünebiliyor musunuz; vezirler, paşalar ve dahi sultanlar borç veriyordu devlete.
***
Yani, Osmanlı’yı Mustafa Kemal ve arkadaşları ve dahi İttihat Terakki batırmadı… Zaten batmış ve tarih sahnesinden silinmek üzereydi. Yani Cumhuriyet zenginlik içerisinde yüzen, her yeri mamur, bilim ve bilimsel gelişmelerin şahının yaşandığı bir miras devralmadı. Nasıl bir miras devralındığını görmek isteyenler 20.yy başında çekilen İstanbul fotoğraflarına baksa yeter. Bırakınız, Anadolu’yu…
***
“Sürdürülebilir” olmayan “borçlanmanın” sonu hüsrandır… Bu, bırakınız devleti fert için de doğrudur. Hak edilmeyen bir hayatı yaşamak, “yapılabilir” olmayan yatırımları yapmak, haşmet ve güç gösterisine dönük yapılar yapmak geleceğe kurulan bir tuzaktır… Bu tuzağa düşmüş gibi gözüküyor ülkemiz… Üretemeyince de yükün altından kalkamıyor…
***
Geçenlerde Sözcü Gazete’sinde, Mehtap Özcan Ertürk; “Türkiye’nin dış borç yükü 10.4 trilyona çıktı” haberini yaptı. Türkiye'nin borçlarının toplamı bir yılda 3 trilyon lira artarak 10 trilyon 443 milyar liraya ulaştı. Bu günün kuru ile yaklaşık 750 milyar dolar (1$=14TL). 2021 GSYH’mızın yüzde 94’ü. Neredeyse eşit. Mesela 2011’de yüzde 38,8 olan bu oran sürekli artan bir seyir izlemiş 2020’de yüzde 62,8 olmuş. Şimdi, yüzde 90’lara ulaştı.
***
2021’de kamu borcu 3,2 trilyon lira. Bu da yaklaşık, bugünün kuru ile yaklaşık 230 milyar dolar. Bu da GSYH’nın yüzde 29’u… Aslında bu, Mastrich Kriterlerinin yarısı, kamu açısından bir sıkıntı yok ama sıkıntıda olan özel sektör, haliyle ülkenin ödemeler dengesi. Sürekli artış trendi, ürkütüyor…
***
“Hazine borçlanmada gaza basmış”. Elbette basacak. Zira tulumbada su kalmadı. Olan da havasını almaya yetmiyor. Türkiye'nin borç yükü yıldan yıla katlanarak büyüyor. Uzmanlar, “miktardan” çok, “katlanarak” büyümeye dikkat çekiyorlar.
***
2012'den bu yana hızlanan fakat son yıllarda artış hızında ibreyi yükselten kamu ve özel sektörün borç yükü 2018-2021 yıllarını kapsayan dört yılda 6,1 trilyon lira artarken, bu yükün yarısı 2021'de oluştu. Eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Hakan Özyıldız, Türkiye'de reel borçların yıllara göre gelişimini analiz etmiş. Şöyle ki;
***
Hazine'nin borçlanmada gaza basmasıyla son dört yılda kamunun toplam borcu yüzde 229 artış gösterdi. 2020'de 1.8 trilyon lira olan Hazine borçları yüzde 51.4 artışla 2021 yıl sonunda 2,7 trilyon liraya çıktı. Yukarıda verdik kamu toplam borç 3,2 trilyon lira.
***
Özel sektör 2021'de 1,6 trilyon daha borçlandı ve hane halkı, reel sektör, bankaların dış borcundan oluşan toplam reel borçlar 7 trilyon 223 milyar liraya ulaştı. Bu da yaklaşık 516 milyar dolar.
***
Reel sektör borçları 2020'ye göre yüzde 35,4 artışla 5,2 trilyon lirayı, hane halkı borçları ise yüzde 23.4 artışla 1 trilyon lirayı aştı. Borcun düzeyinden ziyade katlanarak büyümesinin ciddi bir tehlike yarattığına dikkat çekiyor ekonomistler.
***
Özyıldız, borçlar krize yol açtıktan sonra, çözümün her zaman kamusal bir eylemi gerektirdiğine dikkat çekerek; “Kriz çıkmadan önce, seçimleri düşünerek gelişmelere seyirci kalan veya yanlış müdahale eden devlet otoritesi, kriz çıkınca ‘çöküşü engellemek' adına ekonomiye müdahale ettiğinde özellikle dış borçlar için ‘kamu-özel’ ayırımı yapmak zorlaşır” dedi ve ekledi: “Eğer borç stokundaki hızlı artışın önüne geçilmez ve sorun kısa dönemde çözülemezse kriz olasılığı çoğalır.”


