KADİR DAYIOĞLU


BÂKİ KULLAR

Peki bu “Bâki Kulu” kim? 2011 yılında lağvettiğimiz, “Maliye Teftiş Kurulu”nun çekirdeği. Bu olayı nereden öğreniyoruz? Dursun Ali Yaz’ın, nefis ve herkesin okuması gereken, “Antik Çağdan Günümüze Para” kitabından.


Vakti zamanında “kuş uçmaz kervan geçmez!" bir yerde bir han varmış... Bir gün eşkıya uğramış. İçeri girmiş. Girer girmez basmış narayı: “Heeyyyt! Heeyyt! Hancıbaşı hancıbaşı... Karnım çok aç... Çorba, arkasından etli pilav isterim... Tatlıdan da haberin olsun.”

**

Bir köşede iki kişi ile yemek yemekte olan hancı da bu emir üzerine, eşkıyaya dönmüş ve eliyle sofralarını göstererek; “İşte soğan, işte tuz, işte ekmek... Halden de haberin olsun!.’’ Yanıtını vermiş. Bizleri, “Keyifleri yerinde... Zil dövüyor, gerdan kırıyor!" zannedenlerin de haberi olsun.

***

İmam adayı sözlü sınavına girmiş, “Hazreti Köroğlu Nebi mi yoksa veli mi?” sorusuna muhatap olmuş. uzun uzun düşünmüş. Hazreti Adem’den itibaren peygamberleri bir bir saymış, içinden. Hazreti Köroğlu’na rastlayanınmış. O halde, olsa olsa bu velidir demiş ve Veli, yanıtım vermiş.

**

Bunun üzerine soruyu soran kızmış ve “Hiç, eşkıyadan veli mi olur? Be adam “ diyerek hocayı azarlamış. Hoca da çaresiz bir biçimde; “Eşkıya olduğunu ben de biliyordum ammaaa... Sorunun başındaki Hazret kelimesi beni yanıltı” demiş...

**

Bitin yani eski dilde kehlenin işe yaradığım bilir miydiniz? Bilmiyorum... Bakınız nasıl: Rüstem Paşa Diyarbakır Valisi. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan ile evlenmek isler. Rüstem Paşa’da önde gelen hırsız sadrazamların en hırsızı bilinir. Durumu padişaha iletir. Paşanın rakipleri ise başlarlar paşanın aleyhinde konuşmaya. Cüzzamlı olduğunu yaymaya başlarlar. Padişah da bundan tedirgin olur. Hekimbaşından da olayı incelemesini ister.

**

Hekimbaşı padişaha, “Sultanım, cüzzamlıda bit barınmaz. Bu nedenle irade buyurursanız paşanın giysilerini bir kontrol edelim. Bit varsa cüzzamlı değildir”, derUzatmayalım paşanın giysileri gizlice kontrol edilir ve bitli olduğu ortaya çıkar ve sonuçta Rüstem Paşa, damat olur. Bundan sonra da “şer cephesi” paşanın aleyhinde ileri geri konuşmaya devam eder. Şairin birisi de;

**

“Olacak bir kimsenin bahtı kavi talihi yar

Kehlesi dahi mahallinde onun işine yarar.”

**

Bir hikaye de Neyzen Tevfik rahmetliden. Dönemin devlet adamlarından birisinin hırsızlığı ayyuka çıkar Her mecliste, bununla ilgili hikayeler anlatılmaya başlanır. Birinde hâzurundan birisi Hazret'e bir soru yöneltir:

“Üstadım; Ney çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli iken mi ney çalarsınız?” Bunun üzerine Neyzen biraz düşünür; “Ben falan mıyım ki, çalarken neşeleneyim?” 

**

 “Ney” ile “çalma” sözcüğünü birlikte kullanmak pek edebe uygun değil. Ney için, “üfleme” sözcüğü daha çok tercih edilir Keman, ud, kanun vs “çalınır” ama ney, “üflenir” Benim, bildiğim, duyduğum, bu. Derler ki, bu, saza hürmeten. Yine mesela ney, gelişigüzel tutulmaz. Göğse çapraz dayanarak tutulur. Sanırım, başparesi sol omuza denk gelir. Mesela, kudüm de öyle, hürmet edilir; erkan böyle. “Tekke âdâbını” bilmeyenler, pek dikkat etmez buna.  Kudümün olduğu yerde diğer vurmalı sazlar olmaz… 

**

Madem söz eskiden açıldı, bu sefer çok çok eskilere gidelim. Sultan Fatih ölüyor. Tahtı ele geçirmek için Cem ile abisi Beyazıt yola çıkıyor, İstanbul’a doğru. Cem Konya’da, Beyazıt ise Amasya’da… Ha babam, de babam derken, Cem Kütahya’ya yaklaşıyor. Kütahya Kalesi’ni geçmesi lazım. Kale komutanı, Şehzade Beyazıt’ın damadı Sinan Paşa da seyahate çıkmış. Ayşe Sultan eşi. Kalede duruyor. Cem’in gelmekte olduğunu duyunca, güvenlik bağlamında Kale’nin eksiklerini gidermek istiyor.

**

Ne yapsın? Kocası yok. Bunun üzerine “kasadan” para harcıyor. Uzatmayalım babası tahta oturuyor. Gel zaman git zaman, dört yıl sonra, “Bâki Kulları” kalenin hesabını teftişe geliyor. Ayşe Sultan da başka yerde… Tabii, usulsüz harcama tespit ediyor; 25 bin akçe. Sultan’a zimmet ve ödeme emri çıkartıyor.

**

İtiraz ediyor, “ben kendim için harcamadım, kalenin selameti için harcadım!” dese de, “Bâki Kullarını” ikna edemiyor ve şu yanıtı alıyor. “Biliyoruz, işin tafsilatını ve kim olduğunuzu da ama usulsüz harcama yapmışsınız, ödeyeceksiniz!”

**

Ayşe Sultan şaşırıyor… Nasıl ödesin? Üstelik, yemedi, içmedi, kale için harcadı, parayı. Padişah babasına baş vuruyor. Durumu anlatıyor. Yardımcı olmasını istiyor. “Yoksa babacığım, dedemin hediyesi gerdanlığı satmak zorunda kalacağım”, diyor.

**

Sıkı durun Padişah II. Beyazıt ne diyor biliyor musunuz? “Sevgili kızım anlıyorum. Ben cihan padişahıyım. Her şeye gücüm yeter, dünyayı titretirim ama ‘Bâki Kullar’a gücüm yetmez. Ödeyeceksin bu parayı!”. Sultan ödemek zorunda kalıyor, dedesi Fatih’in hediyesi gerdanlığı satarak. 

**

Peki bu “Bâki Kulu” kim? 2011 yılında lağvettiğimiz, “Maliye Teftiş Kurulu”nun çekirdeği. Bu olayı nereden öğreniyoruz? Dursun Ali Yaz’ın, nefis ve herkesin okuması gereken, “Antik Çağdan Günümüze Para” kitabından. Mutlak bulup okuyun. İnanılmaz güzellikte bir anlatımı var. Bana da aziz dostum, kitap kurdu Yusuf Akdamar hediye etmişti.