Merhum Abdülbâki Gölpınarlı’nın“Tasavvuf’tan Dilimize geçen Deyimler ve Atasözleri” isimli kitabını karıştırırken bazı dizeler ve sözler dikkatimi çekti.
Bunları sizlerle paylaşmak istedim...
Biliyorsunuz, Gölpnarlı, bir yıl kadar Kayseri Lisesi’nde öğretmenlik yapmış. Mevlevi’dir…
***
Rahmetli Üstadımız, Nâz-Niyaz bölümünde büyük şair Urfalı Nâbi’nin şu dizelerini vermiş.
“Lezzet-i nâza gerçi söz yoktur,
Leyk zevk-i niyâza aşk olsun.”
***
Dizelerde “Nâz” ve “Niyâz” karşılıklı anılıyormuş. Niyâz, nâzdanüstün tutuluyormuş. Anlamı ise; “Nâzın tadına söz yoktur ama niyâzın zevkine aşk olsun”muş. Ayrıca; “Niyâzın tadına erenlere aferin” diyerek de bir parantez açılmış...
***
Nâz, niyâz derken merhum Neyzen Tevfik gibilerinin, “Nâz makamında” olduklarını da unutmamak gerekir. Söz nâz ve niyâzdan açılmışken bir ikili Yunus Emre’den ve bir nefes de Pîr Sultan’dan...
***
“Mevlânâ Hudavendigâr bize nâzar kıldı,
Anın görklü nâzarı gönlümüzün aynasıdır.”
***
Nefes ise şöyle;
“Bildim şâhım, bildim, sahib-i nâzarsın;
İstekli âşıkı dilde yazarsın.
Alî Şahım deyüdeyü gezersin,
Kardeş Mevâlîye benzer gözlerin.”
***
Yine Üstattan öğrendiğimize göre Mevleviler; “‘Devr-i Veledî’ de denen ve sema’a başlamadan önce, semâ’hanenin çevresinde üç kere yürüyerek gidişlerinde, şeyh postunun önünde, birbirlerine karşı baş keserlerken, gözlerine ve kaşlarının ortasına bakmak suretiyle, nâzardaki feyze, ermeye çalışırlar”mış.
***
Gölpınarlı merhumun ifadesine göre;“Neyzenin, neyi iki eliyle tutup, sola doğru eğerek üflediği zaman ki şaşı bakışa ‘neyzen bakışı’” denirmiş. Bu açıklamadan sonra; “Nay üfleyen gibi, yoksullar topluluğuna eğri bakma. Hak, o şekilde, onları gizlilik âlemlerine saldı, gizledi.” Anlamına gelen şu dizeleri vermiş:
“Nâyî gibi geç bakma gürûh-i fukaraya,
O şekl ile Hak anlara ihfâlara saldı.”
***
Neş’e; “Erişmek, yetişmek, gelişmek, bitip üremek anlamlarına gelen arapça bir söz”müş. “Neşve tarzında Farsça zevk, keyf, sarhoşluk anlamları”na da gelirmiş. Tasavvufta ise; “Sûfînin zevki, gelişme ve yetişme tarzı, huyu, meşrebi” gibi anlamlar yüklenirmiş. Bu nedenle; “Erenlerin, meşrebleri bir değildir; birisi zühd-ü takva ile yürür; öbürünün neş’esinderindlik üstün” olurmuş.
***
Şeyh Galip, “meşhur mütekerrir (birinci bendin sonunda tekrar edilen mısra) müseddesinde (şiir türü, altılı)”
“Meyhâneyi seyrettim, uşşaakamatâf olmuş,
Teklif-ü tekellüften sükkânımaâf olmuş;
Bir neş’e gelip meclis bîhavf-u hilâf olmuş;
Gam sohbeti yâd olmaz, meşreblerisâf olmuş.
Âşıkta keder neyler, gam halk-ı cihânındır,
Koyma kadehi elden, söz pîr-i Mugaanındır.”
***
Anlamı yine Üstadımızdan: “Meyhâneyi seyrettim; âşıkların çevresinde dönüp dolaştıkları yer olmuş. Orada oturanlar tekliften de affedilmişler, tekellüften de. Bir neş’e gelmişte mecliste ne korku kalmış, ne aykırılık; gama dair sohbet edilmiyor. Böyle bir şey anılmıyor bile; meşrebleri de tertemiz bir hal almış. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz meyhanecinindir.”


