MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli…
Bir patladı… Bir patladı ki, sormayın…
Ancak hedef aldığı ve patladığı yer yanlıştı.
Danıştay, bir karar vermiş, daha sonra Cumhurbaşkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı “Red” kararına itiraz etmiş, itiraz sonrası da Danıştay Daireler Kurulu Milli Eğitim Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığının itirazlarını kabul etmiş, andımız ve devlet madalyalarında Atatürk kabartmaları kaldırılmış olmuştu.
XXX
Araya gireyim, İl Kongresine hazırlanan MHP Kayseri İl Başkanı Sayın Serkan TOK, acaba “Andımız” ve “Atatürk’ün kabartmasının kaldırılması konusunda, İKTİDARA DEĞİL DE Danıştaya tepki gösteren Devlet Bahçeli hakkındaki görüşleri nedir? Ne düşünür_
Gazetemizde bir haber daha vardı, şöyle…
“Milliyetçi Hareket Partisi İl Kadın Kolları Başkanı Emine Özge Soysal, göreve geldiği günden bu yana yaptığı çalışmaları gazetemiz Gerçek Haber’e anlattı. Her zaman vatandaşla iç içe olduklarının altını çizen Soysal, “Biz MHP’li kadınlar olarak hizmette sınır tanımıyoruz. Ses getiren faaliyetlere imza atıyoruz. Halkımızın menfaatine olan her konuda elimizi taşın altına koyuyoruz..”
Demiş, yani haber böyleydi, hatta kadına şiddeti de kınamışlar…
Şimdi bakalım “Andımız” ve Atatürk” konusunda görüşleri olacak mı? Onlar da Genel Başkanlarının çıkışı konusunda ne düşünüyorlar?
Diğer yandan…
Rahmetli Alpaslan Türkeş’in oğlu Ahmet Kutalmış Türkeş, MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye “Andımızın” okullarda okunmasının yasaklanması üzerinden seslenerek, “Devlet Bey, işte beklediğin an! Geç karşılarına: Devlet sözüm var Andımızı tekrar okutun ya da ittifakı bozarım' de!” dedi.
Haksız mı?
Devlet Bahçeli’nin daha önce konu ile ilgili kararlar alınıp da uygulamaya konulduğundaki konuşmaları, şimdi sosyal medya hesaplarında geziyor. Karşı çıkmıştı, “Kırmızıçizgimiz” demişti.
Şimdi o “Kırmızı” olan çizgi n’oldu?
Rengi mi değişti?
Pembe mi oldu, lila mı, mor mu, sarı mı? Ya da hepsi birden mi?
Elbette konu bu kadar basit değil, gelşmelere göre tekrar konuya döneceğiz, çünkü bu tartışma çok su götürecek…
XXX
Türk Kadınlar Birliği Kayseri şubesi başkanlığından bilgi aldım, konuya değinmek isterim.
Geçtiğimiz günlerde (15 Mart 2021 günü) köşemdeki yazımın sonunda, Türk Kadınlar Birliği Kayseri Başkanlığının faaliyetlerinden söz etmiş ve aynen şunları yazmıştım…
“Merak ettim, Cumhuriyet Meydanı’ndaki ”Basın Açıklaması”nı paylaşsalar da milletvekillerinin sözlerine tepkilerini göstermişler mi görseydim…
Haaa… Yaptılarsa da çok teşekkür ederim, bilgisiz kaldığım için de özür dilerim…
Ayrıca bu konudaki düşüncelerini paylaşırlarsa, köşemde düşüncelerinden söz etmekten mutluluk duyarım.”
XXX
Cevap verdiler… Kendilerine hassasiyetlerinden dolayı çok teşekkür ederim.
Elbette Kayseri’de oturmadığımdan, bazı şeylerden tam bilgi sahibi olamıyorum, çoğu ile iletişim bilgileri de bende olmadığında ön görüşme yapamıyorum. Ama konu hakkında oldukça geniş ve açıklayıcı bilgi verdiler, kendilerine teşekkür ederim.
Verdikleri bilgilerden anladığım kadarıyla, gerek Hülya Nergis ve gerekse Kadınlar konusunda, kadın hakları ve cinayetleri konusunda üzerlerine düşen görevleri yaptıklarını, ben kişisel olarak anladım ve Kayserili olarak kendilerine teşekkür ederim.
Şunu da ifade edeyim ki…
Kayseri’de siyasi olmayan, Hülya Nergis hanım gibi partisine hizmetinden başka bir şey düşünemeyen kadınlar dışında, “Kadın” konusunda “Kadın”ın mücadele vermesi oldukça zordur.
De ki neden…
Bizde bir “Elâlem” denilen kavram var da ondan…
Ancak ben söyleyeceğimi söyleyeyim de, Kayserili “Kadın” nüfusunun ne yapması, nasıl mücadele vermesi gerektiğini kendileri düşünsün ve anlasınlar.
Ben aslında “Kayseri’de Kadın” konusunda yazmak isterim, bir ara da yazacağım zaten…
Ancak şimdi belirtmek istediğim Kayserili kadınlarımıza, cumhuriyet ile elde ettiği haklarını, tekrar elinden alınmasına ve kadın cinayetlerine karşı mücadele vermek zorunda olduğudur.
Şunu asla aklınızdan çıkarmayın…
Kayserili kadınlar, analar öyle bir kadın, öyle bir anadır ki, Çanakkale savaşında Kayseri Lisesi Son sınıf öğrencileri olan evlatlarını topluca cepheye göndermiş de “Şehit Anası” olmuş, şimdi de olmaya devam eden analardır.
19 Mayıs 1919 tarihinden tam 7 ay sonra, 19 Aralık 1919 tarihinde Atatürk’ü Kayseri’de karşılamış ilk illerin birinin kadınlardır…
Kayserili kadınlar, 1934 yılında kendilerine tanınan “Seçme ve Seçilme” hakkını kullanan ilk kadınlardır.
Ferruha Güpgüp, 1935 yılında Kayseri’den seçilen ilk kadın milletvekilidir…
Bilgi edinmeye açık olan Kayserili kadınlardır. 1980 yılından sonra açılan okuma-yazma seferberliğinde, -benim anam dâhil- Kayseri’deki tüm okulları dolduran ve okuma-yazma öğrenme, böylelikle bilgi sahibi olma çabasında olan “Kadın”, Kayserili kadınlardır.
O halde, Kayserli kadınlardan, kadın hakları, özgürlükleri konusunda ve bunu da korkmadan, çekinmeden ve araya “el âlem”i katmadan mücadele vermelerini bekliyorum.
Hiç kuşkum yok ki, 92 yaşında kaybettiğim anam hayatta olsaydı, başını açar bu mücadeleye destek verir, en önde yürürdü. (Başını da yaşı ilerleyip Hacı olana kadar hiç örtmedi zaten. Hatta bugün tesettür diye örtenler gibi hele, hiç örtmedi.)
İnanıyor ve güveniyorum ki Kayserili kadınlar, körü körüne siyasetçilerin dümen suyunda gitmezler, gitmeyeceklerdir de…
Yine inanıyorum ki, önlerine ilk sandık konulduğunda, kendilerini ötekileştirmek isteyenlere de gereken cevabı, gerektiği gibi vereceklerdir.
Kayserli analar, bacılar, kızlar, saygıyı hak edenlerdir…
Verdiğiniz ve vereceğiniz mücadelede hep yanınızda olacağım.
XXX
Bir konu daha…
Diyanet İşleri Başkanlığı, bu sene fitre verilmesinde asgari rakamı 28 lira olarak açıkladı…
O kararı alanlar… 28 lira ile bir öğün karnınızı doğru dürüst doyurun, ellerinizden öpeceğim.. Yoksa, Ramazan süresinde otellerde, saraylarda iftar sofrası kuranlara hakkımızı helal etmiyoruz insan olarak…
XXX
İzninizle, bir de düzeltme yapmak istiyorum…
Okurlarımdan Sayın Ali Bey aradı ve “Andımız” ile ilgi yazımda sözünü ettiğim Sözcü gazetesi yazarı Deniz Zeyrek için ifadelerimden söz ederek, “Galiba yazıyı sonuna kadar okumamışsınız ve yanlış bir değerlendirme yapmışsınız” dedi…
Tekrar yazıyı buldum, bu kez yarısında sinirlenerek bıraktığım yazıyı, uyardığı gibi sonuna kadar okudum. Gördüm ki “Papağan gibi” ifadesi Deniz Zeyrek’e ait değil…
Her ne kadar Deniz Zeyrek bu yazımı okuyacak olmasa da ondan özür dilerim, Okurum Sayın Ali Beye de uyarsı için teşekkür ederim.


