İBRAHİM PEKBAY


BİR GÜN SABAH KALMIŞSINIZ Kİ…


Bugün yaşı 40-45 arası, hatta 50’ye kadar olanların hatırlayamayacağı geçmiştekine benzer bir güne uyanacağımızı düşünün bir an..

Sabah kalktığımızda, tüm televizyon ve radyo kanalları ortak yayına geçmişler.

Spikerleri; 5 dakikada bir aralıklarla “Cumhurbaşkanlığı kararnamesini okuyorum” diye okumaya başlarken göreceğimizi.

Ve devam edecekler.

“Cumhurbaşkanlığı kararnamesi:

Aşağıdaki kararlar resmi gazetede yayımlandığı andan itibaren yürürlüğe konulmuştur.”

Madde made değişiklikleri sıralayacak. Ve elbette altında bir de isim var, imza yerine geçerli olmak üzere, aslında muhtemelen imza da vardır.

 

XXX

 

Aslında yukarıda yazdığım hayali kararnamenin maddelerini kendiniz hayal edin, çok zor bir şey değil. Sabah uyandığımızda gece gördüğümüz kâbus gibi rüyayı anlatıyor olacak. Türkiye’nin bir gecede nasıl değiştirilebileceğini göreceksiniz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde böyle bir şeyin olmasına asla izin verilmez. Kimsenin de böyle bir şeye gücü yetmez.

Ancak…

Dikkatle takip etmediğimizde, bazı göstergelerini göreceğimizden emin olabilirsiniz. Çünkü eğer bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile her şey değişebiliyor ise bunların olmaması için de bir neden yoktur.

O halde uygulamalara bakıp geleceği görmemizde yarar vardır.

 

XXX

 

Gelelim Naci Ağbal’ın TCMB’sı başkanlığından alınışına…

Naci Ağbal, merkez bankası faizini yüzde 19’a çıkarırken eğer cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı’nın haberi yok ise, zaten görevden alınmayı göze almış olmalı.

Bilinen bir gerçek, ülkede cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanından habersiz kuşun bile uçmasına izin verilmez. Boğazdaki vapurların ardından koşan Martılar da buna dâhil. Çünkü o vapurlara binilip de gidilip gelinmesi bile izin ile olmaktadır. Sokağa çıkılmayacak, seferler durdurulacak dese, Martıların havada ne işi olur ki?

 

XXX

 

Defalarca anlattık, ekonomiyi kendi seyri içinde serbest bırakmazsanız yürümez. Devletin görevi, düzenli gelişimini ve güveni sağlamaktan ibarettir.

Çok basit bir örnek vermek istiyorum, o kadar basit ki, siz düşününce “Hadi be sende, bu kadar da değil” mi dersiniz, yoksa hayret eder misiniz, bilemem doğrusu.

Siz bir tüketicisiniz ve ihtiyaçlarınızı bir yerden edinmek zorundasınız. Diyelim ki orası mahalle bakkalı ve bir adet kibrit alıp çıkacaksınız. Girdiniz bakkala, aldınız kibriti, bedelini ödeyip çıktınız. Artık o kibritin mülkiyeti ve kullanma hakkı size aittir. Bu işlem, ekonominin içinde oluşmuş bir eylemidir? Elbette, siz kibrit sahibi oldunuz, bakkal da o satıştan dolayı belli bir kâr edindi.

O kibriti bakkala taşıyan, kibritin dağıtımını üstlenen dağıtıcı firma, o firmaya o kibriti getiren taşıyıcı, üretici, üreticiye hammadde ve yardımcı maddeleri satan ticari kuruluş, o hammaddeler dışarıdan ithal ediliyorsa, ithalatçı, ülkeye taşıyan ve yurt dışındaki firma da elbette kâr etti.

Buraya kadar işin ekonomik hareket tarafı…

Bu işlemler yapılırken, doğaya verdiğiniz zarar da işin cabası.

 

Siz kibriti aldınız ve çaktınız, yandı… Elbette yakıp da alemetinin (Alevin) keyfine bakmadınız, bir işe yaradı bir yeri, bir şeyi yaktınız. Oradan çıkan ısının ve dumanın ve kalan küllerinin doğaya verdiği zararı da düşündünüz mü?

Bakkaldan bir kibrit almak ne kadar basit görünüyordu değil mi?

Aslında ekonominin hareketi de aynen buna gibidir ve birbirinin içinden geçen örgüye benzer. Bir tarafından koparırsanız, oradan arıza verir, bazısı kolayca tamir edilirken, bazısı zor tamir edilir. Ve her arıza için gerçek bir usta da ekonominin olmazsa olmazıdır. Biz buna “Devletin yönetimi” diyoruz, ”Ekonominin yönetimi” diyoruz.

Acemi ve bilgisiz ellerde asla doğru çalışmaz.

Naci Ağbal, acemi ve bilgisiz miydi?

Doğrusunu söylemek gerekirse, pek de acemi olduğunu sanmıyorum ama aklının ve yüreğinin gösterdiği yere mi saptı nasıl olduysa, gazaba geldi diye düşünüyorum…

Şimdilik…

Elbette ters köşe olmamamız için hiçbir neden yok böyle bir yönetimi içinde. Dedikodulara bakılırsa da bu operasyonun ardında Berat Albayrak’ın olduğu söyleniyor ama dedikodu elbette.

 

XXX

 

Bir kez daha ifade edelim, anlamayanlara anlamaya çalışsın lütfen…

Ünlü ABD’li ekonomist Milton Friedman,  ki John Maynard Keynes’den etkilendiği biliniyor, “Faiz yükselirse, enflasyon düşer”, “Faiz yükselirse, enflasyon da yükselir”, “Faiz düşerse, enflasyon düşer” demiyor. Sadece enflasyon denen şeyin, her yerde ve her zaman “Para” ile ilgili olduğunu ifade ediyor. Yani enflasyonun sebebi de çaresi de ararken “Paranın miktarı, cinsi, devir hızı ve faizi” üzerinde durulması gereğini belirtiyor.

Yani faiz-enflasyon ilişkisi tek başına birbirine bağlı ve birbirini tetikleyen sonuç değildir.

TCMB ve her ülkenin merkez bankasının bağımsız olmasını gerektiren şey, ülkelerin istikrarında alacakları kararlar ile önemli rol oynamalarından kaynaklanmaktadır. Siyasi etkilerin dışında kalmak zorundadırlar.

Merkez bankaları, ekonominin gereği ne ise, ona göre vaziyet alarak ekonomiye yön verirler ve kontrol altında tutmaya çalışırlar.

Yani… Merkez bankasının bağımsızlığı ile oynamak, ekonomide fayda yerine zarar verir. Hele ekonomiyi emir-komuta içinde tutmak, tam bir zafiyettir.