NEBAHAT ERDOĞAN


BİR DİKİLİ AĞACI OLMALI İNSANIN…

Dünyayı tehlikesi altına alan, küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık ve çölleşme tehlikesinin gün geçtikçe kapımıza dayandığı, bu dönemlerde ağaç, yeşil ve dünyanın en önemli varlığı olan ormanlarımız çok önemli ve doğa sevgisi sadece sözde ve eğitimde sınırlı kalmadanacil önlemlerle toplumun her kesimine yayılması gereken çok önemli bir husus…


Ormana dikilen bir ağaç bile onun varlığını ve gücünü artırır. Oturduğumuz apartmanların bahçesini yeşillendirmek, bir iki ağaç dikmek, yetiştirmek dünyamızı güzelleştirir, mutluluk verir, insanlara yaşama sevinci aşılar, bir dikili ağacım bile yok dememek için, uygun olan her yere, her zaman ve her koşulda ağaç fidanları dikip, işte bu benim eserim demek ne büyük bir mutluluktur oysa…“Bir dikili ağacı olmalı insanın”…

Uzmanlar her defasında tekrar ediyor “doğa kendini yeniler toprak anaya ne verirsen karşılığını fazlasıyla alırsın, onun için yediğiniz meyvelerin çekirdeğini boş olan yerlere atın toprak kabul eder onu ağaç olarak verecektir size” ne güzel söylemiş atalarımız “Orman olmadan ülke olmaz, verimsiz bir ülkenin ne hayrı görülür ne toprağı ekilir”… Ve “bir dikili ağacı olmalı insanın” diyerek!

“Yaş kesen, baş keser” Atasözünün anlamını belirtmek isterim…
Ormanı meydana getiren ağaçlar bir memleketin can damarıdır. Yeşil tabiat, berrak su, temiz hava, yağmur, cıvıl cıvıl kuşlar, ağaçla birlikte vardır. Ağaçsız kalan yer kısa zamanda çöle döner, hayat orada son bulur. Öte yandan, ağaç memleket ekonomisine de sayısız katkılarda bulunur. Hem ekolojik denge, hem de iktisadi hayat açısından ağacı koruma görevi bir zorunluluktur. Bu bakımdan bir ağacı boş yere kesen, insan hayatına kıymış gibi suç işlemiş olur. Yıllardı ne çok suç işlendi memlekette değil mi? Ne ceza alan var nede suç işlemeyi bırakan…

Ülkemizde rant uğruna ormanlarımızı yakarak,  yeşil alanlarımızı yok ederek, yok termik santral, yok madencilik sahası denilerekdoğa katliamına bir türlü son verilemedi maalesef…her yaz mevsiminde orman yangınlarıyla binlerce hektarlık alanlar küle dönüyor, ihmalleri ve duyarsızlığı göz önünde bulundurursak çoğunluğu insan kaynaklı olduğunu söylemek gerek… Ha bunun yanı sıra kasıtlı ve sabotaj meselesine de değinmek isterim… Çünkü içimizde o kadar çok hain var ki Ülkemize nereden zarar vereceğinin hesabını tutmaktan geri kalmıyorlar… Hepimizin bildiği gibi 2022 yılının yaz aylarında 17 ilden peşpeşe yangın haberleri gelmiş, yurdun birçok yeri alevlere teslim olmuştu… Günlerce söndürülemeyen yangınlar ciğerimizi yakmıştı.  Farklı bölgelerinden peş peşe gelen haberler sonrası, yangınların sabotaj mı yoksa doğal sebeplerden mi olduğu günlerce merak konusu olmuştu, bunun akabinde bir kişinin yakalandığı haberleri de verilmeye başlanmıştı… Ne kadar doğru ve ne kadar inandırıcıydı sizce… Ve neden her dönem sahil kasabalarının yeşil alanları,deniz gören yerleri daha çok yanıyordu!  Hükümet yangınlarla ilgili ne kadar açıklama yapsa da bu sorulara geçiştirme yanıtlarla üzerini kapatıyordu… O dönemin Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci, bu yıl çıkan 2 bin 43 yangında, 12 bin 384 hektar büyüklüğünde ormanlık alanın kaybedildiğini söyledi. Kirişçi "Bu alanları belki yangında kaybettik; ama buraların yeniden kazandırılması çalışmalarımız da başladı" diye de ekledi, oysa Marmaris’te yangından beş gün sonra ÇED gerekli değildir raporu verildiği ortaya çıktığı iddialar arasındaydı…

AKBELEN 

Acımasız ruhun doğayı katlettiği yer Akbelen… Günlerdir süren Muğla Milas'a bağlı İkizköy'de bulunan Akbelenhalkı 2 yıldır mücadele ediyor ormandaki ağaçlar kesilmesin diye… Ve Ekbelen’de Zehra Nine gündem oldu iki yıldır iş makinaları ile ormanlık alana girilmek istenmesine karşı direndiklerini belirten Zehra Nine "Tarlalarımı vermeyeceğiz. Bu topraklar bizimdir. Onları kimseye vermeyeceğiz. Çam ağaçlarımızı kesiyorlar. Ağaçların altından sularımız akıyor, bunlar bizi besliyor. Buralar kesilirse susuz kalacağız. Ormanlar bizi besliyor. Kesilmelerine izin vermeyeceğiz" dedi. Ne güzel bir dikili ağaçları vardı onların yıllardır baktılar büyüttüler, emeklerinin karşılığını verimlerini alarak geçinmeye çalıştılar, o bir dikili ağacı onun hayatı, onun yaşama alanı, mutluluğu ve huzuruydu… Bir dikili ağacı olmayan bilmez anlamaz bunu çünkü rant için, daha fazla kazanmak için, para hırsı bürümüş benliklerine sokamazlar bu duyguları… Bu duygularla büyüyen insanlara da zulüm etmekten geri kalmazlar…

Evet, hepimizin bir dikili ağacı olsun… Çünkü ağaç, her şeyden önce varlık demek, zenginlik demek, istikbal demek, gelecek nesiller için de hayat kaynağı demek… Bir kimsenin yoksulluğunu anlatmak için, şu söz hep tekrarlanır ya; hayatta bir dikili ağacı bile yok! Demek oluyor ki servetin özü ağaçtır... Şu hâlde marifet, tek tek ağaçları çoğaltıp orman yapabilmektir. 

Yıl1930...
Atatürk, çok beğendiği Yalova’da birkaç yıl önce yaptırdığı köşküne doğru çıkmaktadır. Bir de bakar bir bahçıvan, koca bir çınar ağacını kesmeküzeredir.
Müdahale eder; “Yahu...” der “... Sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?”

Bahçıvan der ki; “Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz.”

Atatürk, bir an düşünür; “Hayır, gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız” der

Atatürk bir ağaç kesilmesin diye koca köşkün yerini değiştirmişti. Bu olayın sebebini soranlara ise şu cevabı vermiştir…”Ağaç çınardır, çınar ise devlet”…