Bir toplumda, kime olursa olsun, bu bir siyasi lider olduğu gibi dini lider de olabilir, “mutlak itaat” ya da “biat kültürü” egemen olunca, bunun bürokrasiye, karar alıcılara, karar vericilere yansıması da doğaldır. Orada korku, endişe, “kulluk koşullanması” vardır.
Doğal olunca da “kurum kültürü” oluşmaz; oluşmayınca da “sağlıklı ürünler” çıkmaz. Orada; “yapma-karışma”, “üç maymunları” oynama; “gelen ağam giden paşam” deme; “dünya yansa bir bağ berdim!” yok hali, egemen olur.
AK Parti döneminde, bu kültür iyice egemen olmaya başladı. Kurumlar, karar alıcılar dökülüyor; tek kişinin ağzına bakılıyor. Baştakiler ne yapsa doğrudur. Hal böyle olunca, onlar şaşmaz, yanılmaz; yaptıkları her şey doğrudur “kabullenmesi” de hayatımızın bir parçası olur.
Mesela Kayseri’de yapılan Stadın, oto terminalin, Şehir Hastanesi’nin yeri doğru mu seçildi? Bu konular hiç tartışılmadı. Yine mesela “battı-çıktılar”, köprüler, yonca yaprakları; Demiryolu’nun kuzeye ötelenmesi, OSB’nin genişlemesi, Erciyes Turizm ve Sahabiye Dönüşüm Projesi birer doğru projeler miydi?
Ben inanıyorum ki; “ehil insanlar” bunların hiç birisini tartışmadı. Elde de doğru dürüst “yapılabilirlik raporu” falan da yok. Var diyen; hesaplı, kitaplı, hesabı-kitabı yapılmış, belgeleri bekliyoruz. Ulaşım bağlamında, mesela; yıllık, aylık, saatlik geçen araç ve yaya sayımlarını da…
Unutmayın; “biatın” yani “mutlak itaatin” olduğu yerde, korku da vardır, bilgiyi saklama da… İnsanlar, söylemekten, uyarmaktan korkarlar. O nedenle her yerde “korku engelini” kaldırmak gerekir.
***
Bakınız; Mustafa Kemal döneminden bir anekdot vereceğim. Batı cephesinde savaş var gücüyle devam ediyor. Mustafa Kemal de cephede… Tren sevkiyatını da Kurmay Albay Behiç Bey (Erkin) yönetiyor. Behiç Beye, Devlet Demiryolları Genel Müdürü de diye bilirsiniz…
Mustafa Kemal bir “telgrafı” çekiyor: “Bu sevkiyat hızı ile harbi kazanmamız mümkün değil. O nedenle; asker ve mühimmat taşıma hızını artırın. Aksi durumda, yetkililer Divan-ı Harbe verilecektir.”
Nokta…
Yanıt?
Sanmayın; “Başüstüne!”…
***
Şu oluyor: “Emriniz anlaşılmıştır… Demiryollarının bu fiziki yapısı ile hızı artırmamız mümkün değildir. İkinci bir emrinizi bekliyoruz!”
Nokta…
Peki, tepki?
“Anlaşıldı, bildiğinizi yapın!”
İmza; Mustafa Kemal…
***
“Diktatör!” denilen Mustafa Kemal’in tavrı bu… Soruyorum; Günümüzde, bırakınız daha yukarıdakileri, bir belediye bürokratı, Başkana karşı böyle davranabilir mi?
***
“Evet!” demeyin ayıp olur. Çevre İl Müdürü ile Vakıflar Bölge Müdürünün ve dönemin Kocasinan İmar Müdürü’nün başına gelenleri anımsatmak isterim.
***
Atatürk’e “Mümkün değil!”, diyen Behiç Bey, sonra ne oluyor biliyor musunuz? Nafıa Vekili. Elektrik Şirketi’nin imtiyazını veren kabine üyesi… Biliyorsunuz; “darülfünun” (üniversite) yapılandırmasında, hem de sofrasında kafa tutan Dr. Reşit Galip’i de Maarif Vekili yapmıştı.
***
Bu anekdotu; 2004’lerde, Mekece de, “hızlandırılmış tren” faciası üzerine yazdığım yazıda vermiş hatta olaydan bir hafta önce, “hızlandırılmış trene” karar verildiğinde, bir eski demiryolcu, konunun uzmanı Mak. Mühendisi Suat Hastorun’un; “Bak, Dayıoğlu, bunlar bir katliama neden olacaklar, bir yere yaz!” dediğini de anlatmıştım.
Sonra ne mi oldu? Genel Müdür görevden alındı, olay yatışınca, yargı kararıyla tekrar göreve geldi. Sonra, sanırım milletvekili seçildi. Evet. “Kral çıplak!” denemediği sürece; yani “biat kültürü” egemen oldukça; ‘vatandaşlık’ta gözümüz olmadıkça; “kulluğa” razı oldukça daha çok çekeriz.


