KADİR DAYIOĞLU


BENLİK DUYGUSU

Benlik duygusunun yoğunlaştığı, yaygınlaştığı günlerden geçiyoruz... Burunlardan kıl aldırmıyorlar...


Benlik duygusunun yoğunlaştığı, yaygınlaştığı günlerden geçiyoruz... Burunlardan kıl aldırmıyorlar... Hâşâ huzurdan her şeyin evveli de ahiri de kendileriymiş gibi bir ruh hali içindeler. Etrafındakiler bunların ayaklarını yere bastırmıyorlar; hiç ayık gezdirmiyorlar...

***

Adam “Ben merkezli.”  Nefsini, put yapmış... Değme demagoglara taş çıkartacak cinsten... Varsa yoksa kendisi... Kendinden sonrası “Nuh Tufanı.” Bu tiplerde,  “ahde vefa duygusu” da körelmiş... Onlar için önemli olan insanları kullanmak... İşi bitti mi kaldırıp atmak. Merhaba dediklerinden azami yarar sağlamak... İşi bitince de kaldırıp atmak...

***

“Merhamet” diye de bir şey kalmamış. “Empati” yapamıyorlar… Unutmayın; empati yapamayanlarda yani kendisini başkası yerine koyamayanlarda “merhamet” falan olmaz. Allah, bunlardan korusun. Hayırlarını bir yana koyun, şerlerinden bile emin eylesin.

***

“Gaye vasıtayı mubah kılar!” misali, “gayeye ulaşabilmek için yalan söylemek caizidir!”, fetvalarının uçtuğu bir ortamdan geçiyoruz… Sanki bu ülke, “darül harp!”. Ufak bir eleştiri; inanç alanına ufak bir dokunma bile, “kafir” olman için yeterli. Osmanlı döneminde yani “monarşinin” hüküm sürdüğü bir ortamda bile yazılan “şathiyelerin” binde birini bile yazamazsınız, yaşadığımız “devr-i hürriyette!”

***

Osmanlı sûfîliğini etkileyen büyük sûfî, “Vahdet-i Vücüd” (varlığın birliği) ekolünün ünlü temsilcisi, Muhittin Arabi (Endülüs/1165-1240/Suriye) (Bağlıları, Arabîci ya da Ekberî olarak anılır) günümüzde olsa, canlı canlı derisini yüzerler, Seyit Nesimi (1369-1417) gibi. Unutmayın, bunların dedeleri, “Şeyh-i Ekber” olarak anılan İbni Arabi’ye, “Şeyh-i Ekfer” yani “kafirlerin şeyhi” demişlerdi.

***

Evet. Şathiye yazamazsınız günümüzde… Yazarsanız, Koca Yunus’un dediği gibi başına iş gelir;

“Derviş yunus bu sözü,

Eğri büğrü söyleme

Seni sigaya çeken

Bir molla kasım gelir”

***

Peki “şathiye” nedir? Şöyleymiş: "Şath" kelimesi Arapça'da alaylı söz anlamına gelir. Tasavvufta ise sûfînin cezbe halinde söylediği şeriata aykırı söz ve hareket anlamına geliyor. Büyük sûfî Hallâc-ı Mansur’un, “Enel Hak!” dediği gibi.

***

Laik Cumhuriyet’te, o kadar çok Molla Kasım var ki, millete, Kadızâdeliler dönemi (17.yy) yaşatmak istiyor. Etrafınıza bir bakın bu türlerden çok görürsünüz...

***

İnsan kendini, put edinmeye görsün... Nefs, put olunca bunlar için paranın, mevkiinin, makamın da put olması doğaldır... Mevki, makam, şan, şöhret, servet karşısında yani “İkbal meyhanesinde zafer sarhoşluğuna” uğrayanların, sonunda düştükleri durumu anlatan şu dizeler, umarım kulaklarımıza küpe olur...  Dizeler ünlü şair Urfalı Nâbi’nin (1642-1732)…

 “Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz.

Neşatın da gamın da rüzigarın görmüşüz.

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbalde,

Biz hezâran mest-i mağrûrun humârun görmüşüz.”

***

Bir de ortada dolaşan , “ayıpların üstünü açan”, insanların mutsuzluğu üzerine mutluluğunu kuran “dellal”lar var... Bunlara da çok rastlarsınız etrafınızda... Bu tipler hep aklıma, Şeyhülislam Mehmet Bahâi Efendi’nin (1601-1665) ünlü dörtlüğünü getirir:

“Gam değil ayıbımızı söylese dâim a’dâ

Kâiliz hak söze biz gerçi Bahâi amma

Bize mülhid diyenin kendinde iman olsa,

Putuma dahleden bâri Müselman olsa”

***

Yukarda ki dizelerin yaklaşık anlamı şöyleymiş: “Düşmanlarımızın ayıbımızı sürekli söylemeleri, bizim için dert değil. Bahâiyiz hak söze inanmışızdır. Ama bize dinden çıkmış diyende biraz iman olsa; putuma karışan da bari müslüman olsa.”  İstanbul Boğazı’nda ve yoğurdu ile ünlü Kanlıca’nın eski adı Bahâi Koyu’ymuş. Ve Hazretin burada bir de yalısı varmış... Bunu da meraklısı için bir not olarak düştüm...

***

İsterseniz her dönem de çok çok azınlıkta olan bir tip ile nokta koyalım... Bu tipin tanımını da, İbni Arabi takipçisi, o da büyük sûfî, Halvetiyye’nin Mısriyye kolu kurucusu, Malatyalı, “Melami” Niyazî Mısrî (1618-1694/Limni) yapmış:

Derman arardım derdime derdim bana derman imiş

Burhân arardım aslıma aslım bana burhân imiş

Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem diyü

Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş