Bu haftaki son yazımı Bektaşi fıkralarına ayırdım... Bilindiği gibi bu fıkralar, Bektaşiliğin temel referanslarıdır... Bunlarda, hoşgörü, sevgi, rahmet, merhamet var. Ayrıca bunlar, tebessümle karşılanmanın ötesinde derin anlamlar içeren, önemli mesajlar veren, hicvin gücünü sergileyen birer şaheserlerdir...
***
“Ağızdan ağıza söylene söylene günümüze ulaşan Bektaşi fıkraları tarihselliğe tutulan ayna işlevi görüyor” diyor, Bahri Alptekin, Bektaşi Fıkraları isimli eserinde (2. basım, Mart 2000 Ankara).
***
Baba erenlere sormuşlar:
- Abdest almak için suya girdiğimiz de yüzümüzü ne yöne dönmeliyiz?
El cevap;
- Giysilerinizi bıraktığınız yere...
***
Yine sormuşlar:
- Erenler hiç aşk yaptı mı?
- Bir kere yapacaktım, üstüne münasebetsizin birisi geldi. Ondan başka da hiç kısmet olmadı...
***
Devam etmişler:
- Rakı haram mı, helal mi?
- İçene göre değişir!..
***
Peki nasıl değişir?
“Ey zâhid şaraba eyle ihtiram
İnsan ol terk et bu kıyl-ü-kâli
Ehline helaldir nâehle haram
Biz içeriz, bize yoktur vebali.”
***
“Baba” olur da soru tükenir mi?
- Erenler kaç tane oruç tuttun?
- Henüz tutamadım. Tuzak kurdum bekliyorum.
***
Bunun üzerine takılmadan da edememişler:
- Ya hu!.. Ramazan geldi gidiyor, hâlâ sen oruç tutacaksın!..
El cevap:
- Mübarek Ramazan gelir gider, gelir gider... Ama bu fakir bir gitti mi bir daha gelmez!..
***
Merak bu ya bir kez daha sormuşlar:
- Baba, oruçla aran nasıl?
- İyi olmasına iyi de, şu sahuru da öğleye alsalar?
***
Sormaya devam:
- Orucu mu seversin yoksa namazı mı?
- Orucu!..
- Neden?
- Yendiği için!..
***
Bir fıkra da her işe “teşneler” için.
- Baba, tuvalette sakız çiğnemenin dinen bir sakıncası var mı?
- Yok olmasına yok ama gören “bir şey” yiyor zanneder!..
***
Son defa sormuşlar:
- En zor ve en kolay olan şey nedir?
- En kolayı insanın başkalarına nasihat etmesi. En zoru ise; “Kişinin kendisini bilmesi.”
***
Tabii, Bektaşi denince, Hazreti Neyzen hatıra gelmez olur mu? O, bir Bektaşi, her Bektaşi gibi “Ehli Beyt muhibbi”. “Bed mest şarib ül leyli vennehar”, koca Neyzen.
Hazrete, tavsiye sadedinde demişler ki;
“Artık şu sept etmeyi bir bıraksan… Bak, bir ayağın da çukura dayandı!”
“Biliyorum evlat biliyorum… Ben o kapını köpeğiyim. Bazen havlar, bazen hırlarım. O, benim ne halde olduğumu bilmez mi?”


