Bazı anımsatmalar yapacağım. Geçmiş başkanlara bakıp şimdi ki hakkında bir fikir elde edebiliriz umudu ile. Bir Kur’an kursunun açılışında, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bilgisi dahilinde bir sivil toplum örgütü tarafından yaptırılan araştırmanın sonuçlarının kendilerini ürküttüğünü” ifade eden Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez, sözlerini şöyle sürdürmüştü, on üç yıl kadar önce:
''22 bin kişi üzerinde yapılan bu araştırmada, yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerim'i hayatta eline almadığı, yüzde 60'ının Kur'an-ı Kerim'i eline aldığı ancak yüzüne okuyamadığı ve yüzde 40'lık kesimin de Kur'an-ı Kerim'i yüzüne okuyabildiği ve yüzde 80'lik bir kesimin ise yüzüne okuduğu Kur'an-ı Kerim'in manasını bilmediği sonucu bizleri ürküttü.
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, ülkemizde yaşayan her Müslüman’ın mutlaka Kur'an-ı Kerim'i bilmesini isteriz. Ancak, yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerim'i hiç eline almamış olması bizleri çok üzdü. Tüm Kur'an kurslarımızda okunan Kur'an'ın mutlaka mealinin okunmasını istiyoruz ki insanlarımız okunan Kur'an'ın anlamını bilsinler.''
***
Evet, tespit ve değerlendirme böyle… Ama biliyorsunuz, çoğu cemaat Türkçe meale karşılar. Kafaları karışır endişesi var, bunda. “İhvanımıza, müritlerimize, biz ne verirsek onu alsın yeter!” diyorlar. Öyle ya; “Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür. Büyüklerimiz bizi bizden iyi düşünür”müş.
***
Kabul bu olunca; “Şeyh elinde, gassalın önündeki meyit gibi olmak!(yıkayıcının önündeki ölü)”;“Şeyhimin yanlışı benim doğrumdan evladır”; “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sığınmak kavli devreye giriyor.
***
Tabii, bu sözlerden murat çok tartışmalı. Zira, zahirine bakarsanız, “tevhit akaidine” çok zıt. Tam bir şirk. Tasavvuf ehline yanı “bâtına”göre, sözlerin öznesi Cenabı Hak.
***
Ülkücülere umarım şu söz bazı anımsatmalar yapacaktır; “Onun yanlışı, benim doğrumdan iyidir!”. Kim kimin için demişti, iyi düşünün. Bu da, bunun siyasete yansımasıydı. Günümüzde, dini hayatı bir yana bırakın, siyasette de devam ediyor. Unutmayın, bu davranıştan, vatandaş falan çıkmaz.
***
Tabii, Kur’an terminolojisini bilmediğimden “yüzüne okuma”nın ne anlama geldiğini bilmiyorum… Ama bu araştırmadan, yüzde 20’lik kesimin eline hiç Kur’an almadığını, yüzde 80’lik kesimin okuduğunun manasını bilmediğini anladım.
***
Tabii, Sayın Görmez’e şunu sormak isterdim, o zaman: Sayın Hocam, beğenirsiniz beğenmezsiniz; yeterli yetersiz, asra yaklaşan laik Cumhuriyet döneminde, gelinen nokta bu. Bence başarı… Ne dersiniz? Zira;
Peki, “Dini mübine hizmet eden!”, farz ı kifâye olduğu söylenen “İlay ı kelimetullah!” için cihat açan Osmanlı döneminde böyle bir araştırma yapılabilseydi nasıl bir sonuç çıkardı acaba? Hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Ve şu sonuca vardım: Kur’anı hiç eline almayanın sayısı bugünden az, “yüzüne okuyabilen” ve “okuduğunu anlamayanların” sayısı bugünden fazla çıkardı…
***
Kaldı ki, Osmanlıca Biliyorsunuz; Talat Paşa Dahiliye Nazırı iken, klasik cümleler ihtiva eden “matbu” er mektubu basılmış, sadece isim yerleri elle doldurulurmuş. Yine biliyoruz; çocukluğumuzda büyüklerimizin “… mahsusen selam eder…” diye başlayan mektubu, yazmayı öğrendiğimizi belirtmek için, “… bu mektubu yazan Kadir’de selam eder ellerinizden öper!” diyerek bitirirdik…
***
Babam anlatırdı… Şehrin merkezinde, bir mahallede okuma ve yazma bilen birkaç kişi ancak çıkarmış… Bir metni okutabilmek için kapı kapı, mahalle mahalle dolaşırlarmış… Yine çoğunluğun, Kur’an’ı bir yana bırakın, “namazlıklarını” doğru dürüst okuyamadığını; “ayınları”, “gayınları” çatlatamadıklarını söylerdi rahmetli…
***
Bakınız, tüm “ecmain” takımı ile bir yerde anlaşalım. Anlaşalım ki, doğru kararlar için zemin hazırlayalım… Cumhuriyet, müessesesi “tıkır tıkır” işleyen bir miras devralıp, “dört dörtlük” bir sistemi ortadan falan kaldırmadı… Şayet böyle olsaydı; ben de “ecmain” ile birlikte oturur kalkar Cumhuriyete ve kurucularına ağzıma geleni söylerdim… Yani, demem o ki Cumhuriyet; “mükemmeli” yok falan etmedi… Zaten Osmanlı, bir asır önce bitmişti…
***
İsterseniz ufak bir bilgi notu ile konuya nokta koyalım: “Makarr ı ulema” olarak bilinen Kayseri’nin “yazma eserlerin” bulunduğu tek referans kütüphanesi Raşit Efendi’de kaç kitap varmış?
***
“Raşit Efendi buradaki kitapların büyük bir kısmını kendi koleksiyonundan 925 cildi yazma, 18 cildiİbrahim Mütefferika baskısı toplam 943 kitap vermiş”; sağdan soldan toplama kitaplarla bugün, “Kütüphanede 2004 adet yazma eser, 6076 basma ve matbu eser bulunmakta(ymış). Bunların yanı sıra 146 adet danışma kaynağı var”mış.
