KADİR DAYIOĞLU


BAĞDAN GÖÇTÜK VE KAYSERİGAZ

Neyse mevsimin ve coğrafyanın cilvesi bu. Ne güzel demişler; “Nârı da hoş, nûru da hoş!”. Biz de bu kelamı kibara uyup teselli buluyoruz.


Sıcaklıklar mevsim normallerinin çok altında gidince, bizler de pek alışık olmadığımızdan soğukta tiril tiril titremeye başladık. Mustafa Nafiz Irmak’ın; “Sonbahar goncası mı göğsünün üstündeki gül!” sûznâkını içesine dinleyemeden/söyleyemeden; Şekip Ayhan Özışık’ın; “Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek” nihavendini mırıldanarak, hem de apar topar şehre göçtük.

***

Öyle ya, bizim için bu denli, özellikle gece ve sabah soğuğunda kalmak çok zor. Bir de bizim hem şans ve hem de bir şansızlığımız var… Muhteşem bir doğa şansımız… Şansızlığımız, bu mevsimde evimizin hemen doğusunda bulunan yine “muhteşem” kayalıklar nedeniyle güneş, saat 09:30’dan önce yüzünü gösteremiyor bize… İkindi üstü de uzaklaşıyor bizden… Deme o ki, güneşten çok kısa süre yaralanabiliyoruz.

***

Neyse mevsimin ve coğrafyanın cilvesi bu. Ne güzel demişler; “Nârı da hoş, nûru da hoş!”. Biz de bu kelamı kibara uyup teselli buluyoruz.

***

Biraz kovid sıkıntısından, biraz da şehir yaşamının sıkıntılı olmaya başlaması, imkanı olanları ister istemez, “bağa” daha çok bağlanmaya başladı. Adeta “ökledi!”, bizi... Daha önce, efektif olarak üç ay kalınan yerlerde bu süreyi uzatmak isteniyor. Erken bahar ve geç sonbaharda buraların keyfini çıkartmak arzulanıyor. Ama soba ile ısınma ve sıcak su sorunu giderilemiyor, bir de kalabalık aile iseniz…

***

Bunun için de, günümüz için pek etkin olmayan “soba” yerine alternatif ısınma yolları tercih ediliyor. Tabii, günümüzde en ideali de doğal gaz, gözüküyor. O nedenle, “bağcıların” yoğun bir biçimde kalorifer tesisat yaptırtmaya başladıkları rahat gözleniyor.

***

“Bir edi, bir büdü!” kalan bizler de karar verdik, kalorifer tesisatı yaptırtmaya… Bunun için de inşaat sıkıntısı nedeniyle evi boşaltmak, kısa süren sezonda işleri halletmek, seneye hazır hale gelmek işimize geliyordu… Biz de öyle yaptık, Kayserigaz’a başvurduk. Yüklenici ile anlaştık. Ev de boş ama bir türlü kazma vuramıyoruz.

***

Neden? Basit bir prosedür nedeniyle…

***

“Yağ var, un var, şeker var ama helva yapabilmemiz” için Kayserigaz’ın, “kutu” koyması gerekiyormuş. Anlaşılır… Biz de kolay sandık. Başvurumuz üzerine bir eleman görevlendirirler; “size şu noktadan şu şekilde gaz verebiliriz!” derler, biz de işe başlarız diye düşünüyorduk.

 

Sonra “kutuyu” koyarlar… Hiç olmasa, bu süreçte iç tesisatı ve ana hat kanalını bitiririz diye düşünüyorduk. Kutu konmadan, “kazma vurmanın doğru olmadığını” söyledi, yüklenici haklı olara. Yani düğümü çözecek, “kutu”

***

Öyle ya, biz, Elektrik Şirketi’nde çalışırken, hem de gecekondu ve kaçak inşaatın yoğun olduğu yıllarda, başvuru üzerine, hemen birisini görevlendirir, mahalline gider, “nereden ve nasıl elektrik alacağını” söyler, talep sahibi de ona göre davranırdı. Burada da öyle olur, sandık.

***

Ama Kayserigaz’ın usulü öyle değilmiş. Talepler birikince bölge bölge giderlermiş “kutu” koymaya. Hisarcık bölgesine önümüzdeki hafta sıra geliyormuş ama bize zaman gelecekleri de net değil. Dilekçe verdiğimizde de “bir ay” içerisinde, demişlerdi… Vallahi, süre çok uzun…

***

Artık, bekleyeceksin Kayserigaz’ın elemanını… Her Helen, her korna çalan araç için acaba “geldiler mi?” diyeceksin. Bu bekleyişte; Yusuf Nalkesen’in; “Kapın her çalındıkça o mudur diyeceksiniz?” muhayyerkürdisini mırıldanabilirsiniz.

***

 

Bir de bizim gibi, bağı ya da meskeni boş olanlar ne yapacak? Zaten soğuktan kaçtık. Saatlerce, günlerce bekleyecek halimiz yok. Diyelim yokken geldiler, “veremeyiz!”, dediler. Nedenini nasıl öğreneceğiz? Bu sefer, kurum merkezine gideceksiniz? Fellik fellik görevli arayacaksınız. Ya bir de arkadaş “arazi”de ise?

***

Tereciye tere satmak istemem. Bir mühendis, bir eski, benzeri işte çalışmış bir “müdür” olarak, kusura kalmaz ve kabul buyururlarsa bir yöntem sunacağım, işleri rasyonalize edebilmek için:

 

Talep geldiğinde hemen imar ya da kadastro paftası açılır. Bu gün için, bilgisayar… Adrese bakılır. Hat ve imkan varsa, derhal yerine gidilir… Gidildiğinde, gazın nereden ve nasıl bağlanacağı söylenir, “pafta üzerine” işlenir. Talep sahipleri işe başlar… İş de “kutu” koyacaklara iletilir. Bilahare “ekipler” gelir “kutuyu” koyar. Yüklenici de fiziki bağlantı yapar.

***

Unutmayın, her talep sahibi bir “müşteri”. Kurum da “arz” edici. Başka “arz” edici olmayınca da, -ki sistem buna izin vermeyor-, “Kurum”un daha dikkatli, çok duyarlı” olması; “nasıl olsa bizden alacak!” “modundan” uzaklaşması gerekir. Öyle ya; “Tosbağa misali, o bağ olmazsa, bu bağ olur!” diyecek halimiz yok.

***

Ha, bu kadar basit bir iş için yapacak yeterli eleman ve ekipman yoksa ne olacak? Sanırım sıkıntı da burada… O zaman, eleman istihdam edecek, yeterli ekipmana sahip olacaksınız. Yok, “mecburlar” düşüncesi ile hareket edilirse, orada rasyonel bir işletme yok demektir.

***

O nedenle; dostlarımıza, “başvuru anında yapılacak işler prosedürünü” bir gözden geçirmelerini tavsiye ederim. Gecikme en geç bir gün olmalı.

***

Bakınız, “çoklu sunucu” olunca, “TV/internet” hizmetleri, -mesela arıza-, için uzaktan müdahale ediyorlar, olmazsa “müdahale/operasyon” süreci veriyorlar. Diyorlar ki; “en geç şu kadar saat içerisinde müdahale edeceğiz!”. Bu, bir işletmenin performansı için önemliymiş.

***

Şimdi bankalar da başladı bu usule, “işlem sonrası”, hemen arıyorlar, “memnuniyet anketi” yaptırıyorlar, bağımsız bir şirkete.

***

Mesela, ben, “müşteri memnuniyetini!” esas alan Kayserigaz olsam, her işlem sonunda, benzeri sondajı yaptırtırım, bağımsız bir şirkete. Bakalım, müşteri ne kadar memnun kendilerinden?

***

Yok, “nasıl olsa tek tabancayız, gerek yok!”, diyorlarsa, işleri güçleri rast gelsin…

***

Bu yazımın amacı, kendi işimi öne çekme falan değil. “İyiliklerimizi dostlarınıza, kötülüklerimizi biz iletin!” sözüne bir parantez açmak içindi. Öyle ya, hiçbir iş kalmaz, erinde geçinde hallolur. Bazen, üzerek…