KADİR DAYIOĞLU


BAD'EL HARABÜL BASRA!.. (2)

En tartışmalı olanı da istihsan… Bu kabaca şöyleymiş; hiçbir hüküm, hiçbir bilgi olmadan, “güzele erişebilmek” için akılla, çağın gerekleri ile hüküm verebilmek. Mesela, kıyasta bile bir örnek var, ona göre kıyaslarsın. Bunda yok…


Dün verdiğim dört ana Nâkşî koldan, “Çarşamba Cemaatine” bağlı Cübeli Ahmet Hoca, sürekli, “Maturidi-Hanefi” yolunu savunur. Kur’an, sünnet/hadis, icma, kıyas ve istihsanı esas alır. Bunların içinde de “en kritik” olanı “istihsan”. “Hüsn”den gelirmiş, güzellik demekmiş.

***

En tartışmalı olanı da istihsan… Bu kabaca şöyleymiş; hiçbir hüküm, hiçbir bilgi olmadan, “güzele erişebilmek” için akılla, çağın gerekleri ile hüküm verebilmek. Mesela, kıyasta bile bir örnek var, ona göre kıyaslarsın. Bunda yok…

***

Hanefi hukukunun temel direklerinden olan ”istihsanı” Biraz daha açarsak; “…usulcüler, istihsanın şer'î hüküm elde etme yöntemi olarak usule girmesini ciddi bir mukavemetle karşılayan, istihsanı delile dayanmadan keyfî hüküm verme, dinde olmayan şeyleri dine katma, nassın ve sabit asılların akılla terki olarak niteleyen İmam Şâfiî'nin ağır eleştirilerinden sonra Hanefî muhitinde bu kavramın gözden geçirilerek tashih edildiğine, … dikkat çekerler.”

***

İstihsan’ı kabul edenleri o kadar korkutmuşlar ki, “tezlerini gözden geçirmek zorunda kalmışlar”, bir anlamda yumuşatmışlar. Aslında, Gazali’ye denk gelen dönem; İslam rasyonalisti (akılcısı) Mutezile okulunun ve Hanefi fıkhının boğulduğu ve karanlıklara doğru yol alınmaya başladığı yıllar.

***

O nedenle “istihsan” bilinmeden, “Hanefi-Maturidi” yoluna, “küfre” kadar varan hücumları anlayamayız. Dendiği gibi öyle; “İçtihat farkı!” falan değildir, bu. İşin özünde; “Akıl ile nakil çatıştığında ne yapmak lazım gelir?” sorusu yatar. Sonuçta; dini hayatta “reyciler” yerini “hadisçilere” terk ettiler.

***

Biliyor musunuz? İmam Buhari, “kafir”dir diye Ebu Hanife’den hadis almaz, “Sahihi”ne… Ama bunu çok iyi bilen Cübbeli Hoca, söylemlerinde, ikisini de bir arada anar. Ne yaman çelişki?

***

 “Türk-İslam” anlayışı ya da “Anadolu Müslümanlığının” temelinde “Hanefi-Maturidi” anlayışı egemendir. Erken Osmanlı döneminde dini yaklaşım temel referansları bunlar.  Yavuz Sultan Selim ile, Selefi anlayış (İmam Birgivi, Kadızadeliler vs.), -ki, bunlar dinin aydınlık yüzü tasavvufa karşıdırlar. Mesela, Yunus Emre kafirdir, onlar için- , egemen oldu düşünce dünyasına ve dini hayata… Düşünebiliyor musunuz; Şeyh-i ekber olarak bilinen Muhiddin Arabi’ye, “Şeyh-i ekfer” derler. Yani, “kafirlerin şeyhi!”

***

“Akıl”, “gönül” uçtu gitti Osmanlı’da. Yerini, “nakil” aldı; “o ne dediyse doğru!” devri başladı.

***

Bunu çok iyi bilen Mustafa Kemal de Şeyhülislamlığı kaldırıp yerine eş zamanlı Diyanet İşlerini kurdu, “Hanefi-Maturidi” anlayışı esas alan bir örgütlenmeye gitti. “Aklı” tekrar getirdi inanç ve dünyevi hayata… Tabii, bundan, “dedikleri mutlak doğru!” kabul edilen, insanları köle olarak gören “şeyhler”, “efendiler” rahatsız oldular. Bunların kahır ekseriyetinin Cumhuriyet devrimlerine karşı oluşlarının temelinde bu yatar. Maddi ve manevi imtiyazları uçtu gitti ellerinden.

***

Günümüze gelindiğinde, Cumhuriyetle tekrar hayatımıza giren “Anadolu/Türk İslam” anlayışı yerini, Emevi İslam anlayışı olarak bilinen, “selefi” anlayışına bırakmaya başladı. “O ne dediyse doğrudur!”  anlayışı sardı etrafımızı. “Naslarla”, “fetvalarla” laik Cumhuriyet yönetilmek isteniyor.

***

Cumhuriyet devrimlerinin neresinde bilemem ama Cübbeli Ahmet Efendi, gelinen bu sona itiraz ediyor. Diyanetin kuruluşundaki amaca yönelik “Maturidi-Hanefi” anlayışına dönelim yoksa “din elden gidiyor!”, diyor, Barış Terkoğlu’na (Cumhuriyet, 25.12.2021). Haberin devamı ise şöyle:

***

"...Yaşananları konuştuğumuz Cübbeli Ahmet ise; ‘yoruldum’ dedi. ‘Ben dinin, imanın gereklerini söylüyorum, Mahmut Hoca’yı savunuyorum, saldırılara maruz kalıyorum; Söylediğimin hangisi yalan, hangisi inanca aykırı” dedi.

***

“Sorsan yüzde 99’u Müslüman diyorlar, toplumun yüzde 17’si ateist olmuş, ne kadar deist var bilmiyoruz ama hataları dile getirdiğim için beni hedef alıyorlar” ifadelerini kullandı.

***

“Bir zamanlar Atatürk’ü savunduğum için de hedef olmuştum” diyen Cübbeli; “Ben Atatürk dönemi Diyaneti’ni istiyorum. Onun döneminde Diyanet, Maturidi çizgisindeydi. Ya şimdiki İlahiyatçılar? Bir kısmı Vehhabi, bir kısmı Ehli Sünnet dışı başka ekollerden. Bunları söylemeyelim mi?” ifadelerini kullandı.

***

“... Cübbeli, ‘inanın artık tarikatları, cemaatleri savunamaz oldum. Liyakat yok, koltuklara oturmuşlar. Dernek diye, vakıf diye holdingleşmişler’. Ben bedel ödedim, FETÖ de beni hedef aldı, hapse attı. Ya bunlar? Bugün beni hedef alan Yeni Şafakçılar o vakit FETÖ’nün izindeydi” dedi. (Cumhuriyet İnternet. (26.12.2021).

***

 “Basra harap olduktan sonra ağlamak sızlanmak nafile!”. Radikalizm böyledir Hoca… Önce kullanırlar, sonra "nezle mendili" gibi silip çöpe atarlar.

***

Gençler, gençler siz siz olun da, “ayrılanlara” “hain” diyen bir topluluğa, hiçbir siyasi oluşuma kapılmayın, eşiğinden içeri adımınızı atmayın. Unutmayın, eşiğinden içeri adımınızı attığınızda, siz de potansiyel bir “hain” adayısınız.

***

Hocam; vakti zamanında "Büyük Atatürk'ün" yapmak istediğini, yaptıklarını kavraya bilseydiniz/kavrayabilseydik, "devrim karşıtı müritler” yetiştirmeseydiniz, bugün huzur içerisinde “taat ve ibadetinizi” yapar, kimse tehdit etmezdi sizleri.

***

Umulur ki, bu feryâdınız, bu çağrınız, gidişatın hâlâ farkına varmayan, samimi mütedeyyinleri uyarır. Yoksa bu gidiş iyi gidiş değil.