KADİR DAYIOĞLU


ATATÜRK’Ü KORUMA KANUNU

Aslında bunların, alıp veremedikleri Atatürkve onun nesebi falan değil. Asıl dertleri, Mustafa Kemal’in önderliğinde, “Anadolu Beylerbeyliği”nde kurulan bağımsız, seküler ve laik Türkiye Cumhuriyeti. Gerisi, hikaye…


Bayramın birinci günü, iki kişi, Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Atatürk heykeline balta ile saldırmış. Heykelde tahribat olmuş… Hemen onarılmış, iki kişi gözaltına alınmış.Mahkeme tarafından tutuklanmış. Bakalım, sonuç ne olacak? İlk mahkemede, “İki meczup!” diye salıverilecekler mi?

***

Tabii, bu kişilerin entelektüel müktesebatınıbilmiyorum. Ama bildiklerinin kaynağının “Fesli Kadir”, Necip FazılKısakürek(N.F.K), Mustafa Armağan vd. olduklarını sanıyorum. Beslendiği iklimler de “dedikodudan”, “rivayette” öteye geçmeyen kaynaklar. Hiçbir arşiv bilgisine dayanmaz. Geçmişte “sağda vuruşan!”bizim nesil de, bu “rivayetlerin”, “dedikoduların” etkisinde çok kaldı…

***

Bir şey anımsatacağım: Demokrat Parti döneminde çıkartılan, “Atatürk’ü koruma kanunu” olarak da bilinen5816 sayılı kanun, 25 Temmuz 1951'de kabul edilmişti. Yani, yatıp kalkıp her gün hakaret ettikleri “iki ayyaş” döneminde çıkmamıştı. Rol model aldıkları Menderes iktidarında çıkmıştı. Kemal Pilavoğlu bağlıları Ticaniler tarafından Atatürk heykellerine yapılan saldırılar artınca çıkmıştı bu yasa. 

***

Cumhuriyet savcıları, mutlaka biliyordur bu yasayı. “Tereciye tere satmak!” haddimize değil. Bizimkisi, sadece hatırlatmak sadedinde… 

***

Yasa şöyle: 

Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

Birinci maddede yazılı suçlar, iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyla işlenirse hükmolunulacak ceza yarı nispetinde artırılır. 

Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

Bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır.

***

Aslında bu tür saldırılar, Mustafa Kemal Atatürk sevgisini katmerleştiriyor, sevenleri, hatırasına saygı duyanlar çığ gibi büyüyor. Zavallılar, bunun farkında değil.

***

Aslında, “Puta Adam” diye hakkında roman yazılan Gazi, asla put falan değil. Cumhuriyetin ilk yıllarında, “konjonktür” gereği, abartılan yazılanları çizilenleri “temcit pilavı” gibi ısıtıp ısıtıp önümüze getirmesinler. Köprünün altından çok sular geçti; ne Türkiye o zaman ki Türkiye; ne dünya ne ozaman ki dünyaGazi Paşa’yı, zaman geçtikçe daha iyi anlıyoruz. 

***

Evet… Kaynağı ne olursa olsun, tüm putları, putperestlikleri reteden; uygarlığı, aklı ve bilimi rehber gösteren; “benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacak!” diyen bir adam nasıl put olabilir ki?

***

Biliyorsunuz, “Put Adam” ismi ile yayınlanan ve Atatürk’ün hayatını anlatan, baştan aşağı hakaretlerle dolu kitabı, ilk anda, ülkemizde yayınlamaya cesaret edemediler. Kitabı, “erRacülü’s Sanem” adı altında sanırım Irak devletinin bilgisi dahilindeBağdat’ta, Bağdatlı bir kişi yayınladı.

***

Yazarı da “Eski Bir Türk Zabiti”… İsim bile gizlenmiş. Kitabı, Necip Fazıl Kısakürek(N.F.K) yazmış. Önce Kadir Mısıroğlu’nun yayınlamasını istemiş. O, ağırlıklı “dedikodulara”ve rivayetlere dayanan, tarihi değeri olmayan bir “eser” olması nedeniyle yayınlamamış. Ülkemizde yayınlanmayınca, epey bir para ile de satmış, Arap naşire. 2019 yılındaTürkçe versiyonu yayınlandı.

***

Peki, Arapça yayından amaç neydi? Arap dünyasında ve özellikle orduda oluşmaya başlayan Atatürk sevgisinin önünü alabilmek ve ahaliye; “Hayranlık duyduğunuz Mustafa Kemal Paşa işte bu!” demek…

***

Zırva ve rivayetlerle dolu. Annesine ve babasına ağıza alınmayacak hakaretler, üzerine kurgulanan bir “eser!”. Kendisinin de ifade ettiği gibi, hiçbir arşiv değeri olmayan, tamamen rivayete ve dedikodulara müstenit bir kitap. 

***

Şimdi vereceğim bilgiler arşiv belgelerine dayanır. İsteyen, “Google amca”ya girer ve orijinal belgeleri görür. 

***

Kitabın, PDF formatında tamamını okudum. Hiçbir arşiv belgesine müstenit değil, dedim. Bilir misiniz, bilmem. N.F.K.1945 öncesi“Büyük Doğu”larda ve “Çerçeveler”’deAtatürk ve dönemini putlaştırır, yobazlara/gericilereateş püskürür. 

***

Mesela Menemen olayı ile ilgili; “1 Ocak 1931 tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde Necip Fazıl'ın olayla ilgili bir yazısı yayınlandı. Şöyle diyor:‘Vatanımızın kalbimize en yakın köşesinde, daha dün düşman bayrağından temizlediğimiz bir meydanı, bugün 'İnnaFetahnaleke' yazılı zift ruhlu bir irtica aleminden temizliyoruz’.”

***

Yine, Atatürk ve İnönü’yü Panteon’un tanrıları ile kıyas eder. “Atatürk mutlaka dirilecek!” diye makale yazar. Hatta, 1940 sonrası, CHP’den milletvekilliği için başvurur, veto yer

***

Necip Fazıl, "Büyük Doğu" isimli bir dergi yayınlar ve bu dergi için CHP'den 5 bin lira para. Ayrıca;CHP hükumetine şöyle teminat verir: “Mecmuanın CHP ölçülerine uygun olarak bütün dünya hadiselerini kucaklayıcı bir hareket ve hadise cephesine malik olması başlıca hedeftir.”

***

Ondan sonra, beklentileri karşılanmayınca, söylem değiştirmeye başlar. Kulvar değiştirir. Cumhuriyet dönemine veryansın etmeye başlar. Bu yazdıklarımın hikayesini Fesli Kadir, sohbetlerinde de anlatır. Youtube girer, “Necip Fazıl-Kadir Mısıroğlu” yazarsanız, detaylıca izleyebilirsiniz. Kaldı ki, makalelerinden derlenen, 1939 “Çerçeveleri”, bende de var… 

***

Yayınlandığı yıl kitap, 2019’da toplatıldı. Yayıncı ile ilgili ne karar verildi. Bilemiyorum?

***

Diyeceksiniz ki, peki bu kadar heykel, büst neyin nesi? Bunlar birer tapınmak değil yüce önderi anmak içindir. Haliyle bir kutsallığı; huzuruna çıkanların da asla ve asla tapınma gibi bir niyeti yoktur… 

***

Aslında bunların, alıp veremedikleri Atatürkve onun nesebi falan değil. Asıl dertleri, Mustafa Kemal’in önderliğinde, “Anadolu Beylerbeyliği”nde kurulan bağımsız, seküler ve laik Türkiye Cumhuriyeti. Gerisi, hikaye…