Kovid yaygınlaşmaya başlayınca, aşı programı açılınca, perşembe sabahı mailece “6. Aşımızı” olduk, Kayseri Şehir Hastanesi'nde... Tercihimiz, "biontech" oldu. Hisarcık'tan çıktık, neredeyse hiç ışığa yakalanmadan 35 dakika da gidebildik. Işığa yakalansaydık herhalde 45-50 dakika sürecekti.
***
Ta başından beri dediğim gibi; "itin öldüğü yere" yapıldı. Devlet Hastanesi'nin yerle bir edilmemesine, bir katkım olduysa, çok memnun olurum... Zira yerle bir edilmemesi için çok uğraştım. Bu hali ile bile şükür… O nedenle, ilave tesislerin yapılmasına, binaların rehabilite edilmesine Kayseri kamuoyu katkı vermeli. İktidar üzerinde baskı kurmalı. Şehir Hastanesi “müşteri garantili” olduğu için her an yok edebilirler Devlet Hastanesi’ni.
***
Parası olan bir şey olmaz, şehrin içine dağılmış özel hastanelere gider; parası olmayan, fakir fukara takımına olur olan. Onlar da kendi hallerini kendileri düşünsün. Benden tekrar hatırlatması. Özel hastaneler, şehir merkezini tercih ederken, kamu hastanesinin “itin öldüğü yere” yapılmasının ve mevcut Devlet Hastanesi’nin yerle bir edilip ranta dönüştürülmesinin mantığını anlamak mümkün değil.
***
İlk andan beri konu ile ilgili yazılarımda ne denli haklı olduğumu, gidince de gördüm. O zaman şu teklifi yapmıştım, tabii uzmanların görüşünü alarak. Bu denli büyük bir hastaneyi rasyonel olarak çalıştırmak/yönetmek mümkün değil. Merkezi rehabilite edin, şehrin batı (Belsin) ve doğu (İldem) tarafına 250-300 yataklı iki hastane yaptırtın.
***
***
Bu vesile ile bir hakkı teslim edeyim, AK Parti Milletvekili Dr. İsmail Tamer’in çok çabası oldu “kaldırılmaması” için. Yoksa inanın şimdi yerinde bir AVM, bir rezidans yükselmişti.
***
Devasa bir külliye… “Kulelerle” anılıyor. “Kardiyoloji kulesi” gibi. Sanki otoriter/totaliter, geri kalmış ülke liderlerinin kullandığı saraylar gibi. Aradığınızı kolay kolay bulamazsınız... Mesela, "1"de bulunan otoparktan, üstündeki hizmet birimlerine ulaşabilmek için otomobil ile girdiğimiz yerden geçmek zorunda kaldık... Yani dışarı çıkıp girdik hastaneye. Bir kaç kez sorarak aşı yerine ulaşabildik.
***
İnanın doğru söylüyorum. Giriş çıkışları ararken, kendimi, labirentte, peynire ulaşmak isteyen fare gibi hissettim. İşimiz bitti, bu sefer "-1"deki otoparka nereden ulaşabileceğimizi fellik fellik aradık. Sonuçta, Başhekim girişinin yanında bulunan asansöre ulaştık. Oradan "-1"e indik...
***
İndik ama ilk karşılaştığınız alan bir odamsı yer, çok kasvetli. Buradan otoparka giriyorsunuz. Yalnız olan bir bayan tedirgin olur. Allah’tan park yerinin numarasını almışım, “YO”… Orada insanı kesseler kimsenin haberi olmaz. Hiç olmasa, güzel bir aydınlatma yapın. Sayın Başhekim, lütfedip her gün kullandığı makam kapısının hemen yanında bulunan asansörden bir inerse, görür ne demek istediğimi.
***
Bu ne biçim proje, planlama anlayışı? Peki, otoparka zemin kattan, bir kaç yerde iniş ve çıkış verilemez miydi? Neden olmasın. Ama yoktu... Kim bilir belki de biz bulamadık.
***
Neyse, sora sora bulduk ve terk ettik hastaneyi pardon devasa sarayı. İnanın, hastane değil, "saray" yapmışlar... Bir kaç farklı birimde işi olan bir kişi nasıl ulaşabiliyor, anlayamadım doğrusu... Git git bitmez… Güvenlik görevlilerinin “scooter” kullanmaları da bunu doğruluyor. Kim bilir, belki de anlama özürlü olduğumdan, ben çözemedim mekanizmayı.
***
Hemen belirteyim, sorularımıza yanıt veren, bizi yönlendiren, aşı odasında bizleri güler yüzle karşılayan sağlık görevlilerine teşekkür ederiz. İyi ki de varlar. Onların “iyi” olması sorunu çözmüyor ki? Anımsatayım bir makinenin bazı parçalarını doğru tasarlamak o makinenin çalışacağı anlamına gelmez.
***
Buradan Saygıdeğer Başhekimden bir ricam var. Sayın Başhekimim, şahsen ben, sizler gibi, "ağız büzüşünden Ömer dendiğini” anlama kapasitesinden yoksunum. Nizamiyeden itibaren, görülebilir ve okunabilir nitelikte yön ve bilgi levhaları ile donatırsanız iyi olur. İnsanlar; Nizamiyeden itibaren, sormadan, soruşturmadan gidecekleri yere kolayca ulaşabilmeli. Unutmayın ünlü Halil Rıfat Paşa; "Ulaşamadığın yer senin değil!" demiş.
***
Bir de, Hastane ile organik bağı, "sembiyotik" ilişkileri, yol ve kavşak nedeniyle olmayan o eczaneler, o dükkânlar dikkatimi çekti. Buralara büyük paraları nasıl verdiler, onu da anlayamadım… Şöyle anlatayım size: Mesela, hız yoluna dönen Kocasinan Bulvarı’nda bulunan Ticaret Odası’nın bulunduğu yerde Hastane var, işyerleri, İnönü Parkı’nda…
***
Böyle imar planlaması olmaz. İşyerleri, bir hastanenin mütemmimidir, aynı imar adasında olması beklenir. Belli ki, Belediye’de düşünmeden yapmış. Mahalle arasındaki bir sokak/caddeden söz etsek, bir itirazımız olamaz. Bulvar ve şehirlerarası otobüs/kamyon güzergahı söz konusu…
***
Uzmanlar söylüyor, özellikle hastaneler, kendi dışındaki hizmet birimleri ile (otel, lokanta, pastane, eczane, kıraathane, taksi, otobüs gibi.) yakın temas halinde olmalıymış. Buna, teknik dille “simbiyoz” yani “ortak yaşam” diyorlar. İki habitatı şehirlerarası yol ve yapılmakta olan tramvay hattı ile ayırıyorsunuz. Kusura kalmasın planlamayı yapanlar otoyolu andıran yollar, tramvay hattı bu ilişkiye yok etmiş... Bir ihtiyaç için "karşıdan-karşıya" nasıl geçilir, anlayamadım doğrusu. Yaya köprüler kaçınılmaz.
***
Şehrin birer mahallesi olan Hisarcık, Hacılar, Gesi'ye ortalama 30-35 km uzaklıkta. Bir acil durumda, insan hastaneye gidene kadar sizlere ömür olur. Ama şehrin merkezine serpilmiş özel hastaneler daha uygun tabii, paran olursa. Durum maalesef böyle.


