Büyüklerimizden; “Aracıyı, spekülatörü, kabzımalı, halleri kaldıracağız, dolayısıyla fiyatlar ucuzlayacak!” türünden sözleri duyunca yüreğim “cız” eder. Şuanda ülkede uygulamaya çalıştığımız serbest piyasa modelini, bir sistem bütünlüğü içerisinde değerlendiremezsek, bu sistemin araçlarını hayata geçiremezsek bir arpa boyu bile yol alamayız.
***
Bu nedenle serbest piyasada bunların hepsi vardır ve piyasanın önemli “aktörleri”dir. Bu nedenle, aracısız ve spekülatörsüz, piyasa modeli düşünülemez. Bunu düşünen “Büyüklerimiz” olmadı mı? Elbette oldu. Bunların hikayesini de, Ege Cansen üstadımızın geçmişteki bir yazısında okumuştum... Aslında bizim ve bizden önceki kuşağın yakından tanık olduğu ve fakat unuttuğu bir hikaye, bu…
***
Üstadımız şunları söylüyordu:“’Üreticiden tüketiciye aracısız satış’ fikrinin şampiyonu, CHP’dir. 1970’lerin başbakanı Ecevit, domatesin Silifke’de tarlada 25 kuruşa satılırken, Ankara’da manavda 125 kuruşa satılmasına akıl erdirememişti. Daha doğrusu bunun, değiştireceği ‘bozuk düzenin’ bir parçası olduğuna akıl erdirmişti.
***
1950’li yıllarda İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın, yaş meyve ve sebzede ucuzluk sağlamak için ‘icap ederse Taksim meydanında (belediye olarak) domates satarım’ deyişi hâlâ hatırımdadır. Daha sonraki yıllarda CHP’li belediye başkanları da aynı yolda yürüdü.
***
...Bu hikayenin aslı, genel kabul görmüş bir yanlışa dayanır. O da ‘ticaretin, katma değer yaratmadığıdır’. Bu ülkede ve özellikle sosyalist kültürünhakim olduğu daha pek çok ülkede, ticaret ‘asalak’ bir iktisadi faaliyet olarak algılanır. Aracılar ortadan kaldırılırsa, hayatın ucuzlayacağı sanılır. Bu, kökünden yanlıştır.
***
a) Mafya tipi haraç örgütlerinin bulunmadığı ve rekabet şartlarının geçerli olduğu piyasalarda, işlevi olmayan aracı yaşayamaz,
***
b)Bir pazarlama-dağıtım zincirinde, belli bir kademenin ortadan kalkması, ancak o kademenin işlevinin başka bir kademe tarafından üstlenilmesiyle olur,
***
c) Hem üretici, hem toptancı; hem toptancı, hem perakendeci, hem üretici hem toptancı hem de perakendeci gibi birden fazla kademenin işlevini yapan firma, her işlevin maliyetine katlanır ve riskini taşır. Tek kademenin brüt kâr marjıyla, iki-üç iş yapılmaz,
***
d) Yaş Meyve ve Sebze Halleri, birer ‘borsa’dır. Burada satıcılar ve alıcılar buluşur. Hallerin esas iktisadi işlevi ‘fiyat’ oluşturmaktır. Haller, ayrıca perakendecilerin alım yaptığı toptancı pazarlarıdır,
e) Hallerdeki ‘komisyoncular’ tacir değil, üretici veya toptancı temsilcisidir. [Bir anlamda üreticinin sigortasıdır (kd.)]… Tarımsal Üretici Birlikleri de Türkiye’nin her halinde, kendilerine hizmet sunacak birer temsilci tutabilir. Komisyon ödemek istemiyorlarsa, bizzat temsilcilik açabilir. O zaman temsilciliğin masraflarına ve riziklerine katlanırlar,
***
f) Yaş meyve ve sebzeler, tam anlamıyla borsa malıdır. Fiyatlar günlük hatta saatlik olarak, arz-talebe ve sunulan malın kalitesine göre oluşur. Fiyatın ne olacağı önceden bilinmez.
***
Gelelim Üstadımızın son sözüne: Aracı gider, maliyeti kalır.
***
Bu hatırlatmadan sonra önemli bir şeyi daha anımsatacağım: Sayıları ne olursa olsun marketler ve “zincir marketlerde”, “patron” kasada oturmaz. O nedenle, bir iğne dahi olsa her satış kasadan geçer. Ve mutlaka bir “fiş” verilir. Hal böyle olunca, her satış kayıt altına alınır. Satışlar kayda alınınca, “alışlarında” büyük ölçüde kayıt altında olması gerekir.
***
Amaçlanan da; bir mal ve hizmeti “kaça satıldığı” değil, “ne kadar satıldığıdır”. Bunlar kayıt altına alınırsa, amaca ulaşılır. Haliyle ekonomi “zincirlemekayıt” altına alınır. İşte adı geçen marketlerin, son tahlilde işlevi budur.
***
Ben, her satışı kasadan geçiren marketleri ekonominin sıhhat alameti görürüm. Ekonomi ne kadar “kayıt” altına alınırsa, ülke o kadar kalkınır, kamu geliri (vergi) artar, gelir dağılımı da düzelir. Öyle ya, her fazla alınan vergi, sonunda şu ya da bu biçimde bize yansır.
***
Buna bir de buna “kredi kartı” ile ödemeyi ilave edin. Evet. Siyasal popülistlerin;“kredi kartı”“veresiye defterini” büyük ölçüde ortadan kaldırdı, yakınmaları. Ama kullananın, “veresiye defteri” karşısındaki “ezikliğini”kalktığını;“Bakkal amcanın”“bataklarını” da azalttığını da unutmasınlar…
***
O nedenle ben; sahiplerinin kişiliğine, kimliğine, siyasi düşüncesine, inancına bakmaksızın, “marketlerden”ve “pos” kullananlardan “alış-veriş” yapmaya devam edeceğim. Amacım;“kandırılmış” da olsam, ödememin “kayıt altına” girmesini sağlamaktır. Benim için kanmaktan daha önemli olan bu.
***
Sıra, Fatih Altaylı’dan mülhem bizim son sözümüzde: Ne zaman adam oluruz biliyor musunuz? Ekonomik bâtıl inançlarımızdan kurtulduğumuz zaman.


