KADİR DAYIOĞLU


APTALLIK

Sosyal medyada bir “tweetı/X” dolaşıyor, Celal Şengör imzalı. Çok hoşuma gitti. Ona ait mi değil mi? Bilmiyorum. Çok hoşuma gitti. Bazı çıkartmalar ve bazı ilavelerle köşeme taşımak istedim. İlavelerimi çift tırnak, alıntıları da tek tırnak ve italik gösterdim. Hocam umarım kızmaz çıkartmalarıma ve ilavelerime.


Sosyal medyada bir “tweetı/X” dolaşıyor, Celal Şengör imzalı. Çok hoşuma gitti. Ona ait mi değil mi? Bilmiyorum. Çok hoşuma gitti. Bazı çıkartmalar ve bazı ilavelerle köşeme taşımak istedim. İlavelerimi çift tırnak, alıntıları da tek tırnak ve italik gösterdim.

Başlık şu ‘ Aptallar kontrolsüz bir şekilde çoğaldı!’.  Acaba doğru mu? Ya da “aptallar” değil de “kurnazlar” da mı çoğaldı? Bir eski saylav arkadaşımız derdi; “bir insan beş lira ile on lirayı ayırt edebiliyorsa aptal değildir!” bende bu görüşteyim.

Ha. Her toplumda olduğu gibi, aptalımız da yok değil. Hem de mebzul miktarda. Kim bunlar; “yanmaz kefen satana!” “Gavs hazretleri zelzele dur dedi, durdu!”, “Güneş dünyanın etrafında dönüyor!”, Aya dört şeritli yol yapacağız!”, “Efendimiz, uzay gemisinin cıvatası gevşesin dedi, gevşedi. Sonra kalkar kalkmaz düştü!”, “Etrafımız ve içimiz düşmanlarla dolu!”, “Orduyu yedek subaylarla idare ederim!” dediğinde inananlar.

Hocamız; ‘Bu ülkede okullarda zorunlu ‘DİN’ dersi verilmeli, çabuk unutuyoruz’ Aynen katılıyorum. “Dünü” bilmiyoruz “Dünden” kalan bilgileri de “sıfırlıyoruz”. Bunun başrollerinde de Belediyeler var. Tabii “dünü” bilmediğimiz için anakronik yaşamamız da çok doğal.

Yüz yıl önce ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ diyen bir anlayıştan “giderlerse gitsinler” diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Daha neler göreceğiz.

‘Bir bebeğe doğar doğmaz tek taş yüzük alıp, diğerinin mama bulamaması’ Açlık, yokluk, yoksulluk, gelir dağılımında uçurum… bunlar Allah’ın imtihanı değil kulun/devletin adaletsizliği. Ama ‘imtihan’ olarak inanana ne demeli.?

‘Altı yüz sene padişahın kuluydunuz üç yüz sene de halifeye kul oldunuz. Cumhuriyet sayesinde Allah’a kul olmayı öğrendiniz. Bu yüzden mi ATATÜRK’e düşmansınız.?

‘Yarısı çöl olan İsrail dünyaya tohum satsın. Tarım ülkesi Türkiye, İsrail’den 174 Milyon dolara 45 ton tohum alsın!’

‘814.500 km kare toprak bırakan Atatürk’ü sevmiyor; milyonlarca metre kare toprak kaybedenler tapıyor. Bu ülkenin tapu senedi Lozan’ı; “Zafer mi, Yoksa hezmet mi?” diye tartışıyoruz. Bir de bunu “Yalan söyleyen tarih utansın!” diye anlatıyoruz.

‘Hırsızlar çalarken değil paylaşırken kavga eder.’ Amma lakin büyük götürene, “helal olsun adama!” “küçük götüren aptalın teki!” dendiğini çok duyarız.

Bir buçuk asır kadar önce durum şöyleymiş. Ziya Paşa merhum bunu, mealen; “Büyük çalan baş tacı edilir, birkaç kuruş götürenin cezası kürek!” dizeleri ile anlatmış. Tabii, bunu yazarken ikiliğin aslını veremedim. Zira, ne televizyon ve ne de TV var. Bekliyoruz bakalım ne zaman gelecek.

Yine evimiz civarında, bir ay içerisinde iki yada üç kez elektrikler kesildi. Benden, başka arıza bildiren olmamış. Aradım şirketi, “bizim bölgede elektrik yok” elektrik yok dedim. İlk yanıt şu oldu; “Abone sahibi siz misiniz?” Varsayın ki ben değilim, sokaktan geçen vatandaşım, olmadığını gördüm binalarda, “insaniyet namına bildirdim!”

Mesela, umuma açık asfalt bir yol var evimizin önünden geçen. İki yüz metre var yok. Burasının tuzlanmasını ya da bir kepçe ile kürünmesini rica ettim, önce Büyükşehir’e, onlar attı topu Melikgazi’ye. Onlarda tereddüt içinde…Acaba kimin görev alanında?

Bizim görevli akıllı bir çocuk. Aldı el arabasını, bir de yanında kova. Tuz stokunun olduğu yere gitti, hem kovayı ve hemde el arabasını doldurdu. Kendisi, tuzladı yolumuz. Yani, “kendin pişir, kendin ye” gibi bir şey oldu!”

Tatil nedeniyle Kızım ve eşim geldi Ankara’dan… Taziyeye gidecekler. Adres aldılar. Haritadan aradım, AGÜ tarafında bir yer. Sokak ta “numaralı” Dedim, akşamın bu saatinde bu adresi bulamazsınız. Ben de geleyim sizlerle dedim. Öyle ya, az çok bilirim bu şehri. İyice vardık ama sokağı tahmin ettim. Ama levha yok. Fakat girdik evi bulduk.

Peki, onlarca milyon liralık evlerde oturanlar hiç mi talep etmez sokak girişlerine tabela asılmasını.? Neticeyi kelam, verdiğim örnekler “kaliteli” hizmetlere talip olmak. Toplum, gelir seviyesi, tahsil ne olursa olsun “kaliteli hizmete” talip olmazsa, hizmet sunucuları eleştirmezse, yönetenlerin de bizleri “salak” yerine koymaları çok normal.

Yıllardır, af buyurun kıçımı yırtarım, bu kentte aradığınız yeri, sormadan soruşturmadan bulamazsınız diye. Anlaşılan bu feryadım hem Kayseri’nin muhterem ahalisi ve yönetenlerin nezdin de makes bulmamış. Avrupa’ya ihraç ettiğimiz beşeri sermaye şunlar; ‘Doktor, mühendis, yazılımcı vs. Ama ithal ettiklerimiz arasında çöp var.’ Hiç mi düşünmeyiz, bu nasıl oluyor diye?

Mesela, kamu hizmetlerine yapılan zammın yarıdan azı emekli maaşı ve asgari ücretlilere yapılıyor. Yine mesela, Aralık 2025 enflasyonu yüzde birin altında çıkmıştı. Ocak 2026 beklentisi ise, yüzde beş civarında.

Bunda bir terslik yok mu? Bir ayda ne değişti ki, aylık enflasyon beş katı arttı? Bu “kader planında” bir şey mi yoksa 2026 maaş ayarlamalarını düşük tutabilmek için mi? aslında bu düzenleme her yıl böyledir ama kahır ekseriyetimiz bu “Ali Cengiz” oyununun farkında değil.

Hocamız devam ediyor; ‘ Köy Enstitüleri neden kapatıldı biliyor musunuz:? Köy Enstitüleri köy çocuklarını ağaya ırgat, cehalete köle, şeyhe mürit, politikacıya kurban olmaktan kurtaran kurumlardı.’ Ama kapattık. ‘Atatürk şapka taktı ve batıya özendirdi diyenlere; Elinizdeki telefon, bilgisayar, araba vs. Osmanlı malı mı.? Boşuna demedi koskoca profesör; “Ben cahilin ferasetine güvenirim!” Peki, koskoca Bakan ne demişti?

“Tahsil seviyesi yükseldikçe bizim oyumuz düşüyor!”. Yine, astın “mücettidi” Cübbeli ne buyurmuştu; “Asla okumuşla tartışmayın, sizi dinden imandan çıkartır.” Aslında bu lafların özü şu; “Aydınlanmadan, akıldan, bilimden uzak durun”. Bilmem anlatabildim mi?

Hocam umarım kızmaz çıkartmalarıma ve ilavelerime.