Seçimler yaklaştıkça, toplumun bir kesiminin sinir sistemleri ile oynuyorlar. Tabii, oyunun öznesi de “inanç”… Tabii, burada amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek. Muhalefet bir karşı çıksa da; “dinsiz, imansız!” diye hemen hücum etsek, amaç bu...
Gelinen noktada; dini hayat ile ilgili “uygulamalar” asla tartışılamaz oldu. Kimse ağzını açamıyor. Tartışmaya kalkanlara yafta hazır, “dinsiz, imansız!”. Nitekim, öyle de oldu. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “sazan” gibi atladı zokaya. “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başlattığı 4-6 yaş grubu çocuklara yönelik başlattığı Kur’an kurslarını eleştirdi”.
***
Sonra beklenen oldu, AKP ve MHP ile İslamcı çevrelerin hedefi haline geldi. Bunun üzerine partisi, bir müddet dinlenmeye aldı. Ne yapsınlar? “Kuzuyu” yemeye karar vermişler bir kere. Konuşmayı defalarca dinledim, oldukça makul, oldukça edepli, oldukça saygılı bir eleştiri.
***
Aslında, uygulamalara benzeri eleştirileri yapan çok. Ben de yaparım… Amma lakin bu bir politikacı hele hele bir CEHAPE’li olunca iş değişiyor. Bizim dinciler nezdinde CEHAPE, “sakıncalı piyade!” olmaktan bir türlü kurtulamadı. Hatimle namaz kılsalar, kıldırsalar dertlerini anlatamayacaklar. O taktirde, bu konularda ağızlarına fermuar çeksinler. Eleştirileri, ehline bıraksınlar. Yoksa, gol yemekten kurtulamazlar.
***
Vallahi, insanların sinir uçlarına o kadar dokunuyorlar ki, sabretmek için Hazreti Yakup Aleyhisselâm olmak lazım. İnanın dini hayat kullanılarak insanlar bu denli sıkıştırılmaz. Rahmetli İnönü; “Kediyi bile sıkıştırdığınızda, kaçacak bir yer bırakın!” derdi. Ne gezer, çelikten surlarla çeviriyorlar. Ağzını büzene, “Vay Ömer!” dedin diye yükleniyorlar.
***
Efendim; İsteyene, “4-6” yaş grubu çocuklara din eğitimi verecekmiş Diyanet… Tabii, müfredatta, Kur’an eğitimi de varmış… Neden Milli Eğitim değil de Diyanet? Bunu soruyor, Özel… Ben de soruyorum aynı soruyu? Yoksa, İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri yeterli değil mi? Neden bunlar yok, bu eğitim ve öğretimin içinde? Yoksa, bunlara “sıcak bakmayanların” etkisi mi var bunda? Bunlara, sıcak bakmayanların hangi “meşrep” olduğu, erbabınca bilinir? İmam Hatip Okullarına ve İlahiyat Fakültelerine denenleri bir anlatsalar, o zaman siz görün inanç dünyasının halini.
***
Tabii, fırsat bekleyenlerden AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Özel için ne demiş. Bir ona bakalım: “…Ortaçağ zihniyeti asıl bunlardan rahatsız olmakla eşdeğer bir yaklaşımdır. Hem pedagojik açıdan hem anayasal açıdan hem de Türkiye'nin milli güvenliği açısından sahih bir din eğitimi vermesi, bunun çocukluktan itibaren başlaması son derece kıymetli ve stratejiktir.”
***
Tabii, bu nasıl milli güvenlik meselesi; “ortaçağ zihniyeti” demekle “dinden” rahatsız olmak arasında nasıl bir ilişki, eşdeğerlilik kurulabilir ki? “Din” demiyor ki; “zihniyet” diyor. “Bulut ile ördek” arasındaki ilişki gibi bir şey. Anlamak mümkün değil.
***
Rol model aldıkları Üstat N.F.K ne diyordu? “Kaba softa, ham yobaz!” Üstatları bu sözle; kaba “kaba softa ve ham yobaz” elinde sefalet ve hezimetin hüküm sürdüğü dönemleri anlatır. Neyse!..
***
Bir de; “sahih olmayan din eğitim” de mi var? Bu hangisi, temsilcileri kimler? Sormak lazım; sahih olan, Ahmet Yaşar Ocak Hocanın tasnifiyle; “Devlet İslamı” mı, “Medrese İslamı” mı, “Tekke/sufi İslamı” mı yoksa “Halk İslamı” mı? Ya da moda tabirle; “Ortodoks” İslam mı yoksa “heterodoks” İslam mı?
***
Devam edelim, ve uzaklara gitmeden soralım: “Sahih İslam”; Hayrettin Karaman’ın mı, Yaşar Nuri Öztürk’ün mü, Hüseyin Atay’ın mı, Mustafa İslamoğlu’nun mu, “Cübbeli Ahmet”’in mi, Mustafa Öztürk’ün mü, Edip Yüksel’in mi vd. anlattığı İslam mı? Önce “ulemayı kirâm”, bunda bir anlaşsın, sonra sıra bize gelsin, hasıl olan da çocuklarımıza aktarılsın.
***
Bunun, pedagojik açıdan doğru olduğuna kim karar veriyor? Anlamak mümkün değil. Bir de bunun Anayasal zorunluluk olduğunu söylemiş Çelik. Peki, Anayasa bu konuda ne diyor? 1982 Anayasasının konuyla ilgili 24’üncü maddesinin dördüncü fıkrası şöyle: “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır”.
***
İşinize geldi mi anayasal, gelmedi mi darbe anayasası. Sevsinler sizi. Bir kere söz konusu eğitim kademesi ilk ve orta öğretim. Okul öncesi ve ana okullarını kapsama almıyor. Bunun dışındakiler ise, kişilerin ve vasilerinin talebine bağlı.
***
Can alıcı soru da şu: Peki, ahlak nedir? Bunun kaynağı da… Mesela bana göre; ahlakın kaynağı din değildir. Din, örf sadece bunu besler. Yine peki, din kültürü nedir? Bununla kastedilen ne?
***
Gelelim, tepki çeken, zurnanın zırt dediği yere. Özel; “Ortaçağ zihniyeti!”, demiş. Bir zihniyetten söz etmiş. Dinden değil… Dine egemen olan zihniyetten ve bu zihniyetin günümüze yansımasından. Öyle ya, yaklaşık bin yıllık bu dönemde (M.S. 500-M.S.1500) “parlak dönemler” olduğu gibi, “karanlık” dönemler de var, insanlık tarihinde. İslam tarihinde de… İslam tarihi de bundan âzâde olamaz ki?
***
Resulü Ekrem dönemi bir “aydınlık” dönemdir. O nedenle “asr-ı saadet” denmiş bu döneme. Özel’in kastının bu dönem olduğuna asla inanmam… Abbasiler’in, “mutezile” etkisinde kaldığı dönemler de “aydınlık” olarak vasıflandırılır bazı tarihçiler ve bazı ilahiyatçılar tarafından…
***
Mesela Osmanlı’nın 17. ve 18. Yüzyılları. O dönemler; sosyal hayat, dini hayat, ekonomi açısından “karanlık” asırlardır. Bu yıllarda, açlık, sefalet, iç isyanlar, mağlubiyetler, sefahat hakim; dini hayat, eğitim perişan durumda. Bu durumu bir “dur!” demek isteyen padişahların, “gavur” sıfatına maruz kalmalarına rağmen, Osmanlı’yı uçurumdan çıkartmak istediğini görmekteyiz. Yani, 18. ve 19. yy. da… Ama medresenin, tekke ve zaviyelerin, medrese öğrencilerinin direncini kırmakta çok zorlanıyorlar.
***
Ulu Hakan Abdülhamit Han’ın “çarşafı” yasakladığını biliyor muydunuz? Bakınız, “2 Nisan 1892” tarihli, fermanın son cümlesi nasılmış? “…dindarlık ve maslahat bakımından meydana gelen zararlardan ötürü icap edenlere münasip bir şekilde anlatıp tenbihlerde bulunmak suretiyle kadınların çarşaf giymelerinin yasaklanması Padişah emri iktizasındandır. Bu hususta emir sahibinindir”, (İmza Hükümdarın Başkâtibi Süreyya). (Kaynak: Hanri Benazus, Niçin Atatürk” Metnin orijinali, larin alfabesine çevrilmişi ve günümüz Türkçesi ile yazılmışı kitapta veriliyor.


