KADİR DAYIOĞLU


ALKOLLE ARANIZ NASIL?

Şu, milli ve manevi değerleri birisi açıklasa iyi olur… “Yasakları” kaldıracağız, diye iktidara gelenlerin davranışı bu…


Alkol yasakları, festival yasakları, konser yasakları hızla devam ediyor. Gerekçe; “milli ve manevi değerlere” uygunsuzluk… Şu, milli ve manevi değerleri birisi açıklasa iyi olur… “Yasakları” kaldıracağız, diye iktidara gelenlerin davranışı bu…

***

“Alkolle aranız nasıl?” Sizin nasıl bilemem ama benim iyi idi ama yıllar oldu terk edeli… Ben mi onu terk ettim o beni mi? Bilemiyorum… Tekrar döner mi? Onu da… 

***

Hem bu yaştan sonra dönse ne olacak, dönmese ne olacak ki? Yaş geçmiş, iş bitmiş… Tabii, “gazetemizin zarar görmemesi için”, “alkolün kişi ve toplum sağlığı için zararlı!” olduğunu hemen belirteyim. 

***

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan; bir Ramazan gününde, Yeşilay‘ın verdiği bir iftarda vermiş veriştirmiş, “alkol, uyuşturucu” alanlara ve “sigar” içenlere… Ne haramlığı, ne mekrufluğukalmış. Tabii bundan, “alkolik” koca koca profesörler de nasibini almış…

***

Alkol yasağına ilişkin tartışmalara kişisel Twitter hesabından ayet ve hadis paylaşarak katılan Ayasofya’nın eski büyük imamı Prof. Boynukalın, maaşında alkollü ürünlerden alınan verginin de bulunduğu hatırlatılınca şunları yazmıştı; “Bu ülkede yaşayan herkes -ben dahil- az çok vergi veriyor. Hepimizin bu vergilerde hakkı var ve bunun büyük bir kısmı da içki ve kumar dışındaki helal kaynaklardan geliyor. Biz de yaptığımız işin, üniversite hocalığının karşılığını helal olan kısımdan alıyoruz; elhamdülillah.”

***

Öğrendik ki, bazıları haram karışan vergilerin, helal kısmından maaş alıyorlarmış, “elhamdülillah!” Tabii, helal kısmını nasıl ayırt ettiğini anlayamadım doğrusu!.. Şahsen, benimkisi fark etmez!

***

Ama ne hikmetse, “yasaklanmıyor!” Üretimini, alımını, satımını, içimini “yasakladınız” mı her şey güllük gülistanlık olur.   Hem ceddimiz 4. Murat yapmamış mıydı? Alkol alanları boğdurtup, boğdurtup Sarayburnu’ndan denize attırtmamış mıydı? 

***

Bakınız, İran’da, Arabistan’da, Afganistan’da zerreyi miktar ağızlarına koyan var mı? O nedenle, hiçbir “kötülük” gözükmez bu ülkelerde… Buralara, bunları sokmak isteyenler de, kafirler dış güçler… 

***

Uzağa gitmeye gerek yok… Baksanıza, ceddimiz Osmanlı ne güzeldi… Ne içkicisi, ne uyuşturucusu, ne sigara içeni, ne eşcinseli, ne lezbiyeni, ne oğlancısı vardı. Saraylara, köşklere, konaklara, caddelere, sokaklara, yalılara bunların hiç biri uğramamıştı. 

***

Tabii, Osmanlı sadece bunlar mı olmayan? Mesela hırsız kadı, hırsız sadrazam ve hırsız vezir de yoktu… İmamlar harama el sürmez, “harama uşkur çözmezdi”. Hele hele paşalar piri paktı…  İnsanlar birbirini kandırmazdı… Ağalar, beyler, paşalar, yerel derebeyler “kamu malına” el sürmezdi. Hasılı kelam, toplum yalan, talan, dolan, nifak nedir bilmezdi.

***

Bu güzelim günler mazide kaldı; Sulh ve sükun içerisinde, tertemiz bir toplumda iş ve dış düşmanların isteği doğrultusunda bir şeyler olmaya başladı… Güzelim ülkemiz, bir anda çatırdamaya başladı.

***

İşte, 1800’lerde, “Gavur Padişahlarla” (ki, bu söz 2. Mahmut için söylenmiş) başlayıp, günümüzde “iki ayyaşla” noktalan süreç bizi bu hale getirdi. Toplumda, ahlak mahlak hak getire. Sonuçta, neydi o güzel günler…Özlemle, hasretle arıyoruz… İnşallah, o günler de yakın… Öyle ya; “surda bir gedik açıldı!” Baksanıza, ortalık, Osmanlı’dan geçilmiyor… Kayseri’de bile; “Tarihi 700 yıllık Osmanlı” çınarı var.

***

İnşallah, Cumhuriyet’in “İkinci 100” yılında, 18. Asrın sonlarına döneriz o saadet asırlarına, tertemiz, pırıl pırıl, bir toplumun inşası gerçekleştirir, 2053 ve 2071 hedeflerine erişiriz! “Cumhuriyet” lafzına da gerek kalmaz artık.

***

Neyse, fazla uzatmayalım, konuyu Savaş Kaya dostumuza bırakalı… İlk defa öğrendik, hukuken, “maslahatın büyük olması”, boşanma sebebiymiş. Neyse, münasip bir zamanda anlatırım.

***

Güneydoğu’dan, Kayseri’ye, çalışmaya gelen bir vatandaş, beş kilo esrarla yakalanmış. Hakim huzuruna çıkmış. Avukatı da dostu, dostumuz Tural Pınarbaşı… Başlamış müvekkilini savunmaya… Sadece içici olduğunu, satıcı olmadığını anlatmaya çalışmış… Ama ne dese nafile… Hakim bir türlü ikna olmuyor…

***

Naçar vaziyette: “Efendim, müvekkilim… Çalışma için Kayseri’ye gelmiş… Ne olur ne olmaz, Kayseri’de bulabilir miyim bulamaz mıyım; bulsam pahalıya alabilirim endişesi ile fazla miktarda getirmek zorunda kalmış… Hem, şu mübarek yüzüne bir bakın… Nûr akıyor… Bunda hiç satıcı yüzü var mı?”

***

Yıllar öncesi bir haber düşmüştü basına…  2015 olacak… Malum ocaklardan birisi.Kızıl Çin’in esareti altında inim inim inleyen Uygur Türkleri için İstanbul’da bir eylem yapmış. Yaparlar ya!.. Amma lakin, Çinli diye, yanlışlıkla Koreli turistleri dövmüşlerdi, Sultanahmet’te… Adamlar, yalvarmışlar yakarmışlar ama güzel bir dayak yemişler. Bununla da kalmamışlar, sonrasında “dayak atanlar” birbirleri ile kavga etmişlerdi. Olur ya!..

***

Yine protesto bağlamında bir “Çin Lokantası”nı yerle bir etmişler. İşin garibi sahibi, müşterileri “Türk”müş… Daha da garibi, dayak yiyen aşçıbaşı da “Uygur Türkü” imiş.

***

Herhalde, “Temmuz sıcağını başa vurması!”böyle bir şey. 

Sürçü lisan eylediysek affola!.

Bir başkadır, benim memleketim!..