MUSTAFA CENGİZ


AKP+CHP KOALİSYONU YOLDA MI?

Açılım-Saçılım konusundaki tablo ortada. MHP’nin şu anda yaşadığı sorunlar herkesin malumu. Bu saatten sonra AK Parti daha sağlam ve kalıcı bir ortak ile yol yürümek, Anayasa değişikliği yapmak, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir dönem daha görevde kalmak istiyorsa şu andaki formül Türkiye için en makul, en mantıklı, en olabilir senaryo gibi görünüyor. Olur mu? Olursa şartlar ne olur. Olmazsa bu işin sonu öne alınmıştan da öte yıl sonuna bir Parlamenter sisteme dönüler Erken Seçim olur mu? Yani ABD Modeli. Cumhuriyetçiler-Demokratlar türü iki kuvvetli partinin ortaklığı. Artık minik partilere prim tanımak yok. Önüne gelene parti kurdurmakta yok. Hele şu mübarek ayı bir atlatalım da… Ramazan sonrası sanırım bu konuya dair epey yeni gelişmeler yaşanacaktır. Zira Türkiye’de siyaset yeni tablolara ve gelişmelere gebe gibi duruyor.


AK Parti’nin büyük kongresi tamamlandı.

Bu kongre sonrasında yazdığımız değerlendirme yazısında “Bu saatten sonra her şey olabilir!” demiştik.

Bugün siyasi kulislere ve yaşanan gelişmelere dair farklı bir bakış açısı ile devam edeceğiz.

Sanırım başlık epey heyecanlandırdı hepinizi.

“Komplo Teorisi” diyenler de olabilir…

Hele hele son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ayağınızı denk alın yoksa sizi hizaya getirmesini biliriz!” restinden sonra. 

Herşeye rağmen AKP+CHP Koalisyonu yolda mı?

Peki bunu kim söylüyor?

Peki bu nasıl olacak?

Bu söylemlere dair dayanaklar neler?

Hazırsanız başlıyoruz.

DEMEDİ DEMEYİN VE 

SÜRPRİZLERE HAZIR OLUN!

Dr. Vecdet Öz@oz_vecdet

Adli Tıp Öğretim Üyesi ve Adalet Partisi Genel Başkanı

Diyor ki, “Demedi demeyin ve sürprizlere hazırlıklı olun!”

Ve… Ardından da ekliyor: 

AKP+CHP Koalisyonu yolda!

Ayrıntıları mı?

Satır araları mı?

Perde arkası mı?

Devam edelim o halde. 

AKP+CHP KOALİSYONU YOLDA!

“Bu kanaatimi sekiz ay önce almış olduğum bazı kulis bilgilerine dayanarak 22 Haziran 2024 günü kaleme alarak X’te yayınlanmıştım. 

Sizlerden ricam detayı aşağıdaki linke tıklayarak okumanızdır. 

Bu hazırlığın içinde ne İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu vardır, ne ABB Başkanı Sayın Mansur Yavaş vardır, ne de (dışarıdan destek verecek olan DEM hariç) diğer partiler! 

 Zuhur eden olayların ise iktidarın CHP ve DEM karşısında elini güçlendirme, bunu yaparken de olası itirazlar karşısında mıntıka temizliği yapma amaçlı olduğunu gözardı etmeyin.

Anlayacağınız kayıkçı kavgasına rağmen adı Normalleşme/Yumuşama olan süreç ve bu minvaldeki yeniden yapılanma (Milletvekili transferleri vb) faaliyetleri yarı örtülü bir şekilde devam etmektedir..

Şunu da asla unutmayın! Yukarıda ifade ettiğim birlikteliği sağlayacak olan Anayasa değişikliği yapılmadan ve parlementer sisteme geçilmeden seçim yapılmaz.! 

SOKRATES DİYOR Kİ.! 

Devam ediyoruz Adalet Partisi Genel Başkanı  Dr. Vecdet Öz’ün tespitleri ile.

Diyor ki Öz;  “Ağır bir hastayı ameliyat etmek gerektiğinde, onu herhangi bir kimseye bırakmaz, cerrahı kura ile seçmeyiz..

Takımımızı temsil edecek bir atlete ihtiyaç duyduğumuz zaman, söz konusu sporcuyu kura ile belirlemeyiz.. 

Bir yerden bir yere deniz yolu ile seyahat etme durumunda olduğumuz zaman, geminin kaptanı ya da dümencisini, kura benzeri usullerle gelişigüzel bir biçimde seçmeyip, işin uzmanını, bu sanatın eğitimini almış olanı ararız..”

Bu hassasiyet, devlet gemisini yüzdürecek kaptan için daha fazla geçerlidir.!” 

Bu sözlerden anlaşılacağı üzere devleti yönetecek kişilerin ve kadrolarının üstün bir liyakate sahip olması gerekmektedir ve buna seçmenin karar vermesi hiçbir ülkede mümkün değildir. 

SAĞLIKLI BİR YÖNETİM…

Öyleyse yapılacak öncelikli şey; bu liyakatin talip olunan göreve göre bilimsel görüşlerle tanımlanması, seçim kanunun köklü olarak bu minvalde değiştirilmesi, Siyasi Parti Genel Başkanı, Milletvekili, Belediye Meclis Üyesi, İl Genel Meclis Üyesi, Belediye Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı olacakların yasal olarak bu tanımlamalara uygun hale getirilmesi ve seçmenin önüne bu vasıflara haiz rafine adayların çıkarılmasıdır. 

Sağlıklı bir yönetim ancak bu şekilde tesis edilebilir.. 

Elbette ki bu uygulamanın AKP iktidarı döneminde gerçekleşmesi mümkün değildir. 

Önümüzdeki genel seçimlerde Kurtuluş ittifakının Cumhurbaşkanı adayı seçildiğinde ve TBMM’ne adım attığımızda ilk işimiz bunu hayata geçirmek olacaktır. 

Akabinde ise derhal parlementer sisteme geçilecek, devlet fabrika ayarlarına geri döndürülecek, bürokratik kademeler liyakat esas alınarak yeniden tanzim edilecek, demokratik sistem işler hale getirilecek, barış, kardeşlik, güven, istikrar ve huzur ortamı yeniden tesis edilecek, milli kalkınmanın önü sonuna kadar açılmış olacaktır..

BU DA BİR BAŞKA TARİHİ UYARI!...

“Ülke geleceği için en tehlikeli şey, bunlardan kurtulalım da kim gelirse gelsin anlayışıdır!” diyerek sözlerini sürdüren ve uyarına devam eden Öz’ün Türkiye seçmenine yaptığı bir başka tarihi uyarının satır araları da şu şekilde: 

Maalesef ki yöneticilerimizi yıllardır bu şekilde seçiyorsunuz.!

Tercihinizi yaparken ülke yönetimine talip olan şahsın geleceğe ilişkin projelerini, kariyer ve liyakatini, ahlaki vasıflarını ve kültürel donanımını, geçmişteki başarılarını asla araştırmıyorsunuz.!

Verdiğiniz oylar mütemadiyen birikerek sıçramış öfke ve tepkinizin bir tezahürü oluyor.!

Şirketinize yönetici yapmayacağınız, kasanızın anahtarını bırakın dış kapının mandalını emanet etmeyeceğiniz birine, sandık başında koskoca devleti ve hazinesini teslim ediyor ve arkanızı dönüp gidiyorsunuz.!

Soruyorum sizlere bu ülke bu kadar ucuz mu?

Şirketinizin ikbali vatanın istikbalinden daha mı kıymetli?

Hayatında toplum yararına hiçbir başarıya imza atmamış sıradan birine Atatürk’ün binbir güçlükle yarattığı böylesi nadide bir vatanı nasıl teslim edersiniz?

Sizlerde hiç göz, izan ve mesuliyet duygusu yok mu?

Mahalleye muhtar mı seçiyorsunuz?

Görünen odur ki birilerinin egosu uğruna böyle bir hatayı bir kez daha tekrarlayacak ve ülkemizi içinden geçtiği en kritik süreçte ateşe atacaksınız!

Demedi demeyin!

HIRSIZLAR KASABASI 

Indra Ghandi’den bir de hikaye aktarıyor Öz paylaşımlarını yaptığı sosyal medya hesabından:

“Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Fakat, gün doğarken geri döndükleri her seferinde kendi evlerini de soyulmuş durumda bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış.

Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş bu adam. Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş. Fakat bu durum böyle bir süre devam edince, ahali ona kızmaya başlamış: “Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını engellemeye hakkın yok” demişler.

Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış. Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine dönermiş. Fakat her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek içecek hiçbir şeyi kalmamış ve memleketini terk etmek zorunda kalmış.

Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.  Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış.  Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler! Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş!

Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş.  Çünkü, yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları terk edip gitmişler.  Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada soyacakları kimse kalmadığından servetlerini yavaş yavaş yitirmeye

başlamışlar. Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için oraları ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Sora sora nerede yaşadığını öğrenmişler.  Evine gittiklerinde kapıda yazılı bir kağıt görmüşler.

Kağıtta şunlar yazıyormuş: “Bir insan yalnızca dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok geç olmuş demektir...” Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız.

DEMOKRASİ İZAFİ BİR KAVRAMDIR..

“Bilime dayalı bilginin olmadığı yerde demokrasi olmaz!“ şeklinde bir başka tespitte daha bulunan Öz’ün Demokrasi ve Demokratik hak ve özgürlükler bağlamındaki tespitleri ise şu şekilde devam ediyor; 

“Çoğunluk, dünyanın yuvarlak olmadığını söylese demokratik karardır deyip körü körüne buna mı inanacağız? 

Demokrasi, bilimsel yayınlarla kanıtlanmış doğrular arasından insanlığa faydası yönünden mevcut şartlar göz önüne alınarak en uygulanabilir olanı seçmek demektir. 

Demokratik hak ve özgürlükler ancak bu kriterle birlikte meşruiyet kazanır. 

Burada yönlendirme görevi, yaşamın her alanında olanlarla olması gerekenler arasında köprü görevi yapan bilim insanlarına düşmektedir. Bu yüzdendir ki ülkemizdeki seçme ve seçilme şartları bu husus göz önüne alınarak yeniden düzenlenmek zorundadır..”

DURUM ORTADA…

Açılım-Saçılım konusundaki tablo ortada.

MHP’nin şu anda yaşadığı sorunlar herkesin malumu. 

Bu saatten sonra AK Parti daha sağlam ve kalıcı bir ortak ile yol yürümek, Anayasa değişikliği yapmak, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir dönem daha görevde kalmak istiyorsa şu andaki formül Türkiye için en makul, en mantıklı, en olabilir senaryo gibi görünüyor.

Olur mu?

Olursa şartlar ne olur.

Olmazsa bu işin sonu öne alınmıştan da öte yıl sonuna bir Parlamenter sisteme dönüler Erken Seçim olur mu?

Yani ABD Modeli.

Cumhuriyetçiler-Demokratlar türü iki kuvvetli partinin ortaklığı.

Artık minik partilere prim tanımak yok.

Önüne gelene parti kurdurmakta yok. 

Hele şu mübarek ayı bir atlatalım da…

Ramazan sonrası sanırım bu konuya dair epey yeni gelişmeler yaşanacaktır.

Zira Türkiye’de siyaset yeni tablolara ve gelişmelere gebe gibi duruyor.