KADİR DAYIOĞLU


AKIL DIŞILIK

Türkiye, istikrarsızlığı istikrarlı hale getiren, irrasyonelliği rasyonelleştiren bir yapı içinde görünüyor. Bu durum, tıpkı yastık altı altın ve döviz varlığı gibi ülkeyi krizlerde esnek bir konuma getiriyor gibi görünse de aslında ülkenin ileri gitmesinin önündeki en önemli engeli oluşturuyor.


Bir toplum ya da bir birey, kendi aklı dışında, bir başkasının aklını kullanıyorsa, orada “kölelik” “kulluk” söz konusu. “Laikliğin” temel hareket noktası budur. O nedenle, laikliği “aklın özgürleşmesi” olarak tanımlarlar. Ya da kaynağı ister dünyevi isterse uhrevi olsun her türlü dayatmaya kapalıdır laiklik.

***

Konu akıldan açılmışken, Mahfi Eğilmez’in, günümüzü de güzel anlatan “Akıl Dışılık Tuzağı” başlıklı makalesinin bazı bölümlerini sizlerle paylaşmak istedim (Kendime Yazılar, Mart 21, 2021). Umarım, anlam bütünlüğünü bozmam…

***

Üstadımız; “Rasyonellik; akla, anlaşılmaya, mantığa uygun, tutarlı davranış anlamına geliyor”, diye başlıyor yazısına ve devam ediyor: “Bunun tersi yani akla, anlaşılmaya, mantığa uygun olmayan, tutarsız davranışlar da irrasyonellik olarak tanımlanabilir” diyor; can alıcı noktaya geliyor:

“Bir ülkede sürekli irrasyonel [akıldışı] kararlar alınıyorsa irrasyonellik istikrar kazanır; insanlar kendilerini bu duruma uyarlamaya çalışır. Buna irrasyonelliği rasyonalize etme eylemi diyebiliriz. Bu aşamada kararlar rasyonel hale geldiğinde irrasyonellikmiş gibi algılanmaya başlanır.”

***

Bunu, şu somut örnekle Kur ve faiz üzerinden açıklamaya çalışmış. “İlk olarak döviz kuru ya da bir başka deyişle TL’nin yabancı paralar karşısındaki değerini ele alalım. TL, dış değerini kaybettikçe bu durum a.ihracatçının, b.turizmle uğraşanların, c.gelirlerinin çoğu yabancı parayla olduğu halde giderlerinin çoğu TL ile olanların ve d.varlıklarını yabancı parayla saklayanların işine gelir. Bu gruptakiler TL’nin dış değer kaybına uğramasını desteklerler.

***

Buna karşılık kur yükselişi değer kazandıkça, a.ithalatçıların, b.ithal girdi kullanarak üretim yapanların, c.gelirlerinin çoğu TL ile olduğu halde giderlerinin çoğu yabancı parayla olanların, d.varlıklarının çoğu TL ile olanların ve e.kur yükselişi enflasyona yol açtığı için halkın büyük çoğunluğunun işine gelmez.

***

Öte yandan TL’nin dış değerini kaybetmesi ülkenin GSYH’sinin, kişi başına gelirinin düşmesine buna karşılık dış borç yükünün (Dış Borç Stoku / GSYH) oranının yükselmesine yol açarak ülke riskinin artmasına neden olur. Burada rasyonel yaklaşım; ekonomiyi zedeleyen risklerin düşürülmesi ile kur düzeyinin faizle dengeli biçimde istikralı bir şekilde sürdürülmesini sağlamaktır.

***

İkinci olarak faiz oranlarını ele alalım. Faiz oranlarının enflasyon oranına göre düşük olması, a. yabancı para talebini artırarak kurların yükselmesine yol açar. b.Yabancı para mevduatı ve varlığı olanlar. c, ihracatçılar. d. yabancı paraya dayanmayan yatırım yapacak olanlar bu durumdan mutlu olurlar.

***

Buna karşılık faiz oranlarının enflasyon oranına göre yükselmesi kurların düşmesine yol açar ve a.ithalatçıları, b.yabancı paraya dayalı yatırım yapacak olanları, c.yabancı para cinsinden borcu olanları mutlu kılar.

***

Kur ve faiz ile oynamak, nedeni bunlar sanmak bazılarını memnun ederken, bazılarını da etmez. O nedenle; kuru denetlemek için yapılacak sürekli faiz artırımları tıpkı sürekli kur artışı gibi firma maliyetlerini yukarı çekerek enflasyonun hızlanmasına yol açar.

***

Peki, yapılması gereken ne? “Burada rasyonel yaklaşım riskleri azaltarak enflasyonu düşürmek ve bu yolla faizlerin gerilemesini sağlamaktır.” Sonuçlar (kur/faiz/enflasyon) üzerinde yapılacak operasyonlar sorunu çözmez daha da karmaşık hale getirir.

***

Her iki durumda da rasyonel adımlar atılarak riskler düşürülmeye çalışılmazsa ne kurların yükselmesi ne de faizlerin yükselmesi önlenebilir. Rasyonel yaklaşım yitirildiğinde insanlar bir yandan kendi çözümlerini üretmeye yönelirken bir yandan da hükümete kendi çıkarlarına uygun kararlar alınması yolunda baskı yapmaya başlarlar.

***

Gerek kurları gerekse faizleri eş anlı olarak düşürebilmek kolay değildir. Bu iki hedef genellikle birbiriyle çelişir. Bunu başarabilmenin tek yolu her iki sorunun temelindeki ortak kördüğümü çözmek yani riskleri düşürmekten geçer.

 ***

Riskler düşürülürse toplumun geleceğe ilişkin beklentileri olumlu hale gelir ve birçok gösterge rayına oturur. Türkiye bunu, 2001 krizi sonrasında uyguladığı IMF programıyla başarmıştır.

***

İrrasyonel yaklaşımların süreklilik kazandığı bir yerde istikrarı daha da bozacak akıl dışılık sonucunda insan, irrasyonel adımları normal kabul etmeye başlar ve kendisini bu yeni duruma uydurmaya çalışır.  Bu durumda toplum ‘akıl dışılık tuzağına’ düşmüş demektir. Bu aşamada artık rasyonel eylemler sürpriz oluşturmaya başlar.

***

Türkiye, istikrarsızlığı istikrarlı hale getiren, irrasyonelliği rasyonelleştiren bir yapı içinde görünüyor. Bu durum, tıpkı yastık altı altın ve döviz varlığı gibi ülkeyi krizlerde esnek bir konuma getiriyor gibi görünse de aslında ülkenin ileri gitmesinin önündeki en önemli engeli oluşturuyor.