KADİR DAYIOĞLU


AHIRA ÇEVRİLEN CAMİLER (1)

Madem konu hocalardan açıldı, sizlere acı bir şey söyleyeyim: 2. Mahmut döneminde, 19.yy başlarında, “okuma-yazma” bilmeyen subayların eğitilmesi için hocalar görevlendiriliyor. Sonra anlaşılıyor, bu hocaların çoğu da “okuma-yazma” bilmiyor. Yıl, 1838 falan olacak… Bunu da, “Latin alfabesine geçince bir gecede cahil kaldık!” diyen “eçheler” için verdim.


Ben inanıyorum ki; Osmanlı’dan Cumhuriyete devrolan cami/mescit, medrese, türbe, kümbet gibi kültür varlıkları, “lime lime” dökülüyordu. Bunun ipuçlarını yayınlanan fotoğraflardan, kitaplardan, anılardan, raporlardan açık ve net bir biçimde görüyoruz.

***

Bunun için de, 1890 sonları ve 1900 başlarında çekilen şehir fotoğraflarına bakmak gerekir. Yayınlanan, binlerce fotoğrafa bakınca bırakınız bu eserleri, şehirler “köy”den farksız… Bunların yoğunluğunu İstanbul fotoğrafları teşkil eder. Payitaht mı yoksa köy mü fark edemezsiniz.

***

Merak eden, bırakınız bir sürü hatıratı, 1900’lerin başında İstanbul Belediye Başkanlığı yapan, Prof. Dr. Cemil Topuzlu’nun anılarını okusun, yeter.

***

Peki, gelinen sonda İmparatorluğun bir kastı mı vardı? Asla böyle bir iddiada bulunamam… Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki uygulamalar için de…

***

İsterseniz konuyu biraz açayım… Osmanlı ve Selçuklu döneminde, “kamu bütçesinden” cami, mescit, medrese yapıldığına dair hiçbir kayda rastlamadım. Hep şahıslar, ahali ve vakıflar yapım, bakım ve onarım işlerini üstlenmiş. Şahısların içinde saray mensupları olduğu gibi “ricali devlet” de var… Sultanlar, hanım sultanlar, paşalar, vezirler, ayanlar, mütegallibeler de…

***

Bir de çoğu eser için bir “vakıf” kurulmuş. Bunların akarları bunları finanse etmiş. Gel zaman git zaman, “akarlar”, ayrılan mülkler el değiştirmeye, amacı dışında kullanılmaya başlayınca yapım, bakım ve onarım işleri de aksamaya başlamış. Bir de Cumhuriyet öncesi cami görevlilerinin, “devlet adına hizmet verenler” dışındakilerin, maaşlarını devlet ödemiyordu.

***

Cumhuriyetin önemli işlerinden birisi de “cami/mescid”; “medrese/okul” görevlilerinin maaşlarının devlet tarafından ödenmesini, bunların “kamu güvencesi” (memur) altında toplanması oldu. Tabii, bu da birden bire olmadı. Aşama aşama oldu... Bizim kuşak, “maişetini” temin için “cere çıkan” hocaları gördü.

***

Madem konu hocalardan açıldı, sizlere acı bir şey söyleyeyim: 2. Mahmut döneminde, 19.yy başlarında, “okuma-yazma” bilmeyen subayların eğitilmesi için hocalar görevlendiriliyor. Sonra anlaşılıyor, bu hocaların çoğu da “okuma-yazma” bilmiyor. Yıl, 1838 falan olacak… Bunu da, “Latin alfabesine geçince bir gecede cahil kaldık!” diyen “eçheler” için verdim.

***

Biliyorsunuz; TBMM’nin ilk günlerinde, 1920’lerde “Şeriye ve Evkaf Vekaleti”; kısa zamanda kaldırıldı. Şeriye kısmı için Diyanet İşleri Reisliği, Evkaf işleri için Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.

***

Fakir Cumhuriyet yine ilk bütçelerinin birinde; “eski eserlerin” envanter çalışması için Bütçe Kanunu’na bir madde ilave etti. Bununla ilgili de bir “Yönetmelik” hazırlandı. Bundan amaç şuydu: Taşınmaz Kültür Varlıklarının bir envanteri çıkartmak. Bunlar nicelik ve nitelik bakımından tasnif edilecek. Durum bir görülecek... Ondan sonra “imar ve ihyasına” geçilecek. Değersiz olanlar da korunmayacak…

***

Öyle ya, önce bir tespit ve tasnif yapılsın, öncelikler sıralansın, yıkılması gerekenler yıkılsın, elden çıkartılması gerekenler çıkartılsın. Geri kalan bir süreç içerisinde imar ve ihya edilsin.

***

Soru şu: “Vandallıkla” suçlanan bir yönetim ya da zihniyet neden bu tür bir zor sürece girsin ki? Ne diye bütçelerden ödenek ayırsın ki? Külliyen yıkıp atardı.

***

Tabii, bununla adı olup ortadan kalkmış, yıkık/virane, sanat ve mimari değeri olmayan, ihtiyaç duyulmayan eserler ortaya çıktı. İşte bununla “satılması gerekenler”, “yıkılması gerekenler”, “ihya ve onarımı” gerekenler tasnif edildi. Bunun içinde cami/mescit de var…

***

İşte, “çakma tarihçilerin” ve onların günümüzdeki tilmizlerini, temsilcilerinin, mal bulmuş mağribi gibi sarıldıkları durum bu… Bu süreçte elbette yıkılan, satılan oldu. Peki, bunların gerekçesi neydi, bütün içindeki payı ne kadar? Abartılacak kadar mı? Yoksa kabul edilebilecek seviyelerde mi?

***

Bir başka gerçeği daha söyleyeyim, sağcıların rol model aldıkları Demokrat Parti döneminde, özellikle İstanbul “sur içinde” (eski İstanbul) büyük yıkımlar oldu. Beyazıt-Aksaray arasının, Vatan ve Millet Caddelerinin açılışında… Onlarca mescit, tekke, zaviye vs. yıkılmış. Bunu da “İmar” için yaptılar… İyi mi yaptılar, kötü mü yaptılar? O benim alanım dışında.

***

Ama Kayseri bağlamında, AK Parti döneminde bazı uygulamaları anımsatayım ve sorayım: Eski Terminal içerisinde bulunan camiyi, Fatih Camii’ni, Kalemkırdı Camii’ni, Cıncıklı Camii’yi neden yıktılar?

***

Elbette makul ve mantıklı bir takım gerekçeler öne sürecekler. Saygı duyarım ama özellikle “Erken Cumhuriyet” yani “İki ayyaş” dönemi için benzeri gerekçelerin olabileceğini de teslim etmelerini beklerim. Yani sizin için geçerli olan gerekçeler hak da, o dönemler için hak değil mi?

***

Unutmayın, ortada bir envanter yok. Bir bilgi yok ki, işlem yapabilesiniz. Ha. Ege’de ve Demiryolu güzergahında bulunan İslam öncesi dönemlere ait kültür ve sanat eserlerinin, Osmanlı döneminde satıldığını da anımsatayım… Konuya devam edeceğiz.