KADİR DAYIOĞLU


AHİLİK HAFTASI

Özünde “iş ve fiyat tekelciliği” yatan bir ortaçağ kurumunu “çağlar üstü” gösterme ve “kutsiyet atfetme” gibi bir inanca sahip, bu işe önayak olanlar. Kayseri’de işi parlatan da eski Oda Başkanı Mustafa Alan oldu. Rivayet üzere, “olsa olsa metodu” ile tespit edilen bir yer de “müze” yapıldı.  Osmanlı iktisadiyatını batmasının nedenlerinin başında gelen bir kurumdan, günümüzde, keramet beklemek hiç de doğru değil.


“Ahilik çağlar üstü bir değerler sistemidir. Ahiliği sadece tarihi görevi gerçekleştirmiş ve yine tarihin karanlıklarına gömülmüş bir kurum olarak görmek hata olur”, der mikrofonu eline alan. Oysa işin gerçeği öyle değil.

***

Her yıl, benzeri övgüleri, öykünmelere tanık oluruz ama bunlar işin künhüne vakıf değiller. Osmanlı iktisadi hayatını çökerten nedenlerin başında gelen bir kurum ancak bu kadar özlenir; özlem duyulur. Ayrıca; Ahilik bir “esnaf/sanatkar” örgütlenmesinin ötesinde, yönetimlerin “kolluk” güce de… “Sopası” da… 

***

Asayiş sağlar, zaman zaman “başkaldırır!”. O nedenle de “sürgünle” çok tanışmıştırlar. Bu özelliği ile de sürekli “çıbanbaşı” olmuştur. “Başlangıçta tasavvufî bir mahiyet taşırken XIII. yüzyıldan itibaren içtimaî, iktisadî ve siyasî yapılanmaya dönüşen kurum” olmuştur. O nedenle, biraz tarih bilmek gerekir…

***

Anmayı anlarım zira toplumumuzda derin izler bırakan bir kurumdur. Ama onu kutsallaştırmayı anlayamam… Öyle bir toplumuz ki, dönemleri, kurumları ve kişileri kutsamakta üstümüze yok. Hem unutmayın, günümüzdeki “odalar” bunun yerine ikame edilmiştir, Osmanlı’nın son döneminde.

***

Ülkemizde pek kutlanmayan, birkaç ile has, 12-18 Eylül 2022 tarihleri arasında kutlanacak Ahilik Haftası’nın Kayseri’de yapılacak olan kutlama programı belli oldu. Bu yıl kutlamalar Bünyan’da yapılacak.Konu hakkında Kayseri Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (KESOB) Başkanı Şeyhi Odakır bir açıklama yaptı. Programı anlattı.

***

Her yıl konu ile ilgili, beklenenin aksine, “aykırı” yazarım. Bunlardan birisi de bu olacak. Aslında bunu tekrarlardan bir tekrar olarak da kabul de edebilirsiniz.

***

Ben ahiliği, “tarihin karanlıklarına gömülmüş bir kurum” olarak kabul edenler cümlesindenim. Ciddi iktisat tarihçileri bunun böyle olduğunu söyler. Bu fakir de bunlardan mülhem aynı kanaati taşır. Görüşlerimin nirengilerini satırbaşları ile vermeye çalışayım…

***

Bir; Ahilik ya da genel adı ile loncalar, sadece bize özgü kurumlar değildir.

İki; Bunlar, “çağlar üstü” falan olmayıp, birer “ortaçağ” kurumlarıdır, çağına özgündür; bu çağda ve bizde 20’inci yüzyılın ilk yıllarına kadar dini, iktisadi, siyasi ve hayatta önemli roller üstlenmiştir. Tabi, bu rollerin hepsi, olumlu değildir.

Üç; ahilik meslek örgütü olmaları nedeniyle bir “çıkar örgütüdür”.

Dört; 1727 yılında elde edilen “Gedik Hakkı” ile tam bir iş tekelciliği oluştu; temelli kapatıldığı 1913 yılına kadar işyeri açabilme fermana mahsusu bir hale geldi. Öyle ki, bazı iş kollarında, tam iki asır yeni bir işyeri açılmasına izin verilmedi, İstanbul’da…

Beş; ahiliğin hiçbir “kutsiyeti” falan yoktur, Debbağların şeyhiAhi Evran’ın bir tasavvuf ehli olması, ahilerin piri olması da bu keyfiyeti değiştirmez; yönetim de olduğu gibi ahilikte de dini çıkarlar için bir araç olarak kullanılmış.

***

İzninizle ve yeri gelmişken; bir internet sitesinden (http://dallog.com, Türk Tarihi) aldığım, Gedik Hakkı ile ilgili bazı bölümleri aktarıyorum.

***

“17. yüzyıldan itibaren lonca teşkilâtının sisteminde meydana gelen bazı gevşeklikler sebebiyle, sanatkâr kesiminde dağılmalar oldu. Kendileri için tahsis edilen toplu alış veriş yerlerini (arastalarını k.d) bırakan esnaf, semtlerde yeni iş yerleri açtı. Bu husus, entegre çalışma sisteminin ve kalite denetiminin giderek ortadan kalkması gibi olumsuz neticeler doğurdu.

***

1727 senesinde getirilen gedik hakkıyla, hizmetin veya zanaatın başkalarınca yapılması yasaklandı. Önce “müstekar gedik” ve “havâî gedik” biçiminde iki uygulama getirildi. Müstakar gedik; dükkân, mağaza, atölye gibi sabit bir işyerine veya tezgâha bağlı işleri; havâî gedik ise balıkçılık, börekçilik, suculuk gibi seyyar satıcılıkları ifade ediyordu.

***

(…)18. yüzyılın ikinci yarısında gedik sistemininşümulü (kapsamı) genişledi. Her işyerine “gedik” adı verilen bir alâmet asılması şartı getirildi. Bazı gediklerin sayısı hiç değişmediği halde, sayı sınırlaması olmayan kunduracılık, belli şartları yerine getiren her kalfaya açık tutuldu.

***

Boşalan gedikler için, bedel-i muaccele (peşin bedel) ödenmesi şartıyla beratverilirdi. Ölen ustanın gediği yetişmiş bir kalfaya devredilirken, vârislerine tezgâhın araç-gereç bedeli olarak, ustalık hakkı ödenirdi. … Mülk sahibinin, ustayı çıkarma veya işyerini başka bir gayeyle kullanma yetkisi yoktu.”

***

Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut dönemlerinde ‘Gedik Sistemi’nde önemli değişiklikler yapıldı; bu sistem  “Osmanlı toplum yapısında çok faydalı hizmetler gördü. Ancak idarî, siyasî, ekonomik ve adlî bakımdan Avrupaî tarzda düzenlemelerin yapıldığı Tanzimat döneminde gedik sisteminde de değişikliğe gidildi. 1860’ta çıkarılan bir kanunla gedik sisteminin sınırlı bir alanda tutulması ve serbest piyasa şartlarına geçilmesi için bir irade ve buna bağlı bir nizamnâme çıkarıldı. 

***

… Ekonomik ve sosyal hayat, gittikçe bozuldu. … Ancak, zamanın siyasî ve ekonomik istikrarsızlığı sebebiyle, istenen netice elde edilemedi. Tezgâha ve dükkâna bağlı gedikler ise, 16 Şubat 1913’te çıkarılan bir kanunla yasaklandı.”

***

Son söz; Özünde “iş ve fiyat tekelciliği” yatan bir ortaçağ kurumunu “çağlar üstü” gösterme ve “kutsiyet atfetme” gibi bir inanca sahip, bu işe önayak olanlar. Kayseri’de işi parlatan da eski Oda Başkanı Mustafa Alan oldu. Rivayet üzere, “olsa olsa metodu” ile tespit edilen bir yer de “müze” yapıldı.  Osmanlı iktisadiyatını batmasının nedenlerinin başında gelen bir kurumdan, günümüzde, keramet beklemek hiç de doğru değil.