KADİR DAYIOĞLU


AĞUSTOSTA SUYA GİRSEM…

ani, kul daralınca Hızır yetişir imdada gibi bir şey oldu, bugünlerde. Yüzümüzü ve habitatı güldürdü yağışlar. Duyduk ki, Erciyes’e de ilk kar düşmüş. Doğrusu, erken oldu…


Gençliğimizde çok severek dinlediğimiz uzun hava idi; “Kara bahtım kem talihim / Taşa bassam iz olur/ Başım bir Erciyes dağı yavru yavru/ Yaz günleri kış olur/ Ben feleğe neylemişem kırdı kanadımı kolumu/ Heder eyledi yar yar yar

Ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur/ Yüz yaşında bir yar sevsem yavru yavru/ On üçünde kız olur/ Ben feleğe neylemişem kırdı kanadımı kolumu/ Heder eyledi yar yar yar.”

***

Bu uzun hava radyolarda çok okunan, gazinoların çok istek alan eserlerinden birisiydi. O dönemin klas sanatçılarından Muzaffer Akgün ve Ahmet Sezgin güzel okurdu. Şimdi ise, Aysun Gültekin’den dinledim. “Dadaşın kızı” da güzel okuyor vesselam.

***

Verdiğim güftenin, “hece veznine” ne kadar uyduğunu bilmiyorum. Türünü de… Kayıtlara, derleyen “Aziz Şenses, Adana” diye girmiş. Neyse…

***

Uzun havayı bana, bugünlerde yağan yağmur ve soğuyan hava anımsattı. Her yer öyle mi bilmem? Hisarcık’a fena yağmadı. Yazıyı kaleme alırken hafif hafif döküştürüyordu.

***

Sanki; Tekir sularını perişan ettiler, hiç olmasa yağış vereyim dedi, Mevlam… O düşünmese bizi, kimse düşünmeyecek. Belediyelere kaldıysak, işimiz Allah’a kaldı, vallahi. İnanın, umurlarında değiliz. Derdimizi anlatıyoruz ama dinleyen yok.

***

Hani, kul daralınca Hızır yetişir imdada gibi bir şey oldu, bugünlerde. Yüzümüzü ve habitatı güldürdü yağışlar. Duyduk ki, Erciyes’e de ilk kar düşmüş. Doğrusu, erken oldu…

***

Gerçi Ağustosun bir yarısı yaz, diğer yarısı kış derle ama bu ay takvimine göre. Biliyorsunuz, o takvimde ağustos 15 Eylül’de biter. Sonbahara gireriz.

***

İnanın, ayakta kalın çorap, kollu kazak ve kapşonlu mont giyiyoruz. Ayıp olmasa, soba yakacağız. Tabii, hemen, iklimler değişiyor da ondan diye “sazan gibi atlayanlar” olacak. Ama bunun “iklim değişikliği” ile ilgili olduğunu sanmıyorum. Zira 65-70 yıl kadar önce, bir Ağustos ayında, kar yaşmıştı, Hisarcık tarafına.

Başka bölgelere yağdı mı? Bilemem… Sabahleyin kalktık ki, her yer karla dolmuş, kar yükü nedeniyle, dallar kırılmış, meyveler yerlere serilmişti.

Durumu gören rahmetli dedemin, yere çömelip, ellerini dizlerine vurup; “Vay elmalarım vay!” dediğini gün gibi anımsarım. Öyle ya, elma, armut, üzüm bir kış yenecek. Bunlardan reçel yapılacak, şıra, pekmez, domates kaynatılacak…

Tabii, bugünkü gibi salçalık domates falan gelmez. Bostanın da ne çıkarsa, bir de Hisarcık’tan bir iki yük domates alırsan onunla kaynatırsın. Şimdi ise, salçalık domates ve biber sebil gibi. Yeter ki sen paradan haber ver…

Hem, çarşıdan aldığın, salçalık şişe domateslerin verimi de yüksek. İyisini bulabilirsen, 5 kilodan bir kiloya yakın salça elde edersin. Normal de 6-7 kilodan…

***

Tabii, salça kaynatmak da hüner ister bırakınız erkekleri, her kadın kaynatamaz. Rahmetli annemden “el aldığım” için az çok beceririm. Yine annemden öğrendim turşu kurmayı, kayısı, erik yarmayı. Hele hele yarma işi öyle kolay değil. Yardığını, tahtaya ya da taşa halıya ilmek atar gibi döşeyeceksin… Beş altı kayısıyı sol eline alacaksın, yardıkça çekirdeği sağ eline istif edeceksin, iki elin oya örer gibi çalışacak.

***

Üç sene önce, salça kaynatırken çekilen fotoğraflarım olay olmuş; bizim Kıvılcım Cemaati’nden, bazı kıskananlar -ki bunların isimleri belli-, hemen fotomontaj, falan demişlerdi. Akıllarını uzun kollu gömleğime ve uzak durarak karıştırdığıma takmışlar, “yaz günü kollu gömlek giyilir mi, uzak durulur mu? Montaj olduğu buradan belli!”, falan demişler.

***

Tabii, bunlar, ömürlerinde bırakınız kanatmayı seyretselerdi, salçanın “cehennem ateş” gibi nasıl fokur fokur fokurdadığını; bırakınız kolunuzu gözünüze kadar sıçradığını ona göre uzak durarak karıştırıldığını bilirlerdi.

***

Halbuki kıskananların; “Güle güle yisin, Allah senesine güle güle yitirsin!” demelerini beklerdim. Neyse, demediler.

***

Koskoca yıl, ahlarla, vahlarla su gibi akıp gidiyor. Tabii, biz yaştakiler de kaçınılmaz sona biraz daha yaklaşıyor. İnanın, ellisine kadar zor geçen yıllar, ellisinden sonra daha hızlı akıp gidiyor. Ne diyelim? “Hepimizin hüsnü hatimesi için diyelim!”.  “Kelam-ı kibar”dan sonra artık kelam etmem…