KADİR DAYIOĞLU


ABDULLAH GÜL NE ANLATMAK İSTEDİ?

Evet. Tekrar ediyorum, bu yazım, henüz tekzip edilmediği için geçerli. Yok, tekzip edilir, Abdullah Bey; “Ben böyle bir şey söylemdim!”, derse. Yok hükmündedir, büyük de bir özür dilerim…


Gözden kaçmayan haber, Sayın Abdullah Gül ile ilgili… Basına,30 Ağustos günü düştü (Cumhuriyet/Odatv)… Bugün 1 Eylül, dün yazıyı kaleme alırken henüz bir ses ve seda çıkmadı, Sayın Gül’den…“Sükut ikrardan gelir” kavline mi uyuyor? Bilemem ama mutlaka bir açıklama bekliyoruz.Doğrusu; kişilere küçümser bir eda ile yaklaşmasını yadırgadım.Umuru hariciye görmüş bir zatı âliye yakışmadı. Önce, haberi bir okuyalım:

***

“TV100'de yayınlanan 'Taksim Meydanı' programında gazeteci Şaban Sevinç 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile CHP'li bir vekilin yaptığı görüşmenin ayrıntılarını paylaştı. Sevinç"Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayı olma hevesini kendisini görmeye gidenlere ifade ediyor" dedi.Gül'ün, CHP'li vekiller diyaloğunu anlatan Sevinç şunları söyledi:

CHP'li vekil: Efendim sizin adaylığınız da konuşuluyor... Ama bizim partililer size oy vermez, size çok tepkililer.

Gül: Niye vermesinler, Tayyip'e mi verecekler?

CHP'li vekil: Tayyip'e oy vermezler ama oy kullanmaya gitmezler.

Gül: O zaman Tayyip'in devam etmesini istiyorlar.

Sevinç, o konuşmada Gül'ün şunları söylediğini iddia etti:"Kemal Bey'in Türkiye'de kazanma şansı yok. Bu ismi konuşulanların hiçbiri olmaz. Bu makam çocuk oyuncağı değil. Beypazarı Belediye BaşkanlığıCumhurbaşkanlığı için referans olmaz. CHP iktidar olsa Türkiye'yi bu kadro ile mi yönetecek?"

***

Birincisi; “bu makam çocuk oyuncağı değil!” Elbette çocuk oyuncağı değil… Halkın, “yüzde 50+1” oyu ile seçilecek… Herhalde halk da, “çoluk çocuğu” o makama getirmez…

***

İkincisi; kendileri, mevzuat gereği, TBMMtarafından seçildi… Yine yasa gereği görev süresi iki yıl daha uzatıldı… Acaba, halk seçseydi, seçilebilir miydi? Bilemeyiz… Ama bir fırsat geçti ellerine, düşsün yollara, “adayım” desin ama bir yerlerden teklif beklenti içerisinde olmasın. “Ben adayım!”, desin, hem de ilk gün, ilk saatte. İmza vermezsem nâmerdim… Gerekli 100 bin imzanın ilki olurum…

***

Rahmetli Barış Manço, “işte hendek işte deve!”, demişti… Acaba, bu cesaret var mı Sayın Gül’de? Bilemiyorum. Evet…Abdullah Bey, “çoluk-çocuk oyuncağı” olmayan bu yüce makamı, “çoluk-çocuğa” kaptırmayın. Aksi durum da“vebal” altındasınız. Buyurun çıkın ortaya; “ardıma düşün!”, deyin. Liderlik bunu gerektirir.

***

Üçüncüsü; beyanatınıCHP’ye fokuslanmış, Sayın Gül. “Kılıçdaroğlu kazanamaz; CHP kadroları bu ülkeyi mi yönetecek?” demiş, küçümser bir eda ile… Peki, Kılıçdaroğlu neden kazanamaz? Bunun nedenlerini açıklamak zorunda, Abdullah Bey… Evet. Neden? Mesela “Alevi” olduğundan mı? Daha da acısı, Mansur Yavaş’ı kastederek; “Beypazarı belediye başkanlığı referans olamaz!” türünden bir yaklaşımla istiskal etmiş… Bir diğer hoş olmayan da bu…

***

Mansur Bey, anketlere göre, açık ara önde ipi göğüslüyor… Ama Sayın Gül’ün esamisi okunmuyor.Yavaş, diploması tartışılmayan bir hukukçu… Bir ilçe de başarılı başkanlık yaptı. Mehmet Özhaseki’yisürklaseederek, ülkemizin ikinci büyükşehri, çoğu Avrupa ülkesinden nüfusu fazla,  başkenti Ankara’ya Başkan seçildi… Bir kere, bu küçümseme Ankaralı’yı da rencide eder. Yani, Ankaralı, “çoluk-çocuk” mu seçti başına.

***

Bilenler söylüyor; bir önceki seçimde de kazanmıştı ama “trafoya giren kedilerin” hışmına uğramış, kaybetmişti… Ülkemiz tarihinde görülmemiş tüm mali, siyasi, idari engellemelere; yargı sopası tepesinde rağmen başarılı bir biçimde başkanlığı sürdürüyor…

***

Bir başka örnek de şu: Ekrem İmamoğlu’nu çok küçümsedi eski yol arkadaşlarınız. “Beylikdüzü BelediyeBaşkanından başkan mı olur!”, dediler… Şimdi, Beypazarı başkanlığı referans olmaz dediğiniz gibi küçümsemişlerdi İmamoğlu’nu da…

***

OysaSayın Erdoğan’ı, 1994’te İstanbul Belediye Başkanı seçildiğinden, kim tanırdı ki? İETT’de “top koşturan”, “Akıncı önderliği” yapan, rivayete göre, partisinden ücret alan, il yönetimlerinde bulunan bir kişiydi. Ha. Seçimi de, İmamoğlu gibi öyle eze eze falan kazanmadı… “Kıl payı” kazandı… Sol ve merkez sağ oylar bölünmese, mümkün değildi kazanması… Sonra, Tayyip Bey Başbakan ve Cumhurbaşkanı oldu…

***

Evet… İmamoğlu, Tayyip Bey’e rağmen eze eze, 800 bin oy farkla, iptal ettirilen, ikinci seçimde de kazandı… Bu da 16 milyon nüfuslu bir metropole başkan oldu… Yani, Cumhurbaşkanlığı için İstanbul Belediye Başkanlığı referans olabilir mi, denebilir mi? Yani, Sayın Erdoğan’ı oluyor da, müktesebatında Beypazar’ıve Ankarabaşkanlığı olan Yavaş neden olamıyor ki?

***

Nihayet; ülkenin işgal edildiğini, illerin, ilçelerin kurutuluşunu kabul etmeyen; sanki gelenler misafir geldi, alacaklarını alıp gittiler diyen başta İsmail Kahraman olmak üzere, çoğu “ecmainin” içine sindiremediği ‘Mustafa Kemal Türkiyesi’nde; ‘laik ve demokratik Cumhuriyet’te bir “tornacı”, bir “köylü”, bir “öğretmen”, bir “kayıkçı” çocuğu Cumhurbaşkanı olabiliyor. Neden bir “Alevi” çocuğu olamasın ki? Bu, unutmayın demokratik, laik Cumhuriyet’in faziletidir…

***

Mesela merak ediyorum; bu ülkede Bakanlık, TBMM Başkanlığı yapmış İsmail Kahraman’a, Sayın Gül’ün söyleyeceği bir söz yok mu?

***

Evet. Tekrar ediyorum, bu yazım, henüz tekzip edilmediği için geçerli. Yok, tekzip edilir, Abdullah Bey; “Ben böyle bir şey söylemdim!”, derse. Yok hükmündedir, büyük de bir özür dilerim…