KADİR DAYIOĞLU


19 MAYIS

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun. Bu vesile ile Atatürk ve onun silah arkadaşlarını; Cumhuriyete kol ve kanal gerenleri hasret, minnet ve özlemle anıyorum.


Yarın 19 Mayıs… Atatürk ve arkadaşlarının, milli mücadele için Samsun’a ayak bastıklarının 105. yılı. Aradan bir asır geçti ama Mustafa KemalPaşa ve onun hatırasına saldırı, küfür had safhaya ulaştı. Gün geçmiyor ki, bir haberle karşılaşmayalım. İşleri güçleri gücü, “Atatürk düşmanlığı!”

***

Elbette insanlar düşüncelerini açıklayabilir, eleştiriler yapabilir. Yapmalı da… Bu, konu Atatürk de olsa… Hiçbir sakınca görmem. Ama sağlam bilgi ve belge sunmak kaydıyla. Öyle, Dr. Rıza Nur(1879-1942) gibi, Cumhuriyet döneminde arzularına erişemeyen, istiskal edilen kişilerin yazdıkları, çizdikleri ile değil.  Bunların verdikleri bilgilere, “düşmanlığımızı” pekiştirmek için, “mal bulmuş mağribi gibi sarılmak”, “düşüklerin”, müptezellerin harcı.

***

Bakınız, Mustafa Kemal’e hakaret edenlerin başucu kitabı Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıratım” kitabı. Bunu, 1960’ların ortasında (1967), yine tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, bugün iktidarın çok fazla itibar ettiği Kadir Mısıroğlu yayınladı, müstear isimle. Kitap, daha matbaada iken, yurtdışına kaçmıştı. Nerden bulduğu, nasıl bulduğu ise soru işaretleri ile dolu.

***

O yıllarda öğrenciydim, İstanbul’da… Beyazıt’ta “Beyazsaray” binasının zemin katında bulunan bir kitapçıdan, uyuşturucu alıyormuş gibi, gazete kağıtlarına sarılmış bir biçimde almış; dört cilde, “kırk lira” vermiştim. O yıllar, “Türk-İslam Sentezi” ideali uğruna, “ecmain mahallesinin” çeperinde gezdiğimiz yıllar…

***

Ayda, 250-300 lira gibi bir parayla geçinen bir öğrenci için çok büyük bir para, kırk lira… Böyle sömürdüler bizleri. Yanarım yanarım da, o boşa geçen, çoğu sıradan adamlara itibar ettiğimiz günlere yanarım. Gençler, gençler hiç olmasa siz, bu tuzağa, bu kapana düşmeyin. Sorun, sorgulayın… Başkalarının değil, kendi aklınızı kullanın. 

***

Şimdi bir açıklamadan sonra, soruyu soracağım: “…1927 yılı Rıza Nur için dönüm noktası olmuştur. Atatürk’ün Nutuk’ta kendisini ‘Arnavutları isyana teşvik ettiği’ diye suçlamasından sonra 1928 yılında anılarını yazmaya başlamıştır. Anıları Nutuk’a cevap niteliğindedir. 1935 yılında anılarını British Museum’a 1960 yılına kadar yayınlanmaması şartıyla teslim etmiştir.”

***

Mısıroğlu, Müzedeki metnin mikro filminden bastırıyor bu kitabı. Bu da çok normal. Yayınlanabilir de... Ama diyelim, yurtiçinde yayınlanması mümkün değildi, neden yurtdışında yayınlamadı, Rıza Nur? Öyle ya; yurtdışına kaçıp, mesela İngilizce de yayınlayabilirdi? Hiç olmasa, o dönemlerin tanıklarının tamamı hayattaydı? Mustafa Kemal de… Niye, geç bir zamanı tercih etti? 

***

Bir diğer soru da şu: Neden İngiltere ve neden “İngiliz Müzesi”ne teslim etti?

***

Tabii, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı, ailevi durumundan değil. Ama bu yolu deneyerek itibarsızlaştırma ve dolayısıyla “Cumhuriyet devrimlerine” bir saldırı söz konusu.

***

Asıl sorun “devrimler”... O zaman, bu “devrimlerin” bazılarını bir anımsayalım:

- “Tebaya” değil “vatandaşa” dayalı Cumhuriyet’in ilanı… 

- Anadolu’da bir “Türk Devleti”nin kurulması…

- “Asker kaçakları ile dolmuş”, hiçbir şey üretmeyen, “medreselerin” kapatılması…

- İnancın sömürü aracı haline gelen, “tekke ve zaviyelerin” faaliyetlerine son verilmesi…

- “Arap/Fars” alfabesinin kaldırılıp “Latin alfabesine” geçilmesi…

- “Kadınların”, eşit vatandaş haline getirilmesi…

- “Mütegallibenin/ağanın” topladığı “aşarın” kaldırılması; vergilerin devlet tarafından toplanması…

- Osmanlı’da kurumsal olan kölelik ve cariyeliğin kaldırılması.

-Laikliğin getirilmesi…

***

Yani sonuçta; bunların imtiyazlıların ellerinden alınması; dünyevi ve uhrevi“sömürü araçlarının” ortadan kaldırılması. Ha. Bunda ne kadar başarılı olundu? Hedeflere ulaşılabildi mi? Ulaşılamadıysa engeller nelerdi? Gelin bunu tartışalım.

***

Evet. Muhal farz, Atatürkiçin söylenenlerin hepsi doğru. Unutmayın o, bir ilah değil beşerdir. Bizleri meftun eden, bakımsız, harap ve bitap düşmüş; asker ve vergi deposu olmaktan öte bir işlevi olmayanAnadolu Beylerbeyliğinde, bir asırdır yaşayan bağımsızlaik bir Türk Devleti’ni kurması. “Ne mutlu Türk’üm!” demesi. 

***

Diğerlerinin hepsi bahane, inanın asıl sıkıntı burada. O nedenle, Mustafa Kemal Atatürk bizlerin idolü, onun devrimleri vazgeçilmezimiz olmalı. Unutmayın, asıl saldırı, Atatürk’e değil onun gerçekleştirdiği devrimlere.

***

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun. Bu vesile ile Atatürk ve onun silah arkadaşlarını; Cumhuriyete kol ve kanal gerenleri hasret, minnet ve özlemle anıyorum.