KADİR DAYIOĞLU


12 MART DARBESİ

Size, darbelerin demokratik olan ya da olmayanları; meşru olan ya da olmayanları ile ilgili bir ufuk turu yaptırdım. Umarım, meramımı anlatabildim!


“12 Mart 1971 Muhtırası, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve kuvvet komutanlarının imzasıyla Süleyman Demirel hükümetini istifaya zorladığı, ordu komuta kademesinin emir-komuta zinciri içinde yönetime müdahale ettiği askeri muhtıradır.” 

**

Şayet, 9 Mart’ta, Madanoğlu cuntası başarılı olsaydı, “sol soslu”, “Baas Rejimlerine” benzer bir model egemen olacaktı, ülkemizde.  Bu sefer tarihe, 9 Mart 1971 Muhtırası olarak geçecek, ülkemizim çehresi değişecekti. Yine bu sefer, 12 Mart’a “tu-kaka” diyenler, 9 Mart’a methiyeler dizecekti. 

**

Muhtıranın elli beşinci yıl dönümü. Demek ki, yarım asır geçmiş. Ama bunun bedelini asıl halk ödedi. Merhum Demirel’i iktidardan düşürmekle, 1965’ten beri ortalama yüzde 5 enflasyon ve yüzde 7 kalkınma hızına erişen ülkemiz, tökezlemeye başladı. Derken, 12 Eylül 1980 darbesine geldi. 28 Şubat da bu cümleden…

**

Darbeler bizde kişilere göre;

Ya demokratiktir ya değildir...

Ya meşrudur ya değildir...

Ya kanlı olur ya kansız...

**

Çok şükür bizde, kanlı darbelere hiç rastlanmamıştır. Ama meşruluğu ve demokratikliği sürekli tartışılmıştır. Demokratik hukuk devletinde meşru darbe olur mu? Diye sormayın. Bizim gibi az gelişmiş demokrasilere sahip ülkelerde bal gibi olur.

**

Sözgelimi “Ulusalcılarımıza”, yine sözgelimi Emre Kongar hocamıza göre; 27 Mayıs ihtilali “sağa” karşı yapıldığından meşru ve demokratiktir. Bunu, tartışmak dahi abestir. Yine bunlara göre; şayet 9 Mart 1971’de Madanoğlu cuntasının ihtilal teşebbüsü başarılı olsaydı o da meşru ve demokratik olacaktı; bu taktirde de, ünlü “Ulusalcılarımızdan” merhum İlhan Selçuk da bakandı. 

**

Ama 12 Mart “karşı devrimdir”, 9 Martçılara göre. General Madanoğlu’nun en güvendiği adam kimdi biliyor musunuz? Bir zamanlar, televizyonlarda, gazete köşelerinde “komplo teorisi” kurmakla meşgul, MİT’çi merhum Mahir Kaynak hocamızdı. İşin acısı, Hoca “muhbir!” idi.

**

12 Eylül sonrası, işsiz güçsüz kalan Mahir hocamıza, sağın ünlü teorisyenlerinden, o dönem Selçuk Üniversitesi Rektörü rahmetli Erol Güngör kol kanat germiş ve anılan üniversitede ders vermesini sağlamış; diğer üniversiteler pek sıcak bakmamıştı.

**

12 Mart muhtırasının verildiğinde merhum Ecevit CHP Genel Sekreteriydi. Muhtıraya ilk günler hiç itiraz etmemişti. Takip eden günlerde, muhtırayı yer yemez İstifa eden Süleymen Bey’in yerine, partilisi merhum “Şalcı” Nihat Erim atanınca Ecevit, “Bu bana karşı, parti içi bir darbe!” diyerek Genel Sekreterlikten ayrılmış ve İsmet Paşa’ya karşı bayrak açmıştı.

**

Nihat Erim’e de “şalcı” denmesi şundan kaynaklanıyormuş; Erim’in, 1950 öncesi hem gençliği ve hem de akademisyen hukukçu kimliği ile CHP’de yıldızı parlamış; “icabında Hürriyetlerin üstüne şal çekmek gerekir!” falan demiş. Yanılmıyorsam CHP’ye de, 1946 sonrası kurulan Hürriyet Partisi’nden geçmişti. 

**

Meraklıları için bu kadar bilgiden sonra tekrar başa dönelim... Dedim ya, “Sunay-Tağmaç kliğinin”, 12 Mart’ta devrimci cuntacıları saf dışı bırakıp, “solcuların” üzerinden silindir gibi geçmeleri gayrı meşru olup demokratik değildir.

**

“Asmasaydık da beslese miydik!” sözleri ile ünlü Evren Paşamız ve ekibinin yani “Bizim çocukların” yaptığı 12 Eylül darbesi, “solcuları” ve “ülkücüleri” ezdiği, “yeşil kuşak projesinin” önünü açtığı için meşru ve demokratik değildir. 

**

Rivayet olunur ki bu dönemde, PKK’yi sindirmek için, Hizbullah gibi örgütlere göz yumulmuş. Diyeceksiniz ki, “darbe hiç demokratik olur mu?” Haklısınız. 

**

Peki, “27 Mayısı bu kadar seviyorsunuz; o halde Anayasasını geri getirelim!” diyorsunuz; olmaz diyorlar.  Ve devam ediyorlar; “Hürriyet iyidir amma velakin, fazlası zarar getirir. Bu nedenle, hürriyetin makbulü sopalı olanıdır!” Yani, “sopalı demokrasi” özlemi hiç bitmemiştir bu ülkede.

**

28 Şubatın üstü örtülü darbesi, “gericilere” karşı yapıldığı için hem demokratiktir ve hem de meşrudur.  Size, darbelerin demokratik olan ya da olmayanları; meşru olan ya da olmayanları ile ilgili bir ufuk turu yaptırdım. Umarım, meramımı anlatabildim!

**

Peki abi, diyeceksiniz ki, sadece darbeyi “ciheti askeriye” mi yapar; siviller hiç yapmaz mı? Haklısınız. Benim bildiğim “iki sivil darbe” var: Geniş cephe ile iktidara gelen Lenin Rusya’sı ile, yine geniş cephe ile iktidara gelen İmam Hümeyni İran’ı. İktidar paydaşlarının hepsini tasfiye ettiler. Özledikleri rejimi kurdular.