Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 12.03.2026 12:10

YOLLAR, YOLLAR, YOLLAR…

Facebook Twitter Linked-in

Unutma illetli hafızanızı biraz geriye götüreceğim. Karatepe başkan oldu. “Kilitli parke”  döşenmeye başlandı. Hemen muhalifler başladı eleştiriye: “Pembe kaldırımlar döşeniyor. Paranız bu kadar bol mu, Allah’tan korkun!” Anımsadınız değil mi?

Dayanıklı, uzun ömürlü, işçiliğinin kolay olması nedeniyle tercih ettiklerini, hem de ülkemizde yaygın kulanım alanı olduğunu falan ileri sürdü Hocamız, savunmasında. Doğruydu, bunlar. Şimdi belediyeler zenginleşti, granit döşemeye başladılar. Başladılar ama taşlar, piyano tuşları gibi oynuyor.

Haliyle her yıl tamir ediyorlar. Neredeyse, tekrar yapıyorlar. Bunlar neden “yapışmıyor!” bilemem. Yapılanlar hep aynı. İnce kum ve çimento karışımı harç. Bunu seriyorlar, üstüne çimento şerbeti döküyorlar, taşı oturtuyorlar. Bir Allah’ın kulu da çıkıp, biz nerede yanlış yapıyoruz? Demiyor.

Ya, yağışta buz patenine dönen döşemelere ne denir? Ayıpları örtmek için halı döşediler. Sonra, Cumhuriyet Mahallesi merkezini (Havuzluhan civarı) yeniden düzenlediler. Buna rağmen yine de piyano tuşu gibi oynuyor taşlar. 

Mesela, Kale’nin batı ve güney tarafı da böyle. Başkan Büyükkılıç, burayı bir gezse durumu görür. Her sene tamir edilmez ki? Mutlaka imalatta bir yanlışlık var.  Aslında çok yer böyle.

Şükrü hoca bir şey daha ilave etmişti savunmasına: Kilitli parkelerin aralarından sızan sular, “Habitatını” besliyor, dolayısıyla bitkiler ve hayvanlar nisbî de olsa su ihtiyacı gideriliyor vs.

Tabii, savunmanın ilk bölümü az çok biliniyor ama “habitatı” yanı canlıların hayat ortamını besliyor kısmına, toplum olarak oldukça yabancıydık, en azından ben yabancıydım… Aklımıza bile gelmezdi…

Öyle ya, eskiden kaldırımlara beton dökülür, üstüne karo döşenirdi. Yollar da asfaltlanırdı. Bu nedenle yere düşen yağmur kanallara, oradan derelere, oradan ırmaklara deşarj olurdu. Yani sizin anlayacağınız şehrin merkezine düşen su Karadeniz’e giderdi. Dolayısıyla “habitatın” bir yararı olmazdı.  Ağaçlar büyümez, serpilmez vs. Yıllardır, asırlardır bu su ile beslenen canlı ortam da zamanla sizlere ömür olurdu.

Bu kadar uzun girişi şunun için yaptım: Biliyorsunuz, “hinterlant”a bağlık ve bahçelik alanlar da girdi. Vatandaş tozdan topraktan kurtulmak için ha bire yollarına asfalt istiyor. Sağ olsun belediyelerimizde bunlara anında ve fazlasıyla yanıt veriyor. Peki, yapılan amaca uygun mu? İşte bu noktada itirazım var.

Oysa bu tür asfaltlamada bir tasarım hatası söz konusu. Bunu birkaç kez hatırlatmıştım. Anlaşılan anlatamamışım, kim bilir belki de belediyelerimizde, yağmur suları ile “habitatı” arasındaki ilişkiyi pek bilen kişi yok da onlar anlayamamış. Ha bire döküyorlar asfaltı bir duvardan öte duvara. Hal böyle olunca caddeden, sokaktan, yoldan akan su ile, mücavirindeki canlı ortamın ilişkisini kopartılıyor. 

Bununla bitse iyi. Kendi mücavirine deşarj olamayan su bu sefer akmaya başlıyor, yol boyunca. Bir de bakmışsınız, bir yerlerde sular gölcükler yaratıyor, hatta su baskınlarına neden olabiliyor.

Somut bir örnek vereyim, daha dün için. Yıllardır bakımsız bırakılan, Hisarcık Burhan Sokağı ve bağlantılarına asfalt yaptı, Melikgazi Belediyesi. Tabii, teşekkür etmek gerekir ama yapılan yanlışlığı da belirtmek durumundayım. Kızacaklar ya da ilerde, haklı, bazı kişisel taleplerimi karşılamayacaklar endişesiyle, bu ikiyüzlülüğü yapamam doğrusu.

Burada da yolu duvardan duvara asfaltladılar. Yanlarda, suların emilebileceği, deşarj olabileceği bir toprak bant bırakmadılar. Oysa yapılacak şey gayet basitti. Asfalta, yılan sırtı bir form vereceksiniz, duvarlar ile asfalt arasında bir, bilemedin yarım metre bir toprak alan bırakacaksınız. Bazı yerlerde de akıntıları, sulama kanallarına yönlendireceksiniz.

Tabii, bunu asfalt döken “çavuş” bilmez. O, Allah ne verdiyse döker gider. Bu bir “mühendislik” işidir, bu bir “mühendislik” tasarımıdır. Kimse kusura kalmasın. Mühendis ve mimarlığın bu denli ayağa düşürüldüğü bir ortamda, bunları yazmak acı veriyor insana.

Yağışlarda, ne olabileceği görmek isteniyorsa, Burhan Sokağı’nın bir yerinden, bir tanker suyu boşaltsınlar ve görsünler. Akan sular, hem de hışımla, Karamancı misafirhanesinin önü kadar gitmezse, dilediğinizi söyleyebilirsiniz. Dedim ya, denemesi de öyle pahalı bir şey değil. Buyurun deneyelim, tenezzül buyururlarsa ben de bulunayım.

Benzeri bir durum Mehmet Özhaseki Bulvarı/Erciyes Bulvarı’nda yani Hisarcık yolunda var. Sağ olsunlar, yaya kaldırımı yaptılar boydan boya. Evvelce toprak olan orta refüjü de kilitli parke ile kapattılar. Caddeye düşen suyun bir damlasının, “habitatına” deşarj imkanı kalmadı. Ne yapsın o da, “yerçekimi yasasına” tabi, başlıyor akmaya, ta Meteorolojiye kadar. Yetkililerin hiç biri görmüyor mu bunu. Yağışlı bir havada yokuş çıkan aracın üstünden atlıyor su. İnanın bir keresinde, silecekler yetersiz hale gelmişti yarmanın çıkışında.

Üstelik, bedavadan “danışmanlık” yapıyoruz, ciddiye almıyorlar. Geçmişte dedik ki, bu suları canlı ortama deşarj edebilecek “mühendislik” uygulamaları yapın. Israrla “mühendislik” diyorum, “mühendislere” bir paye çıkartmak falan için değil, işin gereği bu da onun için. 

Anladık, bizi ciddiye almıyorsunuz bari, bilimi ciddiye alın… Bu şehirde Çevre Müdürlüğü, Çevre Mühendisleri Odası, Çevre örgütleri, TEMA, çevreciler vs. var. Öyle mi, hadi canım siz de. Ağızlarını açmaya, belediyeleri, hafif yollu da olsa eleştirmeye korkuyorlar. Herhalde, tek sesli toplum böyle bir şey olsa gerek.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —